One Day

‘Bir Gün’: Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler!

Çok iyi biliriz aslında, kimse bize kaybolan yıllarımızı, hatta henüz ardımızda bıraktığımızı geri vermez. Geçer gider… Telafi edilebilirse şayet, büyük şans. Arkadaşım bir yazı göndermişti zamanında. Üstünkörü not edip, rafa kaldırdığım, filmin ardından tekrar hatırladığım: “ İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç.” Yazının devamında gelen ‘karşılaştığımız her olayın aslında ‘mükemmel’ olduğunu, zihnimizin ve hatta egomuzun kabul etmek istememesi’ gibi belki bu saptama. Zira ya geç kalır, ya erken gideriz çoğu zaman. İşte ‘Bir Gün’ bu an’ları getiriyor karşımıza. Küçük, sıradan anları…

Aslında bir flashback film karşımızdaki… Yıl 2006, Emma’yla hızlıca selamlaşıp, 15 Temmuz 1988’e dönüyoruz birden. Okuldan mezun olmuş bir grup genç arasından iki kişinin; Dexter (Jim Sturgess) ve Emma’nın (Anne Hathaway) tanışmalarına tanık oluyoruz. Deneseler de sevgili olmayı beceremedikleri çakır keyif ilk günün ardından, hayat boyu sürecek bir bağa adım atan Emma ve Dexter’in kimi zaman birlikte kimi zaman ayrı ilişkilerinin hikâyesi, kader, dostluk, sevgi ve kaybetmekle ilgili. 20 yıl ve iki kişi özetle…

Romantik komedinin ucundan dönerek, duygulu, hatta hafif içli bir romantizme yakın duran film, iki kişinin geçmişten günümüze yıllarını, tanıştıkları ilk günü, 15 Temmuz’u referans alarak sunuyor bize. Bunu yaparken de paralel hayatları, hayal kırıklıklarını, kariyer çalkantılarını, değişen şartları, tarzları, düşüş ve yükselişleri ve elbette ‘AŞK’ı, birbiri ardına, üç beş dakikada güncellenen yıllarla, senede ‘Bir Gün’ kronoloji görseliyle yansıtıyor beyazperdeye. Bu sayede, Emma ve Dexter’i yıllardır tanımıyormuşçasına, dâhil olma hakkını buluyoruz kendimizde. Tam o güne yoğunlaşmışken, hemen ardından gelenle kimi zaman hüzünleniyor kimi zaman seviniyor kimi zaman da boş veriyoruz; tıpkı Emma ve Dexter gibi…

‘Bir Gün’, iki kişi arasında yıllara yayılan süreci anlatırken, zamana yenilmeyen Harry ve Sally ikilisini (When Harry Met Sally – Harry ile Sally Tanışınca) ya da aynı gün ve aynı otelde senede bir kez bir araya gelen çiftin eğlenceli ‘Same Time, Next Year- Senede Bir Gün’ünü akla getirebilir. Ancak dramatik yapısıyla ne onlar kadar komik ne de keskin hatlı. Aksine, iki kişinin hayatını, duyguları dayatmadan, onların sahiciliğiyle anlatmayı yeğleyecek kadar sıradan. Yakın arkadaşlığı ve uzantısı bastırılmış romantizmi, karakterleri gibi, tıpkı kimi zaman tutunamadıkları hayatları gibi, sahipsiz yerlerle resmeden ‘Bir Gün’, aşkın her halini etkileyici tonda anlatan, acı tatlı bir aşk hikâyesi.

Yönetmenliğini Danimarkalı Lone Scherfig’in (‘Wilbur Ölmek İstiyor’, ‘Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca’ ve 3 Oscar adayı ‘Aşk Dersi – An Aducation’) yaptığı ‘One Day – Bir Gün’, İngiliz yazar David Nicholls’ın çok satan aynı adlı romanından, yine Nicholls tarafından sinemaya uyarlandı. Her 15 Temmuz’da (İngiliz efsanevi inanışına göre St. Swithin günü) buluştuğumuz tarafların stabili, kırık İngiliz aksanlısı Anne Hathaway ve uçarısı, belki büyüyememiş çocuğu Jim Sturgess filmin başrollerinde. Bana hep yeri değişmiş bozuk cümleleri anımsatır Scherfig filmleri… Önceki yapımlarında da gördüğümüz, kendini unutturmayan hafif bir diş ağrısı gibi keder ya da kaygı zeminde dolaşır, ancak geriye kalan, o huzurlu his olur. ‘Bir Gün’, bunlardan biri mi değil mi, karar sizin…

İyi Seyirler,

Hilal Çetinder


Leave a Reply