Ve Zuckerberg Facebook’u Yarattı: The Social Network

İtiraf ediyorum, tüm dünyayı sarsan Facebook çılgınlığına bir de filmi eklenirse ortalık tamam olur düşüncesindeydim. Önlenemez yükselişinin sonucunda Ben Mezrich’in “Kazara Milyarder, Facebook’un Kuruluş Hikayesi” kitabı çıktı ortaya ve bu kitabın değiştirilmiş uyarlamasıyla da “Sosyal Ağ – The Social Network” filmi. Henüz küçük bir çocukken Robert Redford ve Paul Newman ikilisinin oynadığı ‘Sonsuz Ölüm’ filminden etkilenerek yolunu çizmeye karar veren Fincher filmin yönetmenliğine soyununca da şaşırmıştım, ‘Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi’, ‘Fight Club’, ‘Seven’, ‘The Game’ ya da ‘Zodiac’ gibi filmlerinin ardından böylesi bir film değildi beklentim. Ama Fincher oturdu yönetmen koltuğuna ve iyi ki de oturdu.

Sonuçta iyi yönetilmiş, mükemmel bir senaryo ve kurguya sahip bir film çıkmış ortaya. Kitabın yazarı Mezrich’de ilgi çekiciydi benim için, zira yine gerçek olaya dayanan, bir grup özel öğrencinin blackjack vurgunu serüvenini anlatan “21” filminin romanını yazmıştı. Bir de üzerine senaryo Aeron Sorkin’e teslim edilince merakım iyice arttı. Konunun sıkıntılı kısmı ya da tartışmalara sebep olan noktası Facebook çıkış filminin asıl adama yani Mark Zuckerberg’e dayalı bir anlatımla değil, aksine onun hem yakın dostu hem de ilerleyen zamanda kalp kırıcı hukuk savaşına girdiği Eduardo Saverin’nin ağzından anlatılanlardan uyarlanması. Sonuçta Sorkin kitaba konu olanı sadece ihanete dayalı olmaktan çıkartmış, bir takım değişikliklerde yaparak mozaik bir senaryo sunmuş bizlere.

Facebook’un nasıl kurulduğunu, daha ilk zamanlarını anlatan film Mark’ın (Jesse Eisenberg) sevgilisi Erica (Rooney Mara) ile kafede oturduğu sahneyle başlıyor. Daha ilk dakikalarda Mark’ın durumunu açık eden seri ve zekice konuşmaları filmin gidişatını belli ediyor zaten. Mark Zuckerberg, Harvard’da okuyan yeniyetme bir öğrenci, herhangi bir gruba üye değil, tuhaf alışkanlıkları olan ve paçalarından akan zekaya sahip bir dahi. Hal böyle olunca da kadınlarla arası çok da iyi olamıyor. Daha ilk sahnede sevgilisinin kalbini kendisinin bile fark edemediği bir sebeple kırıyor ve Erica tarafından terk ediliyor. İçindeki öfkeyi hemen akıtmak isteyen Mark, odasına dönüyor, bloğuna döşenmekle kalmıyor, hackerlik meziyetini döktürerek okuldaki kız öğrencileri iki paralık eden “güzel-çirkin” sayfasını yapıyor ve Harvard sistemini çökertiyor. Sosyalliği ve girişkenliğiyle değil, çirkinliği kullanarak da olsa zekasıyla bir gecede ilgi çekebilmeyi başarıyor. Okulun temiz, yakışıklı, başarılı ve kürek takımının öğrencileri ikiz Winklevoss kardeşlerin (Armie Hammer – Josh Pence) Harvard’ı kapsayan bir sosyal paylaşım sitesinin programı için Zuckerberg ile yakınlaşma çabaları ise kaçınılmaz oluyor. Bundan sonrası ise çorap söküğü gibi geliyor.

Film, genel hatlarıyla kalbi kırık ve öfkeli asosyal bir gencin, bir gecede Facebook’u kurmasını ve bunun sonucunda oluşan değişim sürecini anlatıyor. İçine en yakın dostu Eduardo Saverin (Andrew Garfield) ile paylaşımları, onun şirketin kurulmasındaki maddi yardımı ve sonrasındaki hukuk savaşıyla, Winklevoss kardeşlerin fikirlerini çaldığı iddiasıyla bocalamaları ve onların hukuki savaşı da eklenince müthiş bir senaryo çıkıyor ortaya. Bir yanda kayıt altına alınan hukuki süreç ve buradaki diyaloglar, diğer yanda bu sürece ayna tutan yaşananlar. Git-gel kurgusuyla işlenen film, 2 saati geçen süresine rağmen sizi sürekli tetikte tutuyor, en ufak bir sahneyi, geçen diyalogları ve gerçekte dram yüklü olsa bile zekice akan esprileri kaçırmak istemiyor, bu yüzden de kıpırdayamıyorsunuz bile. Oyunculuklara ise denecek çok söz yok; gençlerden oluşan bu ekip filmi alıp götürüyor. Jesse Eisenberg, Mark Zuckerberg karakterine zaman zaman kızsak da elde olmadan sempati duymamızı sağlıyor. Facebook’un kurulduğu andan başka bir boyuta geçişini sağlayan Napster’ın kurucusu Sean Parker rolünde ise müzik dünyasında hatırı sayılır bir başarı yakalayan Justin Timberlake şaşırtıcı bir performans sergiliyor. ‘Neden sadece müzik değil?’ diyenleri hayal kırıklığına uğratmayacak türden.

İnsanı duygularla başlayan filmin, araya yoğun teknolojiyi ve sosyal alemi koysa da yine insanı duygularla sonlanan finali bana göre en vurucu kısmıydı. Gençlerin izlerken özeneceği, ebeveynlerin ise biraz tereddütle bakacağı Harvard’lı sahneler, teknolojinin geldiği ve gelebileceği noktalar, arkadaşlıklara rağmen derin yalnızlıkların yaşanması daha çook tartışılacak.

Filmin müzikleri de yabana atılacak gibi değil, hele Beatles’tan “Baby, You’re A Rich Man” şarkısı da eklenince, Trent Reznor imzası taşıyan müzikler filme çok yakışan bir yelpaze sunmuş.

Sadece sanal alem olarak yorumlamadan, tıpkı Fincher tarafından da salık verildiği gibi kimin haklı kimin haksız olduğuna ve gerçekliğine takılmadan, neredeyse tamamı diyolağa dayalı, Oscar’a da el sallayan yapımın tadını çıkartın derim.

İyi seyirler

Hilal Çetinder (22 Ekim 2010)

ABD’de yayınlandığı günden bu yana basında çıkan haberlerden bazıları;

Mark ve Erica’nın ayrılık sahnesi senaryosu 8 sayfadan oluşmuş ve bu sahne tam 99 kez çekilmiş.

Mark Zuckerberg’i canlandıran Jesse Eisenberg’in kuzeni, gerçek hayatta da Facebook için çalışıyormuş.

-Harvard Üniversitesi, merkeze yerleşmesine rağmen filmin çekimlerinin kampüste yapılmasına izin vermemiş. Gerekçe olarak ise “Love Stroy” filminin ardından üniversiteye verdiği  zarar ileri sürülmüş.

-Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg uzun süre filmi izlemeyi reddetmiş. Ancak daha fazla dayanamayıp izledikten sonra, “Facebook’un 500 milyon kullanıcısı olduğu düşünülürse, 5 milyon kişinin izlediği filmi kayda değer bulmuyorum” demiş.

-Justin Timberlake, canlandırdığı karakter Sean Parker ile çekimlerden önce tanışan tek isim.

-Zuckerberg son noktayı ise şu cümleyle koymuş; “gerçek hikayeyi ben biliyorum”

 

 

 


Leave a Reply