Silsile

Senarist ve yönetmen Ozan Açıktan, BKM yapımı ‘Çok Filim Hareketler Bunlar’ ve ‘Sen Kimsin?’ komedilerin ardından bu kez senaryosunu da yazdığı kara filmle çıkıyor karşımıza. ‘Silsile’, iki eski aşık ve eskimeyen dostları bir araya getiren partiyle açılıyor. Fonda, geceyi işaret edercesine ‘Lose Your Soul’… Faruk (Tardu Flordun), ünlü(!) bir iş adamı, işini biliyor haliyle… Ece (Nehir Erdoğan), ünlü işadamının ünlü nişanlısı. Ece’nin yurtdışından dönen eski sevgilisi Cenk (İlker Kaleli), Faruk’un en yakın arkadaşı. Reklam/klip izlenimi veren parti sonrasında (aslında sırasında) sorunlu bir mekanda, bir arada olmaması gereken iki kişi ile orada olmaması gereken diğer iki kişi arasında yaşananlar, yasak aşkın tetiklemesiyle, silsileye dönüşüyor. Yeterince karıştıysa şayet, devam edebiliriz…

Sıradan bir aldatmayla giriş yapan film, nedendir bilinmez, önce Nejat İşler’i, ardından şiddet, suç ya da kurbanlarından öte iyi ile kötünün iç içe geçebildiğini göstermesi açısından ‘Barda’yı getiriyor aklımıza. Barda, nedensiz gibi görünen patlama anlarıyla, batıda örneklerini çokça gördüğümüz ‘yapılabildiği için yapılan’ suç-şiddet eğiliminden ayrılıyordu. ‘Silsile’ ise, kafaları karıştıran soyut nedenler yerine, hikayesindeki nedenlerin altını çizerek ve daha ilk çemberde birebir ilişkilendirmeye özen göstererek oluşturuyor kurgusunu. İyi – kötü taraf diye keskin bir ayırımın olmadığını, insandan ve suçtan ne anladığımızı ortaya koymaya çalışıyor. Filmin karakterlerinden Cihan’ın (Serkan Keskin) da söylediği gibi: ‘‘İyi çocuklar’’ ne de olsa… Kim kötü ki zaten? Olaylar ‘silsile’sinin başlangıcı, doğası gereği zaten masumiyete uzak olan ‘yasak aşk’sa olduğundan da çetrefilli. İlk taşı kim atacak belli değil. Sevgilisini/arkadaşını aldatan mı, yoksa en yakın arkadaşının sevgilisine göz koyan mı? Daha gecenin başında yaşananlarla, yaşanacak olanların yanında bunun ne kadar da önemsiz olduğunu görüyoruz aslında. Ama film bu konuda ısrarcı. Zincirin başına odaklıyor sık sık bizi. Cenk ve Ece’nin, yakalanmanın getirdiği zafiyetleri olmasa farklı tepkiler verebileceğini söylüyor, ki önemli bir söylem bu…

Tüm bu denge algısı, diğer karakterler için de geçerli. Kimi güç sahiplerinin tüm açıkları kullanarak illegal yollarla korumaya çalıştıkları çıkarlarının, her şeyden önemli olabileceğini örnekleyen Faruk ya da Ece’nin ‘kirli’ tarafını öğrenmesiyle, tavrını da değiştiren Cihan söz gelimi… Nedenlerin birbirine karıştığı gençlerin bir amaç uğrunda toplandıkları anlarsa en düşündürücü olanları aslında. Öfke, dışlanmışlık, ‘gün bugündür’ gövde gösterisi ya da sadece intikam için bile olsa bir kıvılcımla coşabilen tepkiler, daha etkili işlenseydi şayet, başka bir yöne çekebilirdi bizi. Herkesin, ‘suçlu’ olduğu kadar ‘kurban’ da olduğu, hiçbirine tam olarak sırtımızı dönemeyeceğimiz ‘olağan şüpheli’ karakter bütünlüğü sunuyor film. Silsile’nin diğer kelime anlamı da çatışmayı kuvvetlendiriyor bir anlamda, birinin diğerine ‘öteki’ olduğu iki farklı ‘aile’, hem kendisiyle hem de birbiriyle çatışma içine giriyor. Yönetmen Açıktan, daha da fazla zorlamayı düşünmüş olmalı, ki (inandırıcılığı da zorlayarak) çözüme kavuşturacak iletişimi de sıfırlıyor… Kafa karıştıran dağınık mesajlarına rağmen, sürükleyici olay örgüsünü tek gece ve neredeyse tek alanla (Karaköy) sınırlayan yönetmen, bizi de hapsetmeyi başarıyor büyük oranda. Nehir Erdoğan, Tardu Flordun ve özellikle kısa ama etkili performansıyla Serkan Keskin, filmin öne çıkan isimleri.

Kaçamakla başlayan gecede yaşananların nedenlerini ‘yanlış yer ve zaman’la sınırlı tutsak dahi şöyle bir başa sardığımızda, nahoş kareler kalıyor akılda: Kentsel dönüşümle cebelleşen mekanlar, işadamlarının gücü, kurumların/mesleklerin/kişilerin güce teslimiyeti, menfaatler, yalanlar, örtbaslar, aldatılanlar, aldatanlar, eli sopalı gençler, sınıfsal ayırım ve önyargı… Her bir karakter sıradan bir günde, aynı oksijeni soluduklarımız kadar ‘normal’ görünse de, ‘‘Hepiniz oradaydınız!’’ dedirtiyor izleyenine. Malzeme ‘insan’ olduğunda çok da düşünmeye gerek yok aslında ama sınırların ve –neredeyse- refleks hale gelen nedenlerin yorumu izleyiciye kalıyor. Asıl önemli olanı hatırlayarak, başında olduğu gibi yine Nejat İşler’i (Kaybedenler Kulübü) anarak bitirelim yazıyı: ‘’Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki!’

Hilal Çetinder

(6 Mart 2014 tarihinde beyazperde.com da yayımlanmıştır)


Leave a Reply