A Single Man

Tek başına bir adamın, tek başına bir günü sanırım ancak bu kadar duyarlı ve güzel anlatılabilirdi. Moda tasarımcısı Tom Ford ilk kez yönetmenliği denemiş ve filmin senaryosunu da yazmış. Bilemiyorum böyle bir yarış var mı ya da Ford bu yarışın içinde mi, ancak olsa böyle bir yarış nicelerine taş çıkartır sanırım.

İnce ince, olağanüstü bir duyarlılık ve estetikle işlenmiş bir film “A Single Man”. İlla arayanların bile kusur bulamayacağı bir film çıkmış bana göre ortaya. Bildiğiniz gibi bu film, Christopher Isherwood’un aynı adlı romanından uyarlandı. Isherwood’un kendi yaşantısından bir dönemi kurguyla işlediği romanı da zaten en başarılı kitabı olarak kabul görmüş. Kendinden yaşça genç olan sevgilisinin terk etmesi üzerine ölüme benzettiği yalnızlığını işte böyle kitaplaştırmış. Ford’da karşımıza bu kitaptan esinlenerek mükemmel bir film çıkartmış. Filmde çaktırmadan gelen detaylar, olağanüstü müzikler, kostümler, sakinlik, mükemmel kurgusuyla sadece bir güne sığan, hele de anlaşılması en zor olan insan duygularını hayretle izliyoruz. 60’lı yıllar ve George’un sabah kalktığı bir gününün gece yarısı saat 03.00 kadar geçen bölümünü anlatan film umutsuzluğu, sonra umudu, yalnızlığı ve hayatın anlamını bulmaya çalışıyor. 16 yıllık hayat arkadaşı Jim’i bir trafik kazasında kaybetmiş olan profesör George, artık kalabalık içindeki yalnızlığa, özleme ve acı kaybına dayanamayacağını anlar ve intihar etmeye karar verir. Her şeyi normal seyrinde devam ettirirken kafasında olan tek şey ölümdür. Okula gider, “korku” üzerine öğrencilerine ders verir, dönüşte ise boş olan silahına mermisini alır.

Tek Basina Bir Adam

Eski sevgilisi ve çok eski dostu Charley (Julianne Moore çok yakışmış bu role) ise onun tek dostudur. Aslında iç hali tamamen umutsuzluk olan bu adamın bize gösterdiği bu tek gününde bile küçük küçük umutların yer alması farklı bir ironi sanırım… Okuldaki öğrencilerinden Kenny’nin çaktırmadan yakınlaşması, yolda akşam Charley’e götüreceği viskiyi almak için durduğu markette tanıştığı yakışıklı İspanyol Carlos, kapı komşusu Suzan ve tabiî ki kendi içinde geçmişiyle sorun yaşasa da onu her daim seven Charley… Tüm bu günü dağınık ama soğukkanlılıkla geçirirken, anılarıyla bizi ölen sevgilisi Jim’le paylaşımlarına götürüyor, tanışmaları, evde geçirdikleri zamanlar ve eşsiz aşkları. Umutsuz olduğu anları gri tonda izlerken, gerçek yaşam ve aydınlanma da renkler çıkıyor karşımıza. Aslında ölmeye ne kadar kararlı olsa da akşam saatinde yapacağı komik intihar girişimleriyle başaramayacağını içten içe biliyor belki de. Charley’in telefonuyla intihar denemelerine ara verir ve onun evine gider. Keyifli bir akşam, müzik ve içsel yolculuk bizi bekliyor burada.

A Single Man

Film bir gay filmi olarak adlediliyor ki konusu itibariyle öyle. Ama filmin içinde ne rahatsız edici bir cinsellik ne de aşırılık var. O kadar sade ve bir o kadar da önyargısız bir yaklaşım. Colin Firth’i takdir etmemek elde değil, haklı bir Oscar adaylığı kazanmış. Sade ama bir o kadar da etkileyici bir duruşu var.

Finaliyle kaderin ağlarını ördüğü bir film olan “Tek Başına Bir Adam”ı izlerken hoş tesadüflerin güzelliğini görmezden gelmemeyi bir kez daha anladım.


1 Comment

  1. isimsiz

    tek kelimeyle mükemmel bir film, colin kendini aşmış

Leave a Reply