L’art D’aimer

‘Çok ayrılık içtim ben, kalbim güzel hani…’

Söz konusu aşk olunca, ‘sanat mı değil mi?’ ikilemine düşmemek, bu yönü bir tarafa bırakmak lazım. Formu kişiye özel olan ve her kültürde görülen çoğu şey sanatsa şayet, aşkın sanatı neden olmasın?

Özdemir Asaf’ın dediği gibi, belki çok ilişki/ayrılık yaşamış kahramanlarımız belki yakındır yaşamaları. İşte öyle güzel; farkında bile olmadan, aşkla dolu, aşka hazır sarhoş kalpleri…

Yönetmenliğini ve senaristliğini Emmanuel Mouret’nin yaptığı ‘Aşk Sanatı (L’Art D’aimer)’, çoklu kısa hikayelerden oluşan Fransız romantik komedisi. İsmini perçinlercesine sanki, ‘müziksiz aşk, aşk olmaz’ diyerek ilk hikayesini müziğe adıyor film. Başı sonu belli, dallanıp budaklanmayan, diğer hikayelerle birleşmeyen, biraz öksüz kalan bir kısa hikaye bu. Hayli de hüzünlü; aşkı arayan ama bulamayan bir müzisyenin cezası gibi müzikle ve aşkla sınavı. Mouret bu ilk hikayenin ardından yön değiştiriyor; sanki kafası karışmış, az da olsa birbiriyle ilintili küçük aşk dokunuşlarında karar kılmış gibi ilerliyor. Evlilik yorgunu Emmanuelle (Ariane Ascaride) başka erkeklere ilgi duyarken, Achille (François Cluzet), yeni taşınan genç komşusuna (Frederique Bel) aşık oluyor. Kendisine hayran dostuyla ilgisiz kocası arasında kalırken ilginç bir aşk oyununa yelken açan Amelie (Judith Godreche) ve bu oyuna dahil olan Isabelle (Julie Depardieu). Ve elbette bu felsefik karmaşanın içinde aşkın ve ilişkinin sınırlarını kendilerince çizmeye çalışan çocukluktan kalma genç bir çift…

Hollywood romantik komedilerinden sıkıldıysanız…

Yönetmen Emmanuel Mouret’nin de küçük bir rolle dahil olduğu, her biri incelikle işlenen hikayeler aşkın romantikliğinden öte komik tarafını ortaya koyuyor. Alıcısı sınırlı elbette ama bana kalırsa en güzel sanat işte bu çözümlenemeyen aşkın içinde gizli. Aşkın ana hatları belli de olsa, sayısız sürprize uygunluğu tartışılmaz. Mouret, güldürmeyi de ihmal etmeden bu sürprizlere fazlasıyla yer vermiş. Üstelik, aşkın doğası kırgınlıklara, kızgınlıklara hatta yalnızlıklara inat yapıcılığın gücüne inanıp birleştiriciliğin üzerine oynamış. Süresi çok da uzun olmayan ‘Aşk Sanatı’, Mouret’nin aşk ya da ilişkiler adına yeni bir şey söylemediğini de kabul ederek, sakin günün sonunda tebessümle izlenecek Fransız işi ‘ilişki komedisi’ isteyenler, ‘aşk bu, çok da kafa yorulmaz’ diyenler için… Biraz da Woody Allen’in fransızcası… Keyifle izledim, darısı başınıza.

İyi Seyirler,

Hilal Çetinder


Leave a Reply