Denizde Istanbul Hatırası

Evet, denizde sinema pek keyifli oluyormuş. Film bahane, atmosfer şahane!

İtiraf ediyorum, ilk başta önyargılıydım açıkçası! İdo’nun bir organizasyonu, ne şekilde ilgi çekici olabilir diye düşünmeden edemiyordum. Fatih Akın’ın izleyemediğim belgesel tadındaki “İstanbul Hatıra”sını özellikle deniz üzerinde izlemek en büyük itici güçtü benim için. Ama bu yazımda film ikinci sırada kalacak, üzgünüm… Bir kez daha ön yargının yanlış olduğunu bizzat test ederek öğrenmiş oldum. Daha farklı bir kesimin katılacağını düşündüğüm “Deniz’de Sinema” beni fazlasıyla ters köşeye yatırdı. Üstelik son derece beklentisiz, hiçbir şey olmazsa yıldızları ve denizi seyrederim diyordum.

Önce İdo’ya teşekkür etmem lazım. Barış Manço Vapuru film gösterisi profesyonellikten uzakta amatör ruhla ama bir o kadar da çözüme ve hizmete yönelikti. Profesyonelliği göze sokmayan sadelikte ve huzurdaydı. Gençler olayı başarıyla ele almış. Sanırım ortamı özetlemem gerekse “samimi” kelimesini seçerdim.

Şimdi, başa dönüp gecenin aslını anlatayım önce; İdo belirli günlerle sınırlı bir kampanya düzenliyor. Bloger ve Facebook kullanıcıları bu etkinliğin katılımcıları oluyor. Facebook’ta düzenlenen 3 günlük kampanyada sorulan soruya doğru yanıt veren ilk sıradaki kişiler denizde film izleme zevkine erişebiliyorlar. Katılımcıların yarısı bloger, diğer yarısı ise Facebook kullanıcıları. Ben hem Facebook kullanıcısı hem de Film Makarası olarak oradaydım. Vapurda toplam 150 kişi vardı sanırım. Sade ama şık giyimli, çoğunluğu genç yaş aralığında bir grup insan. Vapura binme saati geldiğinde, yığılma olmadan sakin sakin binildi, itişme kakışma hiç yaşanmadı! Terasa çıktığımızda her yere yayılan armut koltuklara çöküverdik hepimiz. Önümüzde de kocaman bir sinema perdesi.

Önce kaynaşamama, birbirini inceleme ve nereye otursam faslı kısa sürede yerini “selam, n’aber?” e bıraktı. Vapur yavaş yavaş Kabataş kıyılarından uzaklaşırken güneşin bize veda edişi ve deniz muhteşem bir atmosfer oluşturdu tabii ki. Kısıtlı mekanda belirli kitleyle birlikte olmanın tadı yavaş yavaş çıkmaya başladı. Müzikler ne olacak diye beklerken, film öncesi ve sonrası hiç bitmesin istediğimiz şarkılar eşlik etti bize. Elvis’ten Frank Sinatra’ya, Gary Moore’dan Bryan Adams’a kadar kulaklarımızın pası silindi. Önce çay servisi yapıldı. Olabilir, belki bir jesttir diye düşünürken, meyve suyu ile devam etti içecek faslı.

istanbul

Derken tost ve içecekleri terastaki en ücra köşesine kadar mekanın atom karıncası olarak yorumlayabileceğim garsonu Kumru tarafından ulaştırıldı. Şevkle ve sevgiyle tüm gece her birimizi bitmek bilmeyen enerjisiyle besleyen Kumru’ya  ve ekibe buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Güzel hizmetleri ve güler yüzleri için… Bir süre sonra zaten herkes servise yardım eder hale geldi. Hatta bir ara yanımdaki arkadaşım kameramanın kamerasını tutmasına yardım ediyordu, siz düşünün. Film başlamadan hemen önce tersanede mühendis Süleyman Abi çıkıp bizi selamladı. Ardından film başladı. Film başlayınca servis bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz, tost ve soğuk sandviç dağıtımı filmle birlikte daha iyi gider diye düşünmüş olmalılar ki bir daha başladı. Ardından bir daha çay ve soğuk içecekler. Filmin orta yerinde orijinalinden Alaska ve Fruko dağıtımıyla ortalık tam anlamıyla şenlendi. Bütün bunların yanında patlamış mısır olmazsa olmaz tabi. Emin olduğum bir şey var ki sonsuz bir şekilde patlamış mısıra doymuş bulunuyorum. Yeme içme herşey sınırsız ve ücretsiz.

Film esnasında servis olur mu demeyin, önce ben de öyle düşünüyordum, konsantre olamayız, filmi atlarız, şişştt önünden geçmeyin… Ama film seçimi de mükemmel oturmuştu bu ambiyansa. Filme gelecek olursak… 2005 yapımı bir Fatih Akın belgeseli. Fatih Akın kamerasıyla, filmin başkahramanı müzisyen Alexander Hacke ve onun oluşturduğu müzik dünyasını çekmiş. Sonuç ise müzik dünyasına ve İstanbul’a inanılmaz bir bakış. Alexander Hacke, 20 yılı aşkın süredir Einstürzende Neubauten müzik grubunun üyesi ve ‘Duvara Karşı’ filmi için yaptığı müziklerle ilk kez İstanbul’la ve karmakarışık müziğiyle tanışıyor. Filmde kendine seçtiği kalıcı mekanı Beyoğlu’ndaki Büyük Londra Oteli. Ama O’nu her yerde görüyoruz. Kah sokak müzisyenlerinin yanında, kah Orhan Gencebay’ın stüdyosunda. Bu günlerde gündeme oturan Türkiye müziği tartışmaları havada uçuşurken bu filme denk gelmem de bir ayrıcalık oldu sanırım benim için.  Fatih Akın bu filminde ünlü isimlere yer vermiş. Baba Zula, Erkin Koray, Sezen Aksu, Orhan Gencebay, Müzeyyen Senar, Ceza ve Mercan Dede gibi. Ama onun dışında Hacke İstanbul’un çok zengin müzik yelpazesini ince ince izlemiş, gözlemlemiş. “Sokak Kaydı”yla akla gelebilecek her yerde kayıt yapan Hacke İstanbul’un müzik çeşitliliğini de gözler önüne seriyor. Sonuç tam bir müzik panoraması. Din, dil, ırk farkı gözetmeksizin… Bu sıra dışı görseli izlemenizi tavsiye ederim. Sokak şarkıcılarının yanında tinercilerle birlikte sohbeti ve müzikle birlikte evrenselleşen çığlıkları görülmeye değer. İstanbul’da olup henüz görmediğimiz sokakları, görsek de dikkatimizi çekmeyen insanları ve sesleri fark etmeye hazır olun.

Gecenin aksak yanları yok muydu, elbette vardı. Ezan esnasında müzik sesinin kesilmesi gibi. Ama tadı güzelce damağımda kalsın istiyorum ve suya sabuna dokunmayan aksaklıklarını çoktan resetliyorum…

Deniz ve sinema ile oluşan muhteşem ikiliyle sosyal medyanın geldiği noktayı gösteren gecelerden biri daha geride kaldı. Bir diğerinde görüşmek üzere…

 


4 Comments

  1. süleyman kuru

    Hımm güzel etkinlikte sigara içirtmezler orda.Gerçi ben içerim ama öyle ortamları bozmamak lazım:) bi öğreniyim kim var işin başında.

  2. Dilek Öztürk

    O gece orda bende vardım yazınızı ilgiyle okudum siz ki yazınızın bir kısmında ” Din, dil, ırk farkı gözetmeksizin… Bu sıra dışı görseli izlemenizi tavsiye ederim. ” böyle bir cümle kuruyorusunuz ardındanda ezan sesinden rahatsız olduğunuzu söylüyorsunuz siz önce kendi içinizde çelişmeyin elbetteki müslüman bi ülkedeyiz ezan sesi elbette duyulacak ve müzik sesi kısılacak bu böyledir. istanbulun yedi tepesine baktığımızda bizi büyüleyen en önemli görüntü cami minarelerin şehre verdiği manevi havadır.Ama sizin bahsettiğiniz din dil ırk farkı gözetmeksizin sözleriniz sadece lafta kalıyor…

  3. Nasıl ki bu gecede alkol kullanmayanlar (yasak olmasına rağmen) el altından bira dolaştırıp içenleri hoşgörü ile karşıladıysa ezan okunurken 1-2 dakikalık müziğin sesinin kısılması da da bir olgunluk belirtisidir bence

  4. Ayşegül

    Etkinlikte bende vardım.Film esnasında ezan okunmasına ragmen ses ayarında herhangi bi değişiklik yapılmadı. Bilindiği üzere film müzik tadındaydı. Müzik ve ezan birarada dinlediğimi gayet iyi hatırlıyorum.

Leave a Reply