Erkekler

Çılgın Dersane ve Recep İvedik serilerinin ardından Fetih 1453 ile bambaşka bir alana kayan yapımcı/yönetmen Faruk Aksoy, bu senenin gözde konusu “erkeklik halleri”yle yeniden güldürmeyi amaçlıyor. Gerçek anlamda kullanılan ‘bel altı’ ise filmin çıkış noktasını oluşturuyor.

Bir erkeğin ‘göster bakalım pipini’ ile ‘olgun’ erkek dönemine varıncaya dek geçirdiği süreç (evrim) üzerinden ilerleyen film, son derece karikatürize bir sahneyle açılıyor. Elinde ‘pala’yla apartmanın çatısına çıkan karakterimizin tek çıkış yolu, tüm zaaflarının müsebbibi olan gerçek gücü ortadan kaldırmak, efendisi konumundaki cinsel organını (Oscar) kesmek! Tamamen odağı vurgulamak adına yapılan bu başlangıçla anlıyoruz ki, kadın–erkek arasındakinden ziyade, erkeğin kendisiyle ve hemcinsiyle olan ilişkisinden güç bulan bir film karşımızdaki. Eşinden yeni boşanmış mevki sahibi bir avukat olan Adem’in özelinden genele yayılan meseleyi geriye dönüşlerle izliyor, hasta (Fikret Kuşkan) – psikiyatrist (Ali Poyrazoğlu) ilişkisiyle de çocukluğuna iniyoruz… Aile, toplum ve özellikle de kadınların erkeği belirli kalıplarla etiketlediğini savunan Erkekler, Erkek Tarafı Testosteron ve bu hafta gösterime giren Arkadaşlar Arasında gibi, erkeklerin dünyasına içeriden bakan filmlerden. Bu kez, erkek grubunun aksine, kendince sorunu keşfetmiş, sözüm ona ununu eleyip eleğini asmış bir karakter var karşımızda. Bu açıdan baktığımıza daha cesurmuş izlenimi veriyor ilk bakışta. Geriye dönüş anları dışında, genellikle tek merkezde geçen rehabilitasyon mekanıyla da bir adım daha ileri giderek durumun ‘hastalık’lı olduğunu kabullendiğini de düşünebiliriz pekala. ‘Aşkla sevişmek’ gibi göreceli olarak duymak istenebilecek saptamalarla, erkeklerin ‘rağmen’ kavramını, iktidar/güç kavgası, aldatma gibi kadınların ısrarla merak ettiği ve nedeninin aslında hiç de karmaşık olmadığı bazı sorulara da değiniyor.

Asabiyim / Anger Management ve Anlat Bakalım / Analyze This örneklerinde olduğu gibi hasta – psikiyatr ilişkisine soyunan filmin öne çıkan ismi Ali Poyrazoğlu bana kalırsa. Ancak varlığıyla yarattığı bir etki bu işin aslı. Erkeğin, benlik (ego), üst benlik (süper ego) ve alt bilinç (id) arasında sıkışıp kaldığını ve genellikle en ilkel benliğe teslim olduğunu açıkladığı kısa anlar dışında, psikiyatr kimliğindense geriye dönüşlerin karşımıza gelmesine hizmet etmek için kurgulanmış bir araç olarak kalıyor daha ziyade. Asuman Dabak ise, bir anlamda eleştiri olarak da algılanabilecek, neden olduğu pek de anlaşılmayan ‘cinselliği keşfediş’ kısa parodileriyle, filme sınırlı bir alanda eşlik ediyor. 

Bizi bir başka testosteron kurbanıyla daha tanıştıran ve ‘erkek cephesinde yeni bir şey yok’ diyen bu yeni ve acayip erkek muhabbeti, seçeneğin bol olduğu yerli film haftasında, başrol oyuncularının ismiyle öne çıkan ama vasatı aşamayan bir komedi. Erkek cinsel organına sinema dünyasının önemli ödül isimleriyle (Oscar, Altın Palmiye, Altın Portakal) kimlik kazandıran ‘Erkekler’in bu bakış açısını görmezden gelebilir, su ve biber gazlı ‘sperm savaşı’ sahnesini, en azından Gezi’ye yolladığı selam nedeniyle sevimli bulabilirsiniz…

(Bu yazı beyazperde.com da yayımlanmıştır)


Leave a Reply