Ye Dua Et Sev

Önce Ye, Ardından Dua Et, Sonra Sev…

“Ye, Dua Et, Sev – Eat, Pray, Love” daha kendisi gelmeden, kitabıyla tüm dünyada çok popüler hale geldi. Yazar Liz Gilbert’in kendi hikayesini anlattığı kitap, Ryan Murphy’nin ikinci yönetmenliği ile filme çekildi. Yapımcılarının arasına Brad Pitt eklenince de evrensel bir boyuta geldi… Kast çalışması ise en önemli kısmıydı ki filmi kitaptan da önemli hala getirdi. Julia Roberts’ın Liz Gilbert’i canlandırdığı film, yanına Javier Bardem’i de alarak harekete geçti.

Kitabı okumuş olanlar konuyu enine boyuna biliyorlardır zaten. Hal böyle olunca da tüm kitabı filme aktarmak için 133 dakikalık bir film ortaya çıkmış ancak bu uzun süre dahi yetmemiş.

Konusuna gelecek olursak; yazar olan Liz Gilbert (Julia Roberts) dışardan güzel görünen hayatından, kendisini çok seven bir kocası (Billy Crudup) ve parası var, memnun değildir. Evli ve çocuklu bir kadın olmak istemediğine karar verdiği noktada bir yoga dergisinin görevlendirmesi üzerine Endonezya’ya gider ve orada Ketut Liyer adında lokman hekimle tanışır. El falına baktırdığı Ketut’un söylemleriyle de kafasındaki kararsızlıklar şekillenmeye başlar. Kocasından boşanma sürecini başlatır ve bu sayede ağır depresyonlu bir döneme girer. Yaşadığı sancılı boşanma döneminin ardından kendini bulma dönemiyle de kitaba ve filme ismini veren “ye, dua et ve sev” üçlüsüyle oluşan serüvenine başlar. Rotası önce İtalya’dır. Burada tanıştığı güzel insanlarla birlikte yemenin de zevkine varır. Filmin belki de en güzel tarafı olan “ye” kısmıyla, biz de onunla birlikte makarna ve pizza lezzetlerinin büyülü dünyasına giriyoruz, iyi ki de giriyoruz. İtalya’nın güzellikleri, İtalyanların kendilerini keyif insanı olarak tanımlamaları ve yemekleri. Filmin en uzun bölümünü İtalya yani “ye” kısmı oluşturmakta.

Ardından yolculuğunun belki de çıkış amacı olan “dua et” sahneleri yani tanrıyı arama ve adama başlıyor. Biz de Liz Gilbert ile birlikte Hindistan’a Arşam tağınağına gidiyoruz. Burada bir türlü nasıl yapacağını bilemediği kendini adama sahneleri filmin en zayıf halkası oluyor. Sonrasında ise dönüp dolaşıp gideceği son yer olan Bali’ye yolculuk başlıyor. Bali ile birlikte, “sev” bölümü de başlamış oluyor. Bir yıl önce karşılaştığı Ketut ile görüşmesi, yeni arkadaşlar tanıması, onlara yardımı ve yeniden aşkı tatması anlatılıyor.

Kitabını okumamış olanlar elbette ki filmde bazı noktaları yersiz ve yetersiz bulabilirler. Beş parasız, bir yılı kapsayacak yolculuğa çıkılmasının imkansızlığı gibi. Oysa kitapta bu yolculuğa yazacağı kitabın haklarını çoktan satmış olarak başlıyor. Yani cebinde en azından kendisine bir yıl yetecek kadar parayla. Ya da boşanmanın hemen ertesinde duygu yüklü ilişkisi David’in (James Franco) bir görünüp bir kaybolur hali de filmde anlamını yitiriyor. Sonuç olarak kitaba bağlı kalınmaya büyük oranda başarsa da ortaya çıkan filmde eksiklikler olduğu da bir gerçek.

Bir kadının yaşadığı boşanma sonrası yol ayrımına girmesi ve kendisini bulma çabaları öncelikle gerçek hikaye olması açısından ilgi çekici. Film, özellikle de Julia Roberts ve Javier Bardem ikilisini görmek isteyenleri mutlu edecektir. Ancak zaten yeteri kadar uzun olan filme bir yıl ve üç ülke sığdırılmaya çalışılmış, çok zayıf kalan Hindistan ve romantik komedi ötesine geçemeyen Bali kısımları yetersiz kalmış. Julia Roberts her zamanki doğallığında Liz Gilbert’e can vermeye çalışmış, biraz da yaşlanmaya başlamış. Javier Bardem ise filmin sadece sonlarında göründüğü, iyi ki de göründüğü, duygusal aşık Felipe’yi, hikayenin kilit isimlerinden Hindistan’da Liz Gilbert’in yol göstericisi ve en yakın dostu Texas’lı Richard, tecrübeli oyuncu Richard Jenkins tarafından canlandırılıyor.

Hayatının özetini üç kelimeyle anlatan Liz Gilbert’in peri masalı hikayesini bu türün sevenlerine tavsiye ediyorum. Aksi halde uzun süresinden ve anlatımdan sıkılmak an meselesi…

İyi seyirler

Hilal Çetinder


Leave a Reply