Büyük Umutlar – Great Expectations

Son zamanlarda, unutulmaz klasiklerin yeniden perdeye gelişine şahit olduk. Önce Tolstoy’un ünlü ‘Anna Karenina’sı, Joe Wright eliyle, belki biraz sıra dışı ama hayli iddialı, özellikle tasarım ve yaratıcılık açısından yenilikçi bir uyarlama olarak geldi önümüze. Hemen ardından Victor Hugo’nun zamanla hiç işi olmayan, adeta yaşayan hikayesi ‘Sefiller (Les Miserables)’ müzikali… Her ikisi de taraflara ayrıldı izleyenlerce; ya ‘mükemmel’ olarak yorumlandı ya da fazla ‘deneysel’. Bense, her ikisini de cesur bulmakla birlikte özellikle ‘Sefiller’in çok başarılı bir uyarlama olduğunu düşünenlerdenim.

Vizyona giren yeni klasik ise, bu iki örnekle ne kadar yarışır bilinmez ama, Charles Dickens’in aynı adlı eserinden uyarlanan ‘Büyük Umutlar (Great Expectations)’. Dickens’in ölmeden sadece 9 yıl önce kaleme aldığı 19. yüzyıl İngiltere’sine, köy(lü) ve kent(li) arasındaki uçuruma, sınıflar arasındaki farka ayna tutan eseri ‘Büyük Umutlar’ın son beyazperde serüveni(1998), yönetmenliğini Alfonso Cuaron‘un yaptığı başrollerini Ethan Hawke ve Gwyneth Paltrow’un paylaştığı çağdaş bir uyarlamayla olmuştu. Yeni bir bakış açısıydı belki ama ‘Dickens Klasiği’nden çok ‘aşk’ıyla ve kadrosuyla ön plana çıktı daha ziyade. Defalarca TV’ye veya sinemaya uyarlanmış klasikse söz konusu olan, bir dönem filmi etiketi altında günümüzde geçen yapımı ilk sıralara yerleştirmek pek de mümkün değil haliyle. Bu nedenle İngiliz yönetmen Mike Newell’e teslim edilen bu yeni uyarlama, en azından romana sadık kalarak anlatılan dönemde geçmesi açısından David Lean’ın 1946 yılına ait filmine yakınlığıyla ilgiye değer bir çalışma. Hayata zor şartlarla başlayan Pip’in (Jeremy Irvine) inişli çıkışı serüveninin, hırs ve zaaflarının ama en çok kendi içinde yaşadığı sancılı büyüme sürecinin anlatıldığı hikayede iki kilit karakterden firari mahkum Magwitch rolünde Ralph Fiennes, bir süreliğine de olsa himayesine gireceği hayata ve erkeklere küskün Miss Havisham rolünde ise Helena Bonham Carter’ı izliyoruz. Filmin senaryosu ise yine bir İngiliz’e, yazar David Nicholls (One Day)’a ait.

Bilmeyenlerin tadını kaçırmamak, bilenleri bunaltmamak adına bu ünlü klasiği ayrıca yazıya dökmeye gerek yok sanırım. Ancak yönetmen Newell ve Helena Bonham Carter’a ayrı bir parantez açmak gerek. Helena Bonham Carter, hemen her filminde olduğu gibi (hatta Sefiller’de de) Tim Burton filmlerinden çıkmışçasına abartılı/aşırı karakterlerine yakışan bir konumda olmakla birlikte eserin ünlü Miss Havisham’ından ziyade, ruhen ölü olmasının da etkisiyle, ‘Ölü Gelin’i akla getiriyor zaman zaman… Mike Newell (Harry Potter ve Ateş Kadehi, Mona Lisa Gülüşü, Dört Nikah Bir Cenaze) adı ise hemen çoğu kişi tarafından ‘Kolera Günlerinde Aşk’ uyarlamasıyla anılabilir (dokunaklı bir hikaye olmasına rağmen bir türlü tam yerini bulamayan ‘Kolera Günlerinde Aşk’ın, kendi adıma, hayal kırıklığı yarattığını söyleyebilirim), bu nedenle soru işaretlerini de beraberinde getirebilir. Ancak ‘Büyük Umutlar’ın, yazarın tasvirlerini ve dönem estetiğini iyi yakalayan görseliyle ‘Kolera Günlerinde Aşk’ı unutturacak, eserin ruhunu yakalayan iyi bir edebiyat uyarlaması olduğunu söyleyebiliriz rahatlıkla. Dickens’dan gelen malzemenin gücü ve ve görüntü yönetmeni John Mathieson’ın müthiş katkısıyla tabii…

Bazen, belki de çoğu zaman, ‘klasikler gibisi yok!’ diye düşünenlerdenim. Hele de yüzyıllar öncesinde yazılan ve güncelliğini hala koruyan ‘sosyal eleştiri’lerse söz konusu olan… ‘Büyük Umutlar’ın belki ‘Anna Karenina’ ya da ‘Sefiller’ kadar albenisi yok. O görkemli finaliyle nostalji kontenjanından 1946 yapımı David Lean versiyonunun tadı ise çok ayrı… Ama Dickens’i ve ünlü klasiğini özlediyseniz, BBC tarafından yapılan mini dizi ‘Great Expectations’ı beğendiyseniz (ki filmlere ihanet ederek aslına en yakın uyarlamalardan birinin bu mini dizi olduğunu düşünüyorum) ve benim gibi ille de dönem filmi diyenlerdenseniz, filmi de beğenirsiniz. Özellikle sinema/edebiyat birleşimine ilgi duyan genç kuşak için iyi bir fırsat.

İyi Seyirler,

Hilal Çetinder


Leave a Reply