Don Jon – Kalbim Sende

Joseph Gordon-Levitt‘in ilk yönetmenlik denemesi olarak vizyona giren Kalbim Sende (Don Jon), içeriği farklı bir etki uyandırsa da, romantik komedi türünde bir film; en azından kağıt üzerinde gördüğümüz öyle. Özellikle son yıllarda büyük bütçeli stüdyo filmlerinde (Başlangıç, Kara Şövalye Yükseliyor, Tetikçiler) sıkça gördüğümüz Gordon-Levitt, ilk sinema filminin başrolünü de üstleniyor.

Öncelikle; ‘Don Jon’un, önemli bir iki noktası var. Gordon-Levitt, ilk yönetmenlik işine, oyunculuk kariyerinde olduğu gibi bağımsız filmlerle başlıyor. Sundance’den Toronto’ya kadar uzanan önemli festivallerde boy gösteren bir ilk film karşımızdaki. Aslında büyümek ya da ne istediğini keşfedip değişmek gibi örneklerini bolca gördüğümüz sıradan denebilecek konusuna rağmen, cinsiyetçilik üzerinden giderek birbirinden bağımsız ama ilişki, kadın, erkek, aile ve hatta din gibi ilk beşe oynayacak temaları, ‘cinsellik’ ortak diliyle anlatması bir diğer noktası. Böylesine hassas bir meseleyi, açık sözlülükle ele alışıyla da benzerlerinden ayrılıyor…

Kalbim Sende, ‘Porno izlemek mi, yoksa sevişmek mi daha doyurucu?’ sorusunu eşelerken, ilk anda ‘ergen’ dünyasına hapsediyor sanki bizi. Vaktini bilgisayar başında porno film izleyerek geçiren, kadını sadece fiziksel özellikleriyle sınırlayan genç bir erkek var karşımızda… Ancak şöyle bir geriye yaslanıp genele baktığımızda, erkeklerin dünyasını, kadın ile erkeğin birbirini algılama şeklini ve ilişkilerdeki yazılı olmayan kuralları görmek de mümkün. Hayatını kendince düzen içinde yaşayan ‘Don Juan’ Jon, evi, ailesi ve vücudu konusunda takıntılı. Evini titizlikle temizliyor, düzenli olarak spora, kiliseye ve aile yemeğine gidiyor. Hayatındaki en özel şeyse pornografi! Her akşam evine getirdiği kadınlarla, iki mastürbasyon arası, porno filmlerin yerini tutmayan gecelik (yarım gecelik) ilişkiler yaşıyor. Ta ki Barbara’yla tanışıncaya kadar…

Cinsiyetçi bakış açısını eleştiren bir filmi romantik komedi kalıbına sokmaya çalışan Don Jon, aslında ne tam olarak aşk filmi ne de romantik komedi. Her şeyden önce, romantik komedilerin aksine, sözünü sakınmıyor. İçinde eli yüzü düzgün bir aşk olduğunu söylemek de zor. Malzeme yaptığı içeriği fazlasıyla ‘sığ’ buluyor. O kadar sığ buluyor ki, dalga geçmeyi ve eleştirisini karikatürize karakterlerle (Jon ile Barbara’nın ebeveynleri ve arkadaşları gibi) desteklemeyi tercih ediyor. Ancak günün sonunda, ‘Hollywood’ tarzı normalleşmeye ve kaçınılmaz olarak romantizme dönüşüyor. ‘Elimizde büyüdü’ der gibi gözümüzün önünde  değişen Jon’u görünce de, o ilk andan, hapsolduğumuzu düşündüğümüz ergen zihniyetinden emin oluyoruz böylece. Yine de, ‘Neyse ki ergen aklıymış’ diyemiyoruz nedense…

Gordon-Levitt, ‘Aşkın (500) Günü’ gibi son derece özgün bir romantik komediyle çıkmıştı karşımıza. Kendi yazıp yönettiği Kalbim Sende’de yine farklı bir içeriğin tartışmaya açık başkarakterini canlandırıyor. Kadınların başını döndüren erkek figürü olarak ne kadar doğru bir seçim olduğu tartışılır ama farklı ve başarılı bir performans sergilediği kesin. Jon’u baştan çıkarıp, bir kalıba sokmaya çalışan seksi Barbara rolünde seksi Scarlett Johansson‘ı izlemek ise ayrı bir keyif. Gönülleri kazanansa, genç adamın hiç de tarzı olmayan olgun yaşıyla, tedavi edici rolünü üstlenen Julianne Moore oluyor.

Erkeğin (cinsel) dünyası üzerinden kadın-erkek ilişkilerini mizahi bir dille anlatan Kalbim Sende, sevimli bir film. Hınzır, hayli ‘ahlaksız’ ve yer yer gerçekçi! Jon ve Barbara’nın ‘Porno film mi yoksa romantik komedi izlemek mi daha hastalıklı?’ eleştirilerindeki farklılık gibi, izleyicisini de net bir biçimde taraflara ayıracağı muhakkak!

Hilal Çetinder

(Bu yazı ilk olarak beyazperde.com da yayımlanmıştır)


Leave a Reply