Patrondan Kurtulma Sanatı

‘Horrible Bosses’ yani gerçek çevirisiyle ‘Korkunç Patronlar’ filmin bir safını, patronlarından kurtulmaya çalışan üç kafadar ise diğer safını oluşturuyor. Ezici üstünlük kuran patron(lar)dan kurtulmanın ‘sanatı’ var mıdır bilmem ama ‘eğlencesi’ olduğu kesin…

‘Patrondan Kurtulma Sanatı – Horrible Bosses’, tam bir yıldızlar geçidi, özellikle de ‘patron’ ayağı. Yönetmenliğini, televizyon dizilerinden de (The Office, Modern Family) tanıdığımız Seth Gordon’ın yaptığı filmin hikâyesinde, senaryo yazarları arasında yer alan Michael Markowitz’in geçmiş deneyimlerinden de esinlenilmiş.

Sözüm ona aklı başında, iyi eğitimli ve vefakâr Nick (Jason Bateman), Dale (Charlie Day) ve Kurt’un (Jason Sudeikis), birbirlerinden bağımsız işyerlerinde, patronlarıyla başları belada. Beladan kurtulmanın yolu ise ‘sorunu/patronu’ ortadan kaldırmaktan geçiyor… Şişede durduğu gibi durmayan içkinin de etkisiyle hamle yapmaya kararlı temiz aile çocuklarının yardımına! neyse ki eski mahkum Dean-Motherfucker- Jones (Jamie Foxx) yetişiyor.

Hollywood, ‘çoklu’ bela ile gelen eğlence anlayışından hiç vazgeçmeden, emin adımlarla ilerlerken, yaz için ideal bir hafta sonu seyirliği daha çıkartmayı başarıyor. Hikâyenin önce av sonra avcı konumundaki üç kahramanını canından bezdiren işverenler ise, filmin abartılı hikâyesinin tepesine yerleşecek türden; kendinden başka kimseye güvenmeyen, sadist, kontrol delisi Dave (Kevin Spacey), azgın, edepsiz, erkek avcısı diş hekimi Julia (Jennifer Aniston) ve ‘mükemmel patron’ babasının (Donald Sutherland) ölümüyle tahta konan işe yaramaz Pellit (Colin Farrell)… Eğer, iş ve patrondan memnun değilseniz, bundan kurtulmanın daha medeni bir yolu var diyenlere, film, elbette kendince cevaplarını bulup yapıştırıyor. İkna etmek ya da kabul ettirmek derdinde olmadan, sadece eğlendirme adına hem de… Geriye sadece koltuğa yaslanıp, eğlencenin tadını çıkartmak kalıyor.

Tacizci Aniston, Psikopat Spacey;

Farklı bir tarzla karşımıza çıkan Aniston’un, zavallı asistanı taze nişanlı Dale için tam bir kâbus haline gelmesi sadece bizce değil, filmin diğer kahramanları tarafından da garipseniyor ve ‘tek derdin bu olsun’ söylemiyle geçiştirdikleri görev sıralamasında sonlara kalan ikame hedef olmaktan da sıyrılamıyor. Romantik komediye küçük bir ara veren, nemfomanyak Aniston tarzı, sadece yaşayanına eziyet verecek ve eminim çoğu erkek izleyici için fazla seksi olarak yer edecek türden… Psikopat rollerine çok alıştığımız Kevin Spacey ise şüphesiz yeni bir şey söylemiyor. Ama dokunduğu rolü şölene çevirmesini bilen Spacey, sadist tiplemesini daha da genele yayıp yine bekleneni yapıyor ve filmin ağır topu oluyor. Filmin şaşırtanı ise, kel ve göbekli görüntüsü hariç biraz da özüne yakın duran ayyaş ve kokainman Pellit rolüyle Colin Farrell. (“Pellit’i canlandırmak içimdeki hödüğü kanalize etmekten ibaretti” C.Farrell). Diğerlerine kıyasla hayli az rolü bulunan Farrell, keşke daha fazla görünebilseymiş.

Filmi, son derece sıradan olarak algılanabilecek gidişattan sıyıran, kahramanların akıp giden yaratıcılıktaki diyalogları. Bu diyaloglara bir de film gönderme ve replikler de eklenince, kendine özel bir yer edinmesi de kaçınılmaz oluyor. Moda oyun ‘Angry Birds’ kısa bir rol çalıyor ve günümüzün sorunu ‘sinema salonu korsancılığı’ da nasibini alıyor. Zach Galifianakis ayrı dursa da Hangover ekibini pek aratmayan yeni takım, karşı güçlerle birlikte keyifli bir seyirlik sunuyor. Uçuk kaçık ve müthiş kadrolu  ‘Patrondan Kurtulma Sanatı’, hafta sonu için çok ideal bir seyirlik.

İyi Seyirler,

Hilal Çetinder

 

 

 

 

 

 

 

 


Leave a Reply