Reacher, Jack Reacher…

İngiliz yazar Jim Grant’ın (nam-ı diğer Lee Child), eski askeri polis Jack Reacher karakteri, dünyada ve ülkesi İngiltere’de yürüyüp gitse de, ülkemizde kimilerince çok da bilinen bir kahraman olmayabilir. Seriyi ve karakteri bilen bilir ancak Reacher’ı beyazperdeyle tanıştırıp sinemayla haşır neşir etmenin zamanının geldiğini düşünen, bizlere güzelim ‘Olağan Şüpheliler (The Usual Suspects)’i armağan eden Christopher McQuarrie. McQuarrie’nin suç hikayelerine geri dönüşü sevindirici de olsa, filmi, beklentiyi sırtlanıp sadece ‘Olağan Şüpheliler’ referansıyla izlemek yersiz ve yanıltıcı olur, şimdiden belirtelim.

Altı atış, beş ölü…

Tom Cruise’un hayat verdiği Jack Reacher, sırra kadem bastığı, üzerinde en ufak bir iz dahi sürülemeyecek gizlilikle yürüttüğü ve dilediği zaman ortaya çıkma becerisine sahip yaşantısına, 6 atışla 5 kişinin öldürüldüğü olayda tüm delillerin işaret ettiği eski asker James Barr’ın ortaya çıkışıyla ara veriyor. Geçmişten gelen husumet, yeni olayın peşine takılmasını kolaylaştırıyor belki ama işin içine macera, polis teşkilatı, adelet sistemi ve elbette komplolar da giriyor. Yeri yurdu, bağlantısı olmayan, hatta yanında kıyafet dahi taşımayan Reacher, gizemini daha baştan koyuyor ortaya. Lee Child’ın Reacher karakteri, gözükara, hayli sert, çok konuşmayan, bulunduğu yere karmaşa getirmekten çekinmeyen, uyum bozan biri. Tom Cruise’un gelişi de –Lee Child tarzının aksine- iri yarı, dev cüsseyle olmuyor haliyle ama fanlarını şaşırtacak da olsa, kendinden emin olay çözücü kimliğiyle bekleneni veriyor. Diyalogların yoğunlukta olmasını yeğlediğim film, klişe aksiyonları da es geçmemekle birlikte, Reacher’ın nasıl usta bir dövüşçü olduğunu yeri ve zamanı geldiğinde göstere göstere sunuyor.

‘Jack Reacher’ı takdimimdir’…

Filmin en büyük dezavantajı, beyazperdeye yeni transfer olan Jack Reacher’i tanıtmaya çalışmasına kapılıp olayı kolay çözülür hale getirmesi. Oysa zaten detaycılığı ve olay çözüm becerisi üstüne basılmadan da paha biçilemez bir malzeme. Hal böyle olunca da, serinin 9. romanından (One Shot) uyarlanan senaryo, zaten bilinen üst düzey becerilerine yöneldiğinden, zayıf kalıyor. İtiraf etmeliyim ki, olayın izleyeni tarafından da çözülmeye zorlandığı eski polisiyeleri özledim. Jack Reacher, elbette bunlardan biri değil. Filmleri bir kenara bırakırsak, geçtiğimiz aylarda ‘Sherlock’ dizisinin yeni sezonunu beklerken, yeni versiyon Sherlock (Elementary) serisiyle tanıştım. Sherlock Sherlock’tur düşüncesiyle keyfi baki olsa da, izleyenini zorlayan ve hayran bırakan eskilerin Sherlock serisini hatırladım. Oysa yenisi, göstere göstere Sherlock’un zekasıyla ilgileniyor ve seyirci hiç zorlanmadan neredeyse daha baştan olayı çözüp suçluyu adalete teslim ettiğinde, geriye tek gerçek kalıyor; kör göz parmağa Sherlock’un zekası. Taze transfer ‘Jack Reacher’, bende biraz bu duyguları uyandırdı. McQuarrie, keşke karakterinin zeki olduğunu söylemek yerine, göstermeye daha fazla meyletseydi, zekasının işleyişine odaklansaydı. Ancak yine de, olmazsa olmazlardan hep gerilimle kardeş olduğu düşünülen ya da öylesi daha çok sevilen aksiyonu saymazsak eğer, ilgiyi tetikte tutmayı ve keyifli bir seyir sunmayı başarıyor.

Tom Cruise, Ethan Hunt gibi, Reacher’ı da sahiplenir mi bilinmez, ancak Lee Child’ın polisiye edebiyat dünyasına armağan ettiği sıra dışı roman kahramanı Jack Reacher’ın, devam filmleri için yeterli malzeme ve senaryoya sahip olduğu kesin. En çok satan kitap serileri sıralamasında yer alan Jack Reacher aslında başlı başına ilgi çekici bir karakter, bu bile filmi izlemek için yeterli bir neden bana kalırsa…

İyi seyirler

Hilal Çetinder


Leave a Reply