Dedemin Insanları

Bir Mübadil’in hikâyesi…

Hiç mırın kırın etmeden, lafı uzatmadan başlayan ‘Dedemin İnsanları’, eksiğiyle gediğiyle, neşesiyle hüznüyle, gerçek bir yaşam hikâyesini; 10 yaşındaki Ozan (Durukan Çelikkaya) ve dedesi (Çetin Tekindor) arasındaki yoğun ilişkiye odaklanıp, geçmişi, yakın tarihimizin can yakıcı noktalarını, aslında sayıları çoğunluğu oluşturan azınlığı anlatırken, sıcacık bir nostalji yaşatıyor bizlere.

Öykülerini, kendi özeliyle besleyen ve bu özeli herkese mal edebilen Çağan Irmak, yine aynı yolu deniyor ve bu kez mübadeleden, ihtilale uzanan bir hikâye sunuyor. Neredeyse her filminde, şekli türü ne olursa olsun, kaybedilene ve beraberinde asıl önemli olana; duygulara, bıraktığı etkiye odaklanan Irmak, bireyler üzerinden ilerlese de meselesinde, can alıcı noktaları yakalamasını ve en önemlisi de perdeye nasıl aktarması gerektiğini iyi bilen yönetmenlerden. Tıpkı kimi oyuncuları gibi hiç vazgeçmediği müzikleri ve iyi seçilmiş vurucu noktalarıyla, derli toplu, derdini anlatabilen, oyunculukları aksamayan bir film var karşımızda.

Film içinde film

Film gibi geçen hayatını torununa anlatmayı borç bilen Mehmet Bey, o ağdalı ses tonuyla mübadele yıllarına döndüğünde film içinde film başlıyor. Ve filmin en can alıcı hikâyesi, sinematografik açıdan kayda değer bir geçişle sunulan mübadele yılları, göç serüveninin, gri tonlu o yılların kapısını aralıyor. Mert Fırat ve Ezgi Mola, kısa ama kilit rolleriyle bu hikâyenin kahramanları.

Girit göçmeni Mehmet Bey ve torunu Ozan’ın, ait ol(a)mama karmaşasına yaklaşımından, küçük bir çocuğun gözüyle dedesinin, dedelerimizin hikâyesinden, küçük Ozan’ın olgunlaşma sürecinden ve beraberinde gelen travmalardan, hikâyede yerleri az da olsa ince ince işlenen köyün akıl sağlığını yitirmiş bireylerinden, yani her türlü ötekileştirilmeden etkilenmemek; küçücük Ege köyünün doğal atmosferine, Ege ağzıyla konuşan insanların sohbetlerine, Mehmet Bey’in zarafetine kapılıp gitmemek elde değil.

Dedemin İnsanları’nın ucu açık noktaları, eksikleri, hatta belki de fazlası, yok mu? Elbette var… Ama kimi hikâyeler eksiklerine rağmen değerini yitirmez. İşte bu yüzden ne yazılmaya değer ne de yazılan bir önem teşkil eder.

Çetin Tekindor, Yiğit Özşener, Hümeyra, Zafer Algöz, Gökçe Bahadır, Mert Fırat, Ezgi Mola, Ünal Silver, Sacide Taşaner ve elbette Durukan Çelikkaya’nın akıp giden oyunculukları, Çağan Irmak filmlerinin yönetmen – oyuncu uyumunun en somut kanıtlarından. Her biri üzerine düşeni layıkıyla yerine getirirken, Çetin Tekindor örnek insan Mehmet Efendi portresiyle filme müthiş bir teatral imza atıyor.

Çağan Irmak, filmlerine duygusal patlamalar yerleştirmeyi, doğru yerlerde dozajı arttırmayı seviyor. Dedemin İnsanları’da, ‘Babam ve Oğlum’ ya da ‘Issız Adam’ kadar olmasa da, duygusal patlamalardan nasibini alanlardan. Sizleri bilmem ama ben küçük bir detayla, Ozan’ın karnesini eline aldığı sahneyle, yenik düştüm bu duygusal patlamaya…

Dedemin İnsanları’nı izlemek, siyah beyaz fotoğraflara bakmak gibi; elde olmadan hüzünlenir ama koyvermeyiz kendimizi. Hüzünle komediyi aynı potada eriten bu dönem filmini, geçmişe uzanan dedelerimizin hikâyesini, kaçırmamanızı öneririm. Keşke daha çok yönetmen, daha çok film,  geçmişi bugünlere taşıyabilse…

Çağan Irmak, Alev Alatlı’nın aynı adlı romanından uyarlanan ‘Yaseminler Tüter mi Hala’ ile yeni proje hazırlığındayken, taze vizyonlu ‘Dedemin İnsanları’ için iyi seyirler.

Hilal Çetinder

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Leave a Reply