Dark Shadows

Tim Burton – Johnny Depp ikilisi iş başında…

Sinema dünyasına sayısız gariplikte karakter ve film konduran Tim Burton’ın, son filmi için ‘Karanlık Gölgeler (Dark Shadows)’i seçmesi, 60’lı yılların sonunda kült mertebesine ulaşan aynı adlı televizyon dizisinden esinlenmesi hiç şaşırtıcı değil aslında. Sanki birbirinden bağımsız ve yarışır tuhaflıftaki aile üyeleri, çıkagelen esrarengiz bir yabancı, sevimlilikten uzak da olsa hiç vazgeçemediği karikatürize anlatım, karakterlerinin başını çeken, hiçbir ayrıksı duruştan taviz vermeyen yoldaşı Johnny Depp, sıradışı masalsı anlatım, gotik betimlemeler… Hansel ve Gratel’in arkalarında bıraktıkları kırıntılar gibi… Fazla söze gerek yok, işte ‘Karanlık Gölgelerin’in tanımı özetle…

1750’lerde ailesinin servetiyle keyif süren Barnabas Collins’in (Johnny Depp), en verimli çağında, oynaştığı ama göz ardı ettiği evin hizmetçisi Angelique (Eva Green) tarafından cezalandırılarak vampire dönüştürülmesiyle başlayan laneti, 200 yıl sonrasında bile sıcaklığından hiçbir şey kaybetmezse ne olur?

Başrollerinde, gediklileri Johnny Depp ve Helena Bonham Carter dışında, Michelle Pfeiffer ve Eva Green gibi isimlerin de yer aldığı ‘Karanlık Gölgeler’, alıştığımız tarzda bir Tim Burton seyri sunuyor, neredeyse…

Vampir ve cadı yenişemezse…

‘Şaşırt beni…’ diyebilmenin zor olduğu isimlerden Johnny Depp’in şekilden şekile girdiği filmlerinin haddi hesabı yok. ‘Vampir Barnabas’ karakteri de bunlardan biri. Lanetlendiği delikanlı/genç adam görüntüsüyle 200 yıl sonra karşımıza çıkan Barnabas Collins’in geçmişinden kalanlarıyla birlikte yaşadığı adaptasyon süreci, ciddiyet ve dönemin saygınlığının altına gizlenen doğal mizahı, filmin en büyük artısı. Ailesini ve servetini yok eden, hem cazibesine kapıldığı hem de nefret ettiği baş düşmanı Angelique ile aralarındaki tehlikeli ama çocukça savaş, filmin zemini. Zemin bu olunca Barnabas ve Angelique arasında süregelen, hep beklediğimiz ama pek de bir yere varamayan, savaşı tüm film boyunca izlemek kaçınılmaz oluyor. Bir de tam olarak sınıflandıralamayacak bir sevişme sahnesi yerleşiyor ki bu zemine, cadı ve vampirin tutku – nefret ilişkisi böyle oluyormuş dedirtiyor… Hal böyle olunca, aslında hikayede yerlerini koruyan diğer özel karakterlerin ağırlığı sallanıyor, hatta çoğu zaman varlıkları sorgulanıyor. Örneğin Collins malikanesinin can damarı, aileyi birarada tutan Elizabeth Collins (Michelle Pfeiffer), evin sözüm ona geçici doktoru Julia Hoffman (Helena Bonham Carter) ya da Collins ailesinin yüz karası Roger Collins (Jonny Lee Miller). Barnabas Collins’in bilmem kaçıncı kuşak akrabası Carolyn’i canlandıran Chloe Grace Moretz, bu karakterler arasında sıyrılıyor ve evin ergen kızını layıkıyla oynuyor. Ta ki hemen örtbas edilen sürprizine kadar… Tim Burton, hayat arkadaşı H.Bonham Carter’a da bir hoşluk yapmak istemiş olmalı ki, finalinde, o çok alıştığımız, ister istemez aradığımız arıza Carter’e yeşil ışık yakmayı da unutmuyor.  Ancak sanırım aslı övgüyü, yıllarla birlikte fiziksel olarak da değişen ama tutkusundan hiçbir şey kaybetmeyen eski hizmetçi yeni işkadını cadı Angelique ile Eva Green hak ediyor ve Tim Burton (son yıllarda eleştirilip düşüşe geçse de) sinema dünyasına yeni bir cadı kazandırıyor…

Sonuç olarak ‘Karanlık Gölgeler’, başından sonuna etkisini her daim hissettiren görseli ve o kendine has atmosferiyle ilgiyi hak ediyor. Gotik betimlemelerin yanında, özenle seyreden 70’lerin ışıldayan atmosferi, müzikleri seyre değer. Çok fazla beklentiye girmeden eğlenceli bir karanlık film izlemek isterseniz, hele de Tim Burton dilini sevenlerdenseniz bu filmden keyif almamanız pek mümkün değil…

İyi Seyirler

Hilal Çetinder

Azrail’i Beklerken – Poulet Aux Prunes

Ya gelirse?

Meşhur ‘Persepolis’leriyle En İyi Animasyon dalında Oscar’a aday olan Marjane Satpari ve Vincent Paronnaud ikilisi bu kez, çizgi roman dokusunda uzaklaşmasa da, gerçek oyuncularla karşımızda. Özellikle ‘Dalgıç ve Kelebek – 2007 (Le Scaphandre et le Papillon)’ ile sinema hanemde ayrı bir yer edinen Mathieu Amalric’in başrolünde yer aldığı ‘Azrail’i Beklerken’, 1950’lerin İran’ında geçiyor ve kemanına sıkı sıkıya bağlı virtüöz Nasser – Ali’nin (Mathieu Amalric) içsel yolculuğunu 90 dakikanın içine sığdırılıyor. Nasse Ali’nin ölüme yattığı son dönemiyle başlayan film, dünü, günü ve yarını, kendi bakış açısını ıskalamadan hikayede yer alan tüm karakterleriyle veriyor. Nasse Ali portresini, daha doğru deyişle bir müzisyenin hayal kırıklıklarını, nedenlerini, ileri geri anlatımla izlediğimiz filmde sekiz güne yayılan bekleyişi, aşkı hatta müziği izliyoruz.

Yönetmen Satrapi’nin keman virtüözü amcasının hayatından esinlendiği film, İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. Eğer kaçırdıysanız, hiç vakit kaybetmeyin. Bu haftanın diger filmlerinden ayrılan, sinemayı neden sevdiğimizi bir kez daha hatırlatan bir film izleyeceğinizden emin olabilirsiniz.

Yönetmen: Vincent Paronnaud, Marjane Satrapi

Senaryo: Vincent Paronnaud, Marjane Satrapi

Oyuncular: Mathieu Amalric, Golshifteh Farahani, Maria de Madeiros, Eric Caravaca, Isabella Rossellini

Hilal Çetinder


Leave a Reply