Festival Programı Açıklandı

36. İstanbul Film Festivali, dünya sinemasının en yeni örneklerinden kült yapıtlara, usta yönetmenlerin son filmlerinden yeni keşiflere ve gizli hazinelere yine 186 uzun metrajlı ve 17 kısa filminden oluşan zengin programıyla festival takipçileriyle buluşacak.  Festival kapsamında, 11 gün boyunca, 21 bölümde 61 ülkeden 207 yönetmenin toplam 203 filminin gösteriminin yanı sıra konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleştirilecek sohbetlerden konserlere ve özel etkinliklere sinemayla dolu günler yaşanacak. 

İstanbul Film Festivali’nin bu yılki gösterimleri şehirdeki yedi farklı sinemada yer alan salonda yapılacak. Festivalin bu yıl öğrencilere de bir hediyesi var. Festivalde bu yıl, hamilerin desteğiyle, hafta içi 11.00, 13.30 ve 16.00 seanslarındaki öğrenci biletleri 1 TL üzerinden satışa sunulacak.

GALALAR

Geniş kitlelere seslenen, ünlü yıldızların usta yönetmenlerle buluştuğu, merakla beklenen parlak filmlerin Türkiye prömiyerleri festivalde yapılacak.

 

Hayalet Hikayesi / Personal Shopper / Olivier Assayas

Fransız yönetmen Olivier Assayas’ın başrolü Kristen Stewart’a teslim ettiği son filmi Hayalet Hikâyesi, dünya prömiyerini Altın Palmiye için yarıştığı Cannes’da yaptı. Assayas’a Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü’nü getiren Hayalet Hikâyesi, ünlüler için özel alışveriş elemanı olarak çalışan bir genç kızın “öbür dünyayla” irtibat kurmayı takıntı haline getirmesini anlatıyor. Kristen Stewart’ın performansıyla dikkat çeken film bir yanıyla hayalet hikâyesi bir yanıyla da psikolojik gerilim. Kristen Stewart, 2015’te Olivier Assayas’ın Clouds of Sils Maria filmindeki rolüyle César Ödülü almıştı.

 

Dalida / Lisa Azuelos

Lisa Azuelos’un yönetmenliğini yaptığı Dalida, bir dönem yalnızca Fransa’nın değil tüm dünyanın süperstar şarkıcısı olarak sahnelerden inmeyen Dalida’nın trajik hayat hikâyesini anlatıyor. 1933’te Kahire’deki doğumundan, 1956’da Olympia’da ilk kez sahneye çıkışına, radyo sahibi Lucien Morisse’le evliliği, disko geceleri, 1974’te “Gigi l’Amoroso” ile gelen dev başarısından Hindistan seyahatine, Dalida’nın hayatının kilometre taşlarının yanı sıra sanatçının özel hayatı da bu filmde işleniyor. Çağdaş, karmaşık, karizmatik kişiliği ve müziğiyle dünyaya karşı duran Dalida’yı sanatçıya benzerliğiyle dikkat çeken Sveva Alviti canlandırıyor. 1987’de trajik bir şekilde hayatını kaybeden Dalida, hâlâ birçok kişinin gönlündeki yerini koruyor.

 

Lodos / Notias / Mythopathy / Tassos Boulmetis

Baharatın Tadı’ndan sonra sinemaya 13 yıllık bir ara veren ve nihayet Lodos ile sinemaya geri dönen Tassos Boulmetis kamerasını Yunanistan’ın geçmişine çeviriyor. 60’lar, 70’ler ve 80’ler hızla geçip giderken film merkezine büyümekte olan bir çocuğu alıyor. Lodos, tıpkı diğer Akdeniz ülkeleri gibi, enerjisi ve fırtınası hiçbir zaman eksik olmayan Yunanistan’da çocuk olmak, o topraklarda büyümekle ilgili bir film. İzleyicilerine kendini yabancı hissettirmeyen film, dengeli dramatik yapısı, evrensel ve şiirsel dokunuşlarıyla izleyicilere nostalji duygusu yaşatmayı başarıyor. Lodos, 36. İstanbul Film Festivali’nin açılış töreninde, yönetmeni ve oyuncu kadrosunun katılımıyla gösterilecek.

 

Rock’n Roll / Guillaume Canet

Fransız sinemasının beğenilen aktörü Guillaume Canet, “filmleri taşıyacak cazibesinin kalmadığı” yönündeki iddiaların aksini, senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini yaptığı Rock’n Roll filmiyle kanıtlamaya çalışıyor. Filmde, Canet ve hayat arkadaşı Marion Cotillard’ın yanı sıra, Johnny Hallyday, Fanny Ardant, Yvan Attal gibi birçok sinemacı da kendini canlandırıyor. Rock’n Roll, hem Fransız sinema dünyasına hem de Canet’nin iç çatışmalarına dur durak bilmeyen bir mizahla eğiliyor, umursamaz bir tavır takınırken izleyicisini eğlenceye ortak olmaya davet ediyor.

 

Richard III / Richard Loncraine

Bir ata krallığım feda!” Üçüncü Richard’ın bu ünlü repliğiyle kötü adamın savaş alanındaki yenilgisini ancak Ian McKellen gibi bir aktör ustalıkla ilan edebilir. Shakespeare’in oyununu modern biçimde beyazperdeye uyarlayan film, her dönemin güç savaşını temsil eden entrika yumağı ve şahane oyuncu kadrosuyla öne çıkıyor. İngiltere’ye hükmeden Hitler benzeri bir diktatörü canlandıran McKellen‘ın performansı, nefret odağı bir karakteri müthiş bir cazibe merkezi yaparak izleyiciyi ikilemde bırakıyor. Ian McKellen, festivalin Sinema Onur Ödülü’nü almak üzere İstanbul’da olacak ve filmin her iki gösterimi de sanatçının katılımıyla yapılacak. Ian McKellen’ın senaryosunu yazdığı, ortak yapımcılığını ve başrolünü üstlendiği Richard III’ün oyuncu kadrosunda Annette Bening, Dominic West, Jim Broadbent, Kristin Scott Thomas, Maggie Smith, Robert Downey Jr. da yer alıyor.

 

İki Kadın / Sage Femme / The Midwife / Martin Provost

Başrollerinde Filmekimi’nde gösterilen Marguerite’ten tanıdığımız Catherine Frot ile Catherine Deneuve’ün müthiş bir performans gösterdiği İki Kadın, 2017 Berlin Film Festivali’nde yarışma dışı gösterildi. Bir hastanede ebe olarak çalışan bir kadının, babasının eski metresiyle dost olmasını anlatan film, yönetmen Martin Provost’un güçlü kadın portreleri çizdiği filmlerine eklediği sarsıcı bir dram.

 

Derinliklere Yolculuk: Kaptan Cousteau / L’Odyssée / The Odyssey / Jérôme Salle

Bir efsane, öncü, hayalperest, gözü kara, denizler fatihi… Bu film, ömrünü denizlere adayan ve bu mavi sonsuzluğu neredeyse yuvası belleyen, dünyaca bu tutkusuyla tanınan “Kaptan” Jacques Cousteau’nun oğlu Philippe ile ilişkisi üzerine. Yönetmen Jérome Salle’in hareketli deniz macerası Derinliklere Yolculuk: Kaptan Cousteau, San Sebastian Film Festivali’nin kapanış filmi olarak gösterildi.

 

Saklı Kalanlar / The Secret Scripture / Jim Sheridan

Oyuncu kadrosunda Rooney Mara, Vanessa Redgrave, Jack Reynor, Theo James, Eric Bana ve Aidan Turner gibi yıldız oyuncuların yer aldığı Saklı Kalanlar, Sol Ayağım ve Babam İçin filmlerinin yönetmeni Jim Sheridan’ın son filmi, başrolündeki iki yıldız kadın oyuncunun performanslarıyla parlayan bir psikolojik dram. Rooney Mara ile usta oyuncu Vanessa Redgrave, 50 yıldır bir psikiyatri kurumunda kalan Rose McNulty’nin farklı yaşlarını canlandırıyorlar. Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapan Saklı Kalanlar, 1940’larda Belfast’ta haksızlıklarla sınanan bir kadının portresini âşıkları aracılığıyla çiziyor.

 

Son Portre / Final Portrait / Stanley Tucci

Geoffrey Rush’ın gelmiş geçmiş en saygın heykeltıraşlardan Alberto Giacometti’yi canlandırdığı Son Portre, bu olağanüstü sanatçının son yapıtı üzerinde çalıştığı dönemi anlatıyor. Usta oyuncu Stanley Tucci’nin yönettiği film, Amerikalı genç romancı James Lord’un Giacometti’yi 1960’larda, Paris’teki stüdyosunda ziyaretiyle başlıyor. Giacometti, portresini çizmek için yazarı birkaç saat daha stüdyoda kalmaya ikna ediyor. Birkaç saat birkaç güne, birkaç haftaya uzarken Lord ile Giacometti yakındaki meyhaneye de uğrayarak dostluklarını pekiştiriyor. Geoffrey Rush’ın performansıyla taçlanan film, olağanüstü bir sanatçının son döneminin benzersiz bir portresini çiziyor. Filmde James Lord’u Armie Hammer canlandırıyor.

 

Deha / Gifted / Marc Webb

Başroldeki Chris Evans ve çocuk oyuncu Mckenna Grace’in başarılı performanslarının yanı sıra sivri diyalogları ve güçlü karakterleriyle Deha kalpleri fethedecek. Bu son derece eğlenceli ve sıcak komedi-dram, 7 yaşındaki yeğeni Mary’i tek başına ve kendi kurallarıyla yetiştirmeye kararlı Frank’i izliyor. Aşkın (500) Günü ve İnanılmaz Örümcek Adam filmlerinden tanıdığımız Marc Webb’in yönettiği Deha, çocuk yetiştirme, aile ve sistemin karşısında durma hakkında, başından sonuna keyifle izlenen bir yapım.

 

Ateş Serbest / Free Fire / Ben Wheatley

Brie Larson, Sam Riley, Armie Hammer, Cillian Murphy ve Jack Reynor’ın da dahil olduğu müthiş bir oyuncu kadrosu bulunan Ateş Serbest, dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yaptı; İngiltere ve ABD’de gösterime Nisan ayında girecek. İngiltere’nin en özgün yönetmenlerinden Ben Wheatley’nin geçen yıl festivalde de gösterilen Ballard uyarlaması High-Rise / Gökdelen’den sonra çektiği Free Fire, yönetmenin sözleriyle “modern bir 70’ler filmi”. Filmde 12 adam ve bir kadın, korsan bir silah satış anlaşması yapmak üzere Massachusetts’te bir depoda buluşuyor, ancak anlaşma sağlanamayınca silahlar konuşmaya başlıyor. Sayısız kurşunun atıldığı, yavaş çekimde son derece göz alıcı koreografilerin art arda geldiği ve sert polisiyelerden ilham alan bu alışılmadık aksiyon filmi izleyenlere tek mekânda geçen, komedi ve absürdlüklerle dolu bir macera sunuyor. Ateş Serbest’in esin kaynağı sert polisiye klasikleri: The Asphalt Jungle, The Big Sleep, The Killing, The Big Combo, The Driver, Le Samourai, The Getaway, The French Connection ve daha modern zamanlardan GoodFellas, Casino, Hard Boiled ile Reservoir Dogs.”

 

YILLARA MEYDAN OKUYANLAR

Bu bölümde sinefiller dünya sinemasına yön vermeyi sürdüren, yıllara meydan okuyan, örnek alınan ve ödüle doymayan usta yönetmenlerin en son filmlerini izleme fırsatı bulacak. 7 filmin gösterileceği Yıllara Meydan Okuyanlar bölümünün tema sponsorluğunu ATV üstleniyor.

 

Fransızlar / Les Habitants / Raymond Depardon

Fransa’nın en önemli belgeselcilerinden, kariyerini “Fransızlığın” günlüğünü yazmaya adayan Raymond Depardon’un yeni filmi, en basit tabirle bir Fransa turu. Gelgelelim, bu tur turistik değil. Depardon, bir karavana atlayıp Fransa’daki küçük köy ve kasabaları geziyor, bu bölgelerde yaşayan insanları kadrajına davet ediyor. Bu “belgeleme” yöntemini de Fransa’nın değişen yüzünün, yenilenen, yüz değiştiren işçi sınıfının, göçmenlerin omzunda yükselen orta sınıfın resmini çekmek için kullanıyor. Fransızlar, izleyiciyi Fransa’nın sinemaya pek yansımayan doğasında ve bu doğanın sakinleri arasında gezintiye çıkarıyor.

 

Tuz ve Ateş / Salt and Fire / Werner Herzog

Alman sinemasının yaratıcı ustası Werner Herzog’un “sinemanın kurallarına uymayan bir gündüz düşü” olarak tarif ettiği Tuz ve Ateş’in oyuncu kadrosunda Michael Shannon ve Gael Garcia Bernal bulunuyor. Herzog’un, kariyeri boyunca kurcaladığı doğa ve insan arasındaki yıkıcı çatışmayı bir kez daha merkeze aldığı filmde, bir çevre felaketini araştırmak için yola çıkan Birleşmiş Milletler ekibi doğa katliamının sorumlusu olan şirketin adamları tarafından kaçırılıyor. Herzog, takipçilerini dünyayla ilgili benzersiz ve karanlık öngörüsüne ortak olmaya çağırıyor.

 

İz / Pokot / Spoor / Agnieszka Holland

Şubat ayında Berlin Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan ve Alfred Bauer Ödülü’ne layık görülen İz, Polonya usulü bir Fargo gibi, karlar altındaki bir dağ kasabasında geçen, renkli karakterlerin cirit attığı bir cinayet filmi. Filmin başkarakteri, kasabada öğretmenlik yapan astroloji delisi, hayvan hakları savunucusu şirin ihtiyar Duszejko. Duszejko’nun iki köpeğinin ortadan kaybolması ardından çoğu kaçak avcılıkla uğraşan kasaba sakinleri de art arda cinayetlere kurban gitmeye başlar. Usta sinemacı Agnieszka Holland, filmini “janrlar arası bir gerilim, kara komedi öğeleri taşıyan anarşist-feminist bir polisiye” olarak tanımlıyor.

 

Sonsuz Şiir / Poesía sin fin / Endless Poetry / Alejandro Jodorowsky

Avangart sinemanın en tanınmış isimlerinden, 87 yaşındaki Şili asıllı Fransız yönetmen Alejandro Jodorowsky’nin son filmi Sonsuz Şiir, büyük ustanın planladığı otobiyografi beşlemesinin ikinci filmi. Serinin ilk filmi olan Gerçeğin Dansı’nın ardından çekilen, melankoli, mistisizm, tarot, maskeler, grotesk fikirler ve görüntülerin bir araya geldiği Sonsuz Şiir, “gece yarısı sineması” kavramının yaratıcısı Jodorowsky’nin sözleriyle “hayatını manevi ve sanatsal bir farkındalık yaratmaya adamış bir adamın güzellik arayışına bir övgü”. Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yapan filmde yönetmenin gençliğini oğlu Adan Jodorowsky, babasını da diğer oğlu Brontis Jodorowsky canlandırıyor. Filmin görüntü yönetmenliğini 2004’te İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülü’nü alan Christopher Doyle üstleniyor.

 

Cennet / Rai / Paradise / Andrei Konchalovsky

73. Venedik Film Festivali’nde En İyi Yönetmen dalında Gümüş Aslan, Mar del Plata’da En İyi Senaryo kazanan Cennet filminde Rus sinemasının ustalarından Andrei Konchalovsky, 2. Dünya Savaşı sırasında Fransız direnişine katılan Rus barones Olga’yı izliyor. Olga, yakalanarak Fransız komiser Jules’ün karşısına çıktıktan sonra ölüm kampına gönderilir. Gerçek bir cehennem olan kampta Olga’yı bir sürpriz beklemektedir: Kamp yetkililerinden SS subayı Helmut, yıllardan beri Olga’ya âşıktır ve onu kurtarmaya niyetlidir. Siyah beyaz, 16mm ve 35mm çekimlerin bir araya getirildiği, usta görüntü yönetimiyle dikkat çeken Cennet, gerçekçi ve sürükleyici bir dönem filmi.

 

Genç Karl Marx / Le jeune Karl Marx / Young Karl Marx / Raoul Peck

Dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde özel bir galada yapan Genç Karl Marx, 20. yüzyılın en önemli filozoflarından Marx’ın gençlik yıllarını konu alıyor. Karl Marx’ın 1844’te, 26 yaşındayken Paris’e sürgüne gitmesiyle başlayan film, düşünürün daha sonra yakın dostu ve çalışma arkadaşı olacak Friedrich Engels’le tanışması ve birlikte komünizmin ve işçi hareketinin temellerini atışlarını anlatıyor. 2015’te İstanbul Film Festivali’ne konuk olan Haitili usta yönetmen Raoul Peck’in son filminde Marx rolünü Inglourious Basterds’dan tanıdığımız August Diehl üstleniyor. İstanbul Film Festivali’nde ve Berlinale’de Raoul Peck’in iki filmi birden yer alıyor: I Am Not Your Negro / Ben Senin Zencin Değilim de festivalin FACE İnsan Hakları Yarışması’nda yer alıyor.

 

Unutulmayan Aşk / Rückkehr nach Montauk / Return to Montauk / Volker Schlöndorff

Adı Teneke Trampet ile anılan usta yönetmen Volker Schlöndorff, Unutulmayan Aşk’ın senaryosunu Max Frisch’in kısa bir öyküsünden esinlenerek, Brooklyn’in senaristi Colm Toibin ile birlikte yazdı. Filmin başrollerinde Stellan Skarsgard ile Homeland dizisinin yanı sıra Barbara ve Phoenix filmleriyle tanıdığımız Nina Hoss yer alıyor. Filmde kitabının tanıtımı için New York’a giden Alman bir yazarın eski sevgilisiyle karşılaşması ve çiftin hafta sonunu geçirmek üzere birlikte Montauk’a gitmeleri anlatılıyor.

 

DÜNYA FESTİVALLERİNDEN

Uluslararası film festivallerinde öne çıkan, dünyanın dört bir yanından çoğu ödüllü filmlerden oluşan, Sabah Gazetesi’nin tema sponsoru olduğu bu bölüm, en son sinema akımlarını yansıtıyor, dünya sinemasının en yeni yapıtlarını bir araya getiriyor.

 

Nilüfer’in Kararı / Varoonegi / Inversion / Behnam Behzadi

Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış Bölümü’nde gösterilen Nilüfer’in Kararı, Tahran’da yaşayan bekâr ve başarılı işkadını Nilüfer’in hayatının kendi kararlarını verince nasıl altüst olduğunu anlatıyor. Sahar Dolatshahi’nin Nilüfer rolündeki etkileyici performansının da katkılarıyla Roma Medfilm Festivali’nde En İyi Film Ödülü kazanan Nilüfer’in Kararı, günümüz İran toplumuna güçlü, dinamik ve keskin bir bakış atıyor.

 

Bir Yaşam / Une Vie / A Woman’s Life / Stéphane Brizé

Guy de Maupassant’ın 1883 tarihli ilk romanından uyarlanan Bir Yaşam, aristokrat Jeanne’ın hayatının 27 yılını takip eden, modern ve alışılmadık bir dönem filmi. 2016’da Venedik’te FIPRESCI Ödülü’ne ve Fransa’da ise En İyi Film dalında Louis Delluc Ödülü’ne layık görülen Bir Yaşam, Barones Jeanne’ın bir şatoda umutla başlayan ve hayal kırıklıklarıyla devam eden hayatına odaklanır. İnsanın Değeri’yle ses getiren Fransız yönetmen Stéphane Brizé, el kamerasıyla gerçekçiliği yakalayan, detayların görkemin önüne geçtiği bu filmde, erkek egemen bir toplumda umudunu yitiren bir kadın portresi sunuyor.

 

Bay Kâinat / Mister Universo / Tizza Covi, Rainer Frimmel

Bay Kâinat, bir mitin peşinde, fantezinin gerçekliği ile dans eden bir adamın yaşam algısından yola çıkan, delidolu bir doküdrama. Bu filmin ruhunu en iyi tanımlayacak şey, göz yanılmasına uğramanın şaşkınlığı ve sirk kültürünün enerjisi. Bay Kâinat, Locarno’dan En İyi Avrupa Filmi, Mansiyon, Ekümenik Jüri–Mansiyon, FIPRESCI Ödülü, Genç Jüri Ödülü ile evine döndü.

 

Özgürlüğe Doğru / Le Voyage de Fanny / Fanny’s Journey / Lola Doillon

Fanny Ben-Ami’nin Nazi işgali altındaki Fransa’daki çocukluk anılarını anlattığı otobiyografik romandan uyarlanan Özgürlüğe Doğru kahkahalar, korku ve sürprizlerle dolu bir dayanışma, dostluk ve büyüme hikâyesi anlatıyor. 12 yaşındaki afacan kendileri gibi çocukların bulunduğu bir yuvada hayata devam etmeye çalışmaktadır. Ancak şartlar değişince Fanny, sekiz çocuğun önderliğini üstlenip Nazi işgali altındaki Fransa’yı boydan boya geçerek İsviçre sınırına varmak üzere yola çıkar. Özgürlüğe Doğru, Denver, San Diego, Atlanta Film Festivallerinde izleyici ödülleri aldı.

 

Saygın Vatandaş / El ciudadano ilustre / The Distinguished Citizen / Gastón Duprat, Mariano Cohn

Arjantin sinemasının bu yılki en nitelikli ve eğlenceli sürprizlerinden Saygın Vatandaş, Nobel edebiyat ödülünü kazanmayı düşüş olarak gören bir yazarı gözlemliyor. Avrupa’da yaşayan Daniel, Arjantin’de büyüdüğü, romanlarının beslendiği kasabadan gelen daveti kabul eder. 40 yılın ardından ilk kez kasabaya gittiğinde kendisini bir girdap gibi yükselen, trajikomik durumların içinde bulur. Mizahtan bir an bile vazgeçmeyen Saygın Vatandaş, kültür, şöhret, edebiyat, sanat ve insan davranışları üzerine hınzırca sorular sorarken izleyiciyi kasabanın cehaletiyle yazarın kibrinin ortasında bırakıyor. Saygın Vatandaş Venedik, Hayfa, Selanik, Valladolid film festivallerinden ödül kazandı.

 

Beden ve Ruh / A Teströl és Lélekröl / On Body and Soul / Ildikó Enyedi

2017 Berlin Film Festivali’nde büyük ödül Altın Ayı’yı kazanan Beden ve Ruh, sert olduğu kadar yumuşak, büyülü gerçeklik esintileri taşıyan bir aşk hikâyesi anlatıyor. Usta Macar yönetmen Ildiko Enyedi’nin 18 yıl aradan sonra çektiği ilk film Berlin’de FIPRESCI Ödülü, Ekümenik Jüri Ödülü’nün de sahibi oldu. Budapeşte’de bir mezbahada geçen Beden ve Ruh, öğlen yemeklerini bile ciddiyetini bozmadan tek başına yiyen hastalıklı derecede asosyal Maria’nın, kendi gibi sessiz ve içine kapanık müdürü Endre ile yakınlaşmasını ve bunu takip eden olayları konu edinir. Tesadüfen, geceleri aynı rüyaları gördüklerini fark ettiklerinde önce bu durumdan sıkılıp korkarlar, ama sonrasında rüyalarındaki birlikteliği gerçek hayata taşımaya çalışırlar.

 

Yaralı Kalpler / Scarred Hearts / Radu Jude

Aferim!’le Romen Yeni Dalgası’nın farklı bir sesine dönüşen Radu Jude, Yaralı Kalpler’le özgün, entelektüel ve sıcak bir filme imzasını atıyor. 1937’de, kemik veremi hastalarının bulunduğu bir sanatoryumda geçen film, Romen yazar Max Blecher’ın otobiyografik romanından sinemaya uyarlanmış. Film, hastaların aile bağlarını ve ilişkilerini ana kahramanımız Emanuel’in rehberliğinde gösteriyor. 35mm ve ağırlıklı olarak statik kamerayla çalışan Jude, melankoliden yaşama sevincine uzanan duyguları yakalarken mizahtan da yararlanıyor. Yaralı Kalpler, 2016 Hamburg Film Festivali Yapımcılar Ödülü ile 2016 Locarno Film Festivali Don Quixote Ödülü’ne layık görüldü.

 

Değişim / Sameblod / Sami Blood / Amanda Kernell

Amanda Kernell’in ilk filmi Değişim, dünyanın dışa en kapalı ve izole toplumlarından İskandinavyalı Sami kavmine mensup bir kızın Irkçılığın yoğun olduğu 1930’larda kendi kültüründen kopma hikâyesini anlatıyor. Değişim soğukkanlı anlatımı ve Elle’yi canlandıran Hanna Alström’ün müthiş performansıyla büyüleyen bir dram örneği. Film, 2017 Göteborg En İyi Nordik Film, 2016 Venedik Venice Days Avrupa Yapımı En İyi Film, FEDEORA En İyi İlk Yönetmen ödüllerinin de sahibi.

 

Porto / Gabe Klinger

Talihsiz bir kaza sonucu hayatını kaybeden genç oyuncu Anton Yelchin’in rol aldığı son filmlerden Porto, adını aldığı Portekiz kentinde geçen tutkulu bir “ilk görüşte aşk” hikâyesi. Brezilya doğumlu Amerikalı yönetmen Gabe Klinger, 35mm, 16mm ve Super8 film formatlarını bir arada kullanarak geri dönüşlerle Amerikalı Jake ile Fransız Mati’nin aşk kaçamağının etkilerini izleyiciye aktarıyor.

 

Dağların Tepelerin Ardında / Me’ever Laharim Vehagvaot / Beyond the Mountains and Hills / Eran Kolirin

Dağların Tepelerin Ardında’da yönetmen Eran Kolirin, devleti yozlaşmaya yüz tutmuş aile mefhumu üzerinden tartışmaya açıyor. Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde dünya prömiyerini yapan ve Kudüs Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü kazanan Dağların Tepelerin Ardında, nedensiz ve isimsiz bir suçluluk duygusunun en iyi yansıtıldığı filmlerden.

 

Gece Hayatı / Nocno zivljenje / Nightlife / Damjan Kozole

Gece Hayatı, izleyiciyi Slovenya’nın kirli siyasi oyunlar ve yolsuzlukla lekeli karanlık yüzüyle tanıştırıyor. Tek bir gecede geçen ve başkarakterinin âdeta zamana karşı yarıştığı bu polisiye dram gerçek bir olaydan esinleniyor. Gece Hayatı, Karlovy Vary Film Festivali’nde Damjan Kozole’ye En İyi Yönetmen ödülünü getirdi.

 

Ana, Sevgilim / Ana, Mon Amour / Cãlin Peter Netzer

İlk gösterimini ödül kazandığı 2017 Berlin Film Festivali’nde yapan Ana, Sevgilim, Berlin Film Festivali’nde de gösterilen Çocuk Pozu’yla 2013’te Altın Ayı kazanan Romen yönetmen Calin Peter Netzer’den bir kara sevda filmi. Üniversite yıllarında tanışan Ana ve Toma birbirlerine âşık olur. İlişkileri derinleştikçe, Ana ile ona psikolojik sorunlarında destek olmaya çalışan Toma arasındaki ilişki bir bağımlılığa dönüşür. Bu sorunlu ilişkiyi psikanalize geniş yer açan bir senaryo, dinamik el kamerası ve doğal oyunculuklarla aktaran Netzer, Romen sinemasının genç kuşağının parlak isimleri arasındaki yerini pekiştiriyor.

 

Kesişen Hayatlar / Réparer Les Vivants / Heal the Living / Katell Quillévéré

2013 yapımı Suzanne ile dünya çapında övgü toplayan genç yönetmen Katell Quillevere’in, Fransa’nın tanınmış oyuncularını bir araya getiren üçüncü filmi Kesişen Hayatlar, Maylis de Kerangal’in çok satan romanının sinema uyarlaması. Birbirine bağlanan üç hikâyede yönetmen ilk olarak kaza geçiren genç bir sörfçüye, gencin hastanedeki anne-babasına ve son olarak da hayatta kalmak için kalp nakline ihtiyaç duyan bir anneye odaklanıyor. Venedik Film Festivali’nin Ufuklar bölümünde dünya prömiyerini yapan film, yaşamın belirsizliği, beden ve tesadüfleri son derece dokunaklı ve hümanist bir gözle ele alıyor.

 

Kurtla Kuzu / Wolf and Sheep / Shahrbanoo Sadat

Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yapan Kurtla Kuzu, folklorik bir doküdrama, etnografya ile ilgilenen bir ilk film. Afgan yönetmen Shahrbanoo Sadat, Batı’da her daim şiddet teması ile özdeşleştirilen memleketine, önyargıya dair bütün kavramları filtreleyerek odaklanıyor. Bu nedenle bu filmde başrolü IŞİD, silahlar ya da bombalar değil; ancak keçiler, çocuklar, çobanlar, gelenek ve bu dağlarda alınan taze bir nefes alıyor. Kurtla Kuzu, gözlerden ırak bir köydeki yaşamı merkezine alırken, ölümden ziyade yaşamla ilgileniyor.

 

Şafak Sökmeden / Vor der Morgenröte / Stefan Zweig: Farewell to Europe / Maria Schrader

Şafak Sökmeden, Nazi baskısından kaçan Stefan Zweig’in Buenos Aires, New York ve Brezilya arasında geçen sürgün yıllarını anlatıyor. Film, Avusturyalı Yahudi bir aydın olan Zweig ve eşinin sürgünde geçen 15 yılına, birlikte intihar ettikleri 1942’ye dek süren sonu gelmeyen yolculuklarına ve yazarın “Yeni Dünya”da kendine bir yuva bulmaya çalışırken, Nazi Almanya’sındaki gelişmeler karşısındaki felsefi duruşuna odaklanıyor. Avusturya’nın Oscar adayı olan Şafak Sökmeden, Aimée ve Jaguar ile tanınan Alman oyuncu Maria Schrader’in yönettiği ikinci film.

 

14. Louis’nin Ölümü / La mort de Louis XIV / Last Days of Louis XIV / Albert Serra

Sinema tarihinin efsane oyuncularından Jean-Pierre Léaud, kariyerinin en büyüleyici performanslarından birisiyle seyirci karşısına çıkıyor. Bu sıradışı dönem filminde Fransa’nın, hatta tüm Avrupa tarihinin en güçlü krallarından birisi olan, tam 72 yıl hükümdarlık yapmış, meşhur “Devlet benim” sözünün sahibi ve mutlak monarşinin simge ismi 14. Louis’nin son günlerini izliyoruz. Özellikle Léaud’nun performansıyla övgü toplayan bu göz alıcı film Sight & Sound dergisince 2016’nın en iyi 10 filminden biri olarak seçilmişti.

 

Fixer / Fixeur / The Fixer / Adrian Sitaru

Romen Yeni Dalgası yönetmenlerinden Adrian Sitaru’nun imzasını taşıyan Fixer, bir cinsel istismar davasını araştırmak üzere yola koyulan gazetecilerin hikâyesini mercek altına alıyor. Gazeteciler kurbana yardımcı olmak mı istiyorlar yoksa kariyerlerine bir gazetecilik başarısı eklemek mi? Sitaru, bu soruyu sorarak gazetecileri bir etik sınavından geçirirken, gazete manşetlerinin arka planına ışık tutmaya çabalıyor.

 

Kundakçı / Pyromanen / Pyromaniac / Erik Skjoldbjærg

80’li yılların başlarında geçen Kundakçı, 19 yaşındaki Dag’ın öyküsünü anlatıyor. Dag, bir yıllık askerliğin ardından köyüne, kendisini büyük bir heyecanla bekleyen ailesinin yanına geri döner. Babası Ingemann, köyün gönüllü itfaiye teşkilatında şeftir. Dag, babasının mesleğiyle tezat bir yaşam sürmektedir fakat köyde hiç kimse bunun farkında değildir. Bir kundakçı olan Dag, köy sakinleri için büyük bir tehlike unsurudur ve köy halkının elinde bu tehlikeyi bertaraf etmelerine yardımcı olacak hiçbir ipucu yoktur. 1997 yılında Insomnia / Uykusuz ile uluslararası başarı kazanan Erik Skjoldbjærg’in imzasını taşıyan Kundakçı’da yönetmen, karanlık Kuzey masalları anlatmaya devam ediyor.

 

Yaşamak ve Diğer Şeyler / Vivir y otras ficciones / Living and other fictions / Jo Sol

Yönetmen Jo Sol’un “normallik duvarında bir çatlak” diye tanımladığı Yaşamak ve Diğer Şeylerde başrolleri toplumun bir şekilde dışladığı iki adam paylaşıyor: ruh hastalıkları hastanesinden henüz taburcu olan Pepe ile tekerlekli sandalyeye mahkûm yazar Antonio. Hayata karşı politik bir aktivizm idealiyle yola çıkan Antonio, kendi gibi bedensel engelli arkadaşlarını evinde “cinsel asistan”larla buluşturmaya başlayınca iki adamın dostluğu sarsılmaya başlar. Taksi Hırsızı filminin gösterildiği 2006’da festivale konuk olan Jo Sol’un beden politikaları, “normallik”, emek ve cinsellik gibi birçok kavramı sorgulayan filmi Yaşamak ve Diğer Şeyler, belgeselci bir gerçekçiliğe sahip, sıradışı bir zihin egzersizi. Yönetmen Jo Sol bu yılki FACE İnsan Hakları Yarışması jürisinde yer alıyor.

 

Kendin ve Sen / Dangsinjasingwa dangsinui geot / Yourself and Yours / Hong Sang-soo

İlişkiler üzerine zekâ dolu komedileriyle festival izleyicilerinin kalbinde özel bir yer edinen Koreli usta sinemacı Hong Sang-soo, bu kez kimliğin belirsizliğini kurcalıyor. Ressam Youngsoo ile kız arkadaşı Minjung, kavga edip ayrılırlar. Ardından Minjung’a çok benzeyen, ama o olmadığını söyleyen bir kadın, başka erkeklerle flört edip karmaşa yaratmaya başlar. Hong Sang-soo, Luis Buñuel’in Arzunun Şu Karanlık Nesnesi’nden yola çıkan filminde, karşımızdakini gerçekten tanımanın imkânsızlığını ve erkeklerin kadınlara biçtikleri rolleri eğlenceli ve yoruma açık bir yaklaşımla aktarıyor. Kendin ve Sen, 2016 San Sebastian Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü aldı.

 

Gece Sahilde Tek Başına / Bamui haebyun-eoseo honja / On the Beach at Night Alone / Hong Sang-soo

Hong Sang-soo’nun Berlin Film Festivali’nde ilk gösterimini yapan son filmi Gece Sahilde Tek Başıma’da filmin başkahramanı meşhur kadın oyuncu Yanghi, önce Hamburg’a ardından da yine bir kıyı şehri olan Gangneung’a gidiyor ve yolunda gitmeyen ilişkilerini gözden geçiriyor. Festivalde geçen yıl Hong Sang-soo’nun Right Now Wrong Then / Doğru Zaman adlı büyük ilgi toplayan filminin başrolündeki Kim Min-Hee, bu filmde Yanghi rolünü üstleniyor. Min-Hee, bu rolüyle Berlin Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Gümüş Ayı ödülü aldı. Hong Sang-soo’nun festivalde iki filmi yer alıyor.

 

Ardıl Görüntü / Powidoki / Afterimage / Andrej Wajda

Polonya’nın Oscar adayı Ardıl Görüntü, komünist rejimin toplumsal hafızadan silmeye çalıştığı “çağdaş resim sanatının temsilcisi” Wladyslaw Strzeminski’nin hayatından bir kesiti anlatıyor. 2. Dünya Savaşı sonrasında Strzeminski, Komünist Parti baskısına boyun eğmeyi reddedince öğrencilerinin desteğine rağmen sefalete sürüklenir. Wajda’ya göre Ardıl Görüntü, “eğilmeyen, kararlarının arkasında duran, kendini tamamen sanata adamış bir adamın portresi.” Film, 2016 Polonya Film Festival’inde Jüri Özel Ödülü’nün sahibi oldu.

 

Ben Madame Bovary Değilim / I Am Not Madame Bovary / Feng Xiaogang

Kara mizahıyla tanınan ünlü Çinli yönetmen Feng Xiaogang, farklı bir tarz benimsediği Ben Madame Bovary Değilim’de bir köylü kadınının yıllar boyu süren hak ve adalet arayışını anlatıyor. Daha iyi bir eve taşınma hayaliyle yapılan sahte bir boşanma, kocanın sadakatsizliği ve devlet babanın azizliğini konu edinen film, 2016 San Sebastian Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini aldı. Başrolünde Çin’in megastarı Fan Bingbing’in oynadığı, Fransız burjuvazisinin sadakatsizlik simgesine nazire adıyla Ben Madame Bovary Değilim, bürokrasi, gelenekler ve sistem üzerine özgün bir taşlama.

 

GENÇ USTALAR

İlk veya ikinci filmlerini çekerken dünya sinemasına farklı bir soluk getiren, özgün yaklaşımlarıyla beğeni toplayan genç yönetmenlerin uluslararası festivallerde dikkat çeken, geleceğin klasikleri olmaya aday yapıtları NESCAFÉ Gold sponsorluğundaki bu bölümde yer alıyor.

 

La Soledad / Jorge Thielen Armand

Venezüellalı yönetmen Jorge Thielen Armand’ın ilk uzun metrajlı filmi Venezüella’nın içinde debelendiği yıkıcı ekonomik kaosun, ilişkileri ve ahlaki değerleri nasıl etkilediğini anlatıyor. Gerçek bir olaydan esinlenip, mahallenin gerçek sakinlerine de rol veren Armand, Caracas kentinde, sığındıkları binanın yakında yıkılacağını öğrenen fakir ve genç bir babanın çare arayışlarını, mizahın da eksik kalmadığı bir belgeselle izleyiciye sunuyor.

 

Elmas Adası / Diamond Island / Davy Chou

Geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nden SACD Ödülü, Cabourg Film Festivali’nden Büyük Ödül ve Mumbai Film Festivali’nden En İyi Film Ödülü’nü alan, Davy Chou’nun yeni filmi Elmas Adası, görsel anlamda büyüleyici bir film. Chou’nun Kamboçya sokaklarında amatör oyuncularla, dört aylık bir sürede çektiği film, 18 yaşındaki Bora’nın yetiştiği taşrayı yıllardır kayıp olan kardeşiyle tekrar bir araya gelmek ve bir inşaat işçisi olmak üzere ardında bırakmasını anlatıyor.

 

Wùlu / Daouda Coulibaly

Mali asıllı Fransız yönetmen Daouda Coulibaly’nin ilk uzun metrajlı filmi Wulu, “Mali usulü Scarface” sözleriyle övülen sert bir gangster filmi. Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapan Wulu’nun kahramanı, seks işçisi ablasını bu hayattan kurtarmak için otobüs şoförlüğü yapan Ladji. Ladji, beklediği zam yapılmayınca çaresiz kalarak mahallenin torbacısıyla temasa geçer ve kokain kuryeliği yaparak kısa sürede hem para hem mevkide yükselir.

 

Kişisel Meseleler / Omor Shahsiya / Personal Affairs / Maha Haj

İsrail’de yaşayan bir Filistinli olarak kendi deneyimlerinden esinlenen yönetmen Maha Haj, bu ilk filminde geniş bir ailenin üyeleri arasındaki iletişim sorunlarını izliyor. Nasıra’da yaşayan yaşlı bir çiftin Ramallah’taki bekâr oğulları; İsveç’e taşınan diğer oğulları ve doğum yapmak üzere olan kızları ile aralarındaki hassas ilişkiyi anlatan Kişisel Meseleler, Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde dünya prömiyerini yaptı. 2016’da Hayfa Uluslararası Film Festivali ve Zürih Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’nü alan film, gündelik hayatın melankolisini serinkanlı bir mizahla yakalıyor.

 

Günahın İzleri / Gukôroku / Traces of Sin / Kei Ishikawa

Japon yönetmen Kei Ishikawa, Venedik Film Festivali’nde Ufuklar bölümünde gösterilen Günahın İzleri’nde, bir ailenin tüm fertlerinin öldürülmesi vakasını araştıran bir gazeteciyi izliyor. Japon sinemasının usta ismi Takeshi Kitano’nun kurucusu olduğu Office Kitano’nun yapımcılığında gerçekleşen film, psikolojik gerilim atmosferini özenle örerken polisiye türünün kurallarına sadık kalıyor.

 

Mimozalar / Mimosas / Oliver Laxe

Cezayir’de yaşayan İspanyol sinemacı Oliver Laxe, Mimozalar’da western izleri taşıyan esrarengiz bir yolculuk sunuyor. Hasta ve yaşlı bir şeyhin son arzusu, Sicilmâse’de akrabalarının yanına gömülmektir. Ancak yolda hayatını kaybedince birkaç adam cenazesini bu şehre götürme görevini üstlenir; Atlas dağlarının çetin şartlarında fiziksel olduğu kadar metafizik bir yolculuk başlar. 2016’da Cannes’da Eleştirmenler Haftası Bölümünün büyük ödülünü kazanan, Kahire ve Sevil Festivallerinden ödüllerle dönen Laxe, yolculuğu ruhsal bir deneyime yaklaştırıyor.

 

Aşktan Sonra / Afterlov / Stergios Paschos

Stergios Paschos’un komik, dokunaklı, hatta yer yer acıklı filmi Aşktan Sonra, büyümeyi reddeden ve en çok da bunun cefasını çeken duygusal bir adamın portresini çiziyor. Locarno ve Selanik Film Festival’lerinden ödüller alan film, 30’larında meteliksiz bir müzisyen olan Nikos’un hikayesini anlatıyor. Nikos, arkadaşının lüks villasının bakımını sağlamaktadır. Sofia’dan yeni ayrılmıştır ve bu acının üstesinden gelmekte zorlanmaktadır. Nikos bir gün cevapsız kalan sorularının karşılığını almak için sıradışı bir yöntem seçer ve Sofia’yı bu villaya davet eder. Kendisini eski sevgilisiyle bu villaya hapsedecek, makul cevaplar alana kadar kimse dışarı çıkmayacaktır.

 

Vicdansız / Bezbog / Godless / Ralitza Petrova

Bulgaristan’da dağların eteğine kurulu, neredeyse cansız, gri bir kasabada yardıma muhtaç yaşlı insanların bakımını yapan hemşire Gana, hastalarının kimlik kartlarını çalıp karaborsada satmaktadır. Monoton dünyasına duyarsızlığıyla katlanabilen Gana’nın bu sıradan yozluğu hastalarından birine yakınlık duyana kadar sürecektir. Locarno’da En İyi Film ve En İyi Yönetmen, Reykjavik ve Varşova’da En İyi Film ve daha birçok ödül kazanan Vicdansız, bir Doğu Avrupa “kâbus”u çizen, karanlık, dürüst, gerçekçi ve sert bir film.

 

Edepliler / Los decentes / A Decent Woman / Lukas Valenta Rinner

Korunaklı bir sitede bir evde hizmetçi olarak çalışırken güvenlik duvarlarının ardında kurulu bir nüdist koloniye dahil olan bir kadının değişimini izleyen Edepliler Arjantin toplumundaki uçurumu sosyal, ekonomik ve ahlaki açılardan inceliyor. Edepliler, sürekli kara komedi ve gerilim arasında gidip gelen, kolay kolay unutulmayacak bir taşlama.

 

Yeni Bir Hayat / Katie Says Goodbye / Wayne Roberts

Wayne Roberts, mütevazı olduğu kadar dramatik açıdan iyi tasarlanmış olan ve Stockholm Film Festivali’nde Etki Ödülü alan bu ilk filminde sinemaya birçok kez konu olmuş “Amerikan Rüyası”nı, hoş nüanslarla yeniden yaratmayı başarıyor. Yeni Bir Hayat, “hayaller ülkesinde” hayatını değiştirmek için her yolu deneyen 17 yaşındaki bir genç kızı izliyor. Yeni Bir Hayat, son yıllarda yaratıcılık problemleri çeken Amerikan bağımsızları arasında “yeni bir nefes” olarak öne çıkıyor.

 

Kış / El Invierno / The Winter / Emiliano Torres

Patagonya’nın karla kaplı düzlüklerinde geçen Kış, geçmişle gelecek, eskiyle yeni, gençle yaşlı arasındaki çelişkiler ve çatışmalar üzerinden nesil değişimini işliyor. Yıllarca çalıştığı çiftlikten yaş haddiyle emekli edilen kâhyanın yerine daha genç bir kâhya gelir. Kış iyice bastırdıkça iki adam da yabancı oldukları yeni ortamlarının getirdiği sıkıntılarla ve değişimle mücadele etmek zorunda kalır. Birçok filmde senarist ve yardımcı yönetmen olarak görev alan Emiliano Torres’in yönettiği bu ilk film, dünya prömiyerini San Sebastian Film Festivali’nde yaptı ve festivalde En İyi Görüntü ve Jüri Özel Ödüllerini aldı.

 

Av Köpekleri / Hounds of Love / Ben Young

Seri katil bir çift, 17 yaşındaki Vicki’yi kaçırır. Vicki yaşadığı dehşetin içinde kurban pozisyonunu kabullenmez ve çift arasındaki dinamikleri onlara karşı kullanmaya başlar. Ben Young’ın Venedik Film Festivali’nde müthiş bir ilgiyle karşılanan ve Ashleigh Cummings’e En İyi Kadın Oyuncu Ödülü getiren bu ilk filmi 1980’lerde, Avustralya’da geçiyor. Şiddetin ağırlıklı olarak kadraj dışında yaşandığı filmde, psikolojik gerilim janrının kuralları ustaca kullanılırken, tekinsiz atmosfer ağırlığını hissettiriyor. Güneş ışığının eksik olmadığı coğrafyada yönetmen Young’ın yakaladığı ve izleyiciyi etkisi altına alan karanlık takdire değer. Av Köpekleri Brüksel Film Festivali’nde de En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini kazandı.

 

NTV BELGESEL KUŞAĞI

Tarih, popüler kültür, psikoloji, aktivizm, siyaset, dans, sinema, silahlanma, fotoğrafçılık, mülteciler gibi farklı konuları işleyen NTV tema sponsorluğundaki NTV Belgesel Kuşağı, alışılmadık ve çarpıcı filmlerle, toplumsal değişimleri ele alıp gerçeği belgeliyor.

 

Direnmeyin / Do Not Resist / Craig Atkinson

Bir yandan ABD’nin meşhur SWAT timlerine bir yandan da 11 Eylül sonrası şişen güvenlik harcamalarına göz atan Direnmeyin geleceğin dünyasının ürpertici bir portresini çiziyor. “Yerinde şiddet” ile paranoyanın iç içe geçtiği “gerçek sonrası” bu dünyada, yüksek teknolojiyle donatılmış askeri araçlar küçük ABD kasabalarında cirit atıyor, vatandaşların suçluluk potansiyelleri algoritmalarla ölçülüp göz alıcı renklerle grafiklere dökülüyor. 2014’te Ferguson’daki ayaklanmanın tam ortasından görüntülerle başlayan Direnmeyin, babası da emekli bir SWAT görevlisi olan Craig Atkinson’ın yönettiği ilk film.

 

Dansçı / Dancer / Steven Cantor

Parti delisi, kötü çocuk, dahi balet, isyancı şehirli, tabu yıkıcı, uçuşan melek: Hayranlık uyandıran bir duruşu ve kuvveti olan Sergei Polunin, dans dünyasını altüst etti, ardından da İngiliz Kraliyet Balesi’nin başdansçısı oldu. 22 yaşında, zirvedeyken, kendi şöhreti yüzünden yıkımın eşiğine geldi. Polunin bugün yeniden dans ediyor ama aklında “ölmüş bir sanat dalı” olan baleyi tepetaklak ederek baştan sona değiştirmek var. Çocukluğundan kalma videolar, ailesi, dostları ve muhalifleriyle yapılmış röportajlar içeren Dansçı, bu eşsiz dansçının son derece kişisel bir portresini çiziyor. Sergei Polunin, her ikisini de David LaChapelle’in çektiği Hozier’in “Take Me to Church” video klibinde ve bir denim reklamında da yer aldı.

 

Politika Kullanma Kılavuzu / Política, manual de instrucciones / Politics, Instructions Manual / Fernando León de Aranoa

Siyasete adım atmayı birazcık bile olsa hayal eden, özellikle gençlere ama aslında herkese hitap eden bir belgesel var karşımızda. Bu film, İspanya’daki ekonomik krizin etkileriyle başlayan halk hareketinin siyasi uzantısı olarak üç yıl önce kurulan ve meclise girmeyi başararak ülkede siyasi yapıyı tamamen değiştiren Podemos (Yapabiliriz) Partisi’ni strateji toplantılarından kampanya gezilerine adım adım takip ediyor. İşçi sınıfına ve gündelik hayata dair ironik ve iyimser Mondays in the Sun / Güneşli Pazartesiler adlı filmini Filmekimi’nde izlediğimiz yönetmen Fernando León de Aranoa bu kez iyi bir politik belgeselin “el kitabı” olacak bir filme imza atmış.

 

Taşınma Sanatı / The art of Moving / Liliana Dulce Marinho de Sousa

Daya Al-Taseh, Suriyeli muhalif bir mizah ekibi. Yaptıkları skeç videoları dünyanın dört bir yanında ses getirmekte ama onlar 2013 yılında ülkelerini terk etmek ve Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmışlar. Liliana Dulce Marinho de Sousa‘nın belgeseli, Daya Al-Taseh ekibinin hikâyesine 2015 baharında Gaziantep’te dahil ediyor bizleri. Skeçlerini bir süredir Gaziantep’te hazırlamakta olan komedyenler, savaşa daha uzak ve daha güvenli bir yere taşınmaya karar veriyor ve bu sefer de soluğu İstanbul’da alıyorlar. Taşınma Sanatı, Daya Al-Taseh’in bir ülkeden diğerine, bir şehirden ötekine kaçış sürecini takip ederken, mülteci sorununa pek alışık olmadığımız bir yerden bakıyor ve dünyada süregelen kanlı savaşlara karşı mizahın ne kadar önemli bir silah olduğunu hatırlatıyor.

 

Kurtar Beni / Liberami / Federica Di Giacomo

Vatikan, dünyanın her köşesinden gelen rahiplere şeytan çıkarma eğitimi vermeye devam ederken İtalya’da bu tür vakalar öyle artıyor ki, “şeytanın esiri” olmuş kişilere telefondan müdahale eden ruhaniler bile var. Gerçeğin kurguyu aştığının kanıtı bu filmde takip ettiğimiz ruhaniler, rol yapma ihtimallerinin bilincinde olmalarına rağmen iblisle boğuşan mağdurları kesinlikle yargılamıyor. İster istemez The Exorcist’i çağrıştıran ve inanç, toplum ve insan psikolojisiyle ilgili parlak gözlemlere alan açan bu şaşırtıcı belgeselin yönetmeni Federica Di Giacomo, bu yıl festivalin Ulusal Belgesel Yarışması jüri üyelerinden. Kurtar Beni, Venedik Film Festivali’nin Ufuklar bölümünün en iyi filmi seçildi.

 

Kamerainsan / Cameraperson / Kirsten Johnson

Citizenfour, The Invisible War, This Film Is Not Yet Rated ve 1971 gibi son yılların en önemli belgesellerinde kameranın arkasında görüntü yönetmeni olarak hep aynı isim vardı: Kirsten Johnson. Johnson, yönetmenliğini üstlendiği ikinci uzun metrajlı belgesel olan Kamerainsanda yıllar boyunca çektiği kayıtlardan bir kolaj yapıyor. Etkileyiciliğini bir an bile yitirmeyen bu şiirsel belgesel, yönetmenin deyimiyle “gösterilmesi gereken”leri gözler önüne seriyor. Sarasota, San Francisco film festivalleri ve Uluslararası Belgesel Birliği tarafından ödüllendirilen Kamerainsan, hem düşünsel bir yolculuk hem de bir anlamda film yapmayı, “dert edinmeyi” konu alan, eşsiz bir “atölye çalışması”.

 

Thérèse’in Hayatları / Les Vies de Thérèse / The Lives of Thérèse / Sébastien Lifshitz

İlk belgeselini sinemacı Claire Denis hakkında yapan Sebastien Lifshitz, 2013’te Berlin’de Teddy Ödülü’nü kazanan Bambi’nin ardından çektiği bu belgeselde Fransa’nın en dişli aktivistlerinden Thérèse Clerc’i odağına alıyor. Kürtaj hakkından cinsel eşitlik ve eşcinsel haklarına Clerc’in etkin olmadığı alan yok. Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık yüzünden ölüme yaklaştığını bilerek Clerc kendi hayatına, mücadelelerine ve geçmiş aşklarına dokunaklı olduğu kadar berrak bir bakış yöneltiyor. Clerc, filmin Cannes’daki ilk gösteriminden birkaç ay önce, Şubat 2016’da hayata veda etmişti. Thérèse’in Hayatları, Cannes Film Festivali’nin Kuir Palmiye’sini aldı.

 

Austerlitz / Sergei Loznitsa

Günümüzde insanların Nazilerin imha kamplarını ziyaretlerinde davranış şekilleri nasıl? Ukraynalı saygın sinemacı Sergey Loznitsa, Venedik’te dünya prömiyerini yapan son belgeselinde kamerasını binlerce kişinin ziyaret ettiği; ölüm, keder, zulüm ve yıkımla özdeşleşen bu kamplara çeviriyor ve bu sorunun yanıtını arıyor. Film “selfie”ler, kahkahalar, yemek molaları ve rehberlerin genel geçer açıklamalarıyla ölüm kamplarının günümüzde sıradan bir turistik merkezden farkının kalmadığını gösteriyor. Tarih ve bugün ilişkisine yönelik öznel bakışına, 2015’te festivalde gösterilen Ağustos Olayları’ndan aşina olduğumuz Loznitsa, filminde yargıç değil tanık konumunu seçerken ölüm kamplarının günümüz insanı için anlamını araştırıyor.

 

Mifune: Son Samuray / Mifune: The Last Samourai / Steven Okazaki

170 kadar filmde rol alan Toshiro Mifune, Japon sinemasının Altın Çağı’nın en büyük oyuncularındandı. Mifune 1950’lerde ve 1960’larda Akira Kurosawa’nın çektiği birçok filmde rol aldı ve bu işbirliği, chanbara adı verilen, kılıç düellolu dönem filmlerini, Japon toplumunu inceleyen sert hikâyelere dönüştürdü; tıpkı John Ford ile John Wayne’in Amerika Western’lerini değiştirmeleri gibi. Venedik Film Festivali’nde prömiyerini yapan bu belgesel, Raşomon, Yedi Samuray, Kanlı Taht, Yojimbo ve Kızıl Sakal gibi efsanevi filmleri incelerken Keanu Reeves’in anlatımıyla Mifune’nin hayat hikâyesini ve samuray janrının gelişimini ortaya koyuyor.

 

Karşı Yönetmen: Ken Loach / Versus: The Life and Films of Ken Loach / Louise Osmond

Yalnızca İngiltere’de değil tüm dünyada saygınlığı su götürmez olan Ken Loach, 2016’da hem 80. yaşını kutladı hem de 50. filmi Ben, Daniel Blake’i çekti. Yönetmen Louise Osmond, tiyatro yönetmenliği yaptığı ilk günlerinden TV dizilerine, oradan da ödüle doymadığı usta yönetmenliğine, Loach’un kariyerine derinlemesine bir bakış atıyor. Sette çekim yapmasına izin verilen Osmond, büyük ustanın son filmi Ben, Daniel Blake’in çekim aşamasını yakından gözlemliyor. Filmde Loach’la yapılan röportajların yanı sıra aralarında Cillian Murphy, Gabriel Byrne, Paul Laverty, Nell Dunn, Alan Parker, Melvyn Bragg, Sheila Hancock, Ricky Tomlinson, Chris Menges, Crissy Rock ve Barry Ackroyd’un da bulunduğu dostları, rakipleri, çalışma arkadaşlarıyla yapılan söyleşiler yer alıyor.

 

Önemsiz Bir Adam / An Insignificant Man / Khushboo Ranka, Vinay Shukla

Arvind Kejriwal, Hindistan toplumunu kutuplaştıran, ülkenin siyaset arenasını alışılmadık, öncülü görülmemiş yeni bir denkleme eriştiren sıradan bir adam. Su, elektrik, yolsuzluk gibi temel sorunları gündeme getiren bir aktivist iken memurluktan istifa eden Kejriwal, Sade Vatandaş adında muhalif bir parti kurdu ve ülkenin en köklü, güçlü partilerine kafa tuttu. Kejriwal’ı ve hareketini bencil ve anarşist bulanlar da devrimci addedenler de oldu. İki yıl boyunca bu sıradan adamı mitinglerden toplantılara izleyen bu ilginç “demokrasi belgeseli”nin yapım finansmanı, Hindistan’ın en büyük kitlesel fonlama kampanyasıyla sağlandı. Film, dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yaptı.

 

Amerikalı Anarşist / American Anarchist / Charlie Siskel

Yazılmış en kötü ünlü kitaplardan The Anarchist Cookbook, içerdiği bomba ve uyuşturucu imalatı talimatlarıyla sayısız suçlunun kütüphanesinde yer aldı, milyonlarca kopya sattı, internette yayıldı. Amerikalı Anarşistte yönetmen Charlie Siskel, 1971’de ABD’de savaş karşıtlığı zirveye ulaştığı sıralarda, daha 19 yaşındayken kitabı kaleme alan William Powell’la yüzleşiyor. Film, hayatını kaybetmeden hemen önce, öğretmen olarak mazbut bir yaşam süren 65 yaşındaki Powell’la kitabın yazım ve yayım sürecinden ahlaki sorumluluğa uzanan zorlu bir röportaja ve arşiv görüntülerine yer veriyor.

 

Beuys / Andres Veiel

Berlin’de Altın Ayı için yarışan tek belgesel Beuys, sanatçı Joseph Beuys’un yapıtları kadar sıradışı yaşamını ve fikirlerini de ele alıyor. Ölümünden 30 yıl sonra, bugün bile hâlâ zamanından ileri kabul edilen Beuys, New York Guggenheim Müzesi’nde kişisel sergisi yapılan ilk Alman sanatçı iken ülkesinde yapıtları “pahalı çöp” olarak aşağılanıyordu. Daha önce yayımlanmamış ses ve görüntü kayıtlarını çarpıcı bir kurguyla birleştiren belgesel, ölü bir tavşanla sanat tartışıp “kahkahasız devrim mi yapacaksınız?” diyen Beuys’un sanat ve dünya görüşünü de anlatıyor.

 

MAYINLI BÖLGE

36. İstanbul Film Festivali’nin tarzı, yaklaşımı, tekniği ya da anlatımı farklı, alışılmadık, öncü, bazen zorlayıcı, bazen deneysel filmlerden oluşan Mayınlı Bölge bölümü özellikle yeni keşifler yapmak isteyen sinefillere sesleniyor. Sinemanın aykırı ruhları Mayınlı Bölge’de bir araya geliyor.

Sakatat / Gorge Coeur Ventre / Still Life / Maud Alpi

Maud Alpi’nin yer yer izleyicinin tüylerini ürpertecek ilk filmi Sakatat, izledikten sonra uzun bir süre aklınızdan çıkmayacak, belgeselle kurmaca arasında bir yerde duran sert bir film. Locarno Film Festivali’nde Sanat Barış Ödülü, Fransz Akademisi’nden Louis Delluc En İyi İlk Film Ödülü’nü alan Sakatat, bir köpeğin gözünden bir mezbahada olan bitenleri gözlemliyor.

 

Raw / Grave / Raw / Julia Ducournau

Avrupa Fantastik Film Festivalleri Federasyonu’nun Avrupa Yapımı En İyi Fantastik Film ödülünü, Cannes’da FIPRESCI Ödülü’nü, Sitges’de En İyi Yeni Yönetmen, Genç Jüri Ödülü’nü, Londra Film Festivali’nde de En Yaratıcı Film Ödülü’nü kazanan Raw, baştan sona diken üzerinde izlenen şaşırtıcı ve rahatsız edici bir gerilim filmi. Raw, meraklılarının uzun zamandır beklediği, kimi izleyicilerin fenalaşıp bayılmasına sebep olan, son yılların en yaratıcı ve kanlı filmlerinden. Julia Ducournau’nun yönetmenliğini üstlendiği film, okulda zorla çiğ et yedirilen vejetaryen bir kızın gerçek doğasının açığa çıkışını anlatıyor. Raw, yalnızca konusuyla değil görselliğiyle de büyük övgü topladı.

 

Vahşi Bölge / La Región Salvaje / The Untamed / Amat Escalante

Meksika sinemasının büyük yeteneği yönetmen Amat Escalante, Vahşi Bölge’de ülkesindeki muhafazakârlık, homofobi ve şovenizmi fantastik öğelerle bir araya getiriyor. Filmini geçen yıl hayatını kaybeden Andrzej Zulawski’nin Possession’ına ithaf eden Escalante, Venedik Film Festivali’nde ve Austin Fantastik Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü kazandı. Sert, gerçekçi ve sosyal yönü güçlü filmlerle tanınan Amat Escalante’nin festivalde daha önce Sangre / Kan, Los Bastardos / Piçler, Heli adlı filmleri gösterildi; yönetmen festivalin konuğu da oldu.

 

Oyun Alanı / Plac zabaw / Playground / Bartosz M. Kowalski

2016’nın en tartışmalı ve seyri en zor filmlerinden Oyun Alanı, çocukların dünyasındaki acımasızlık ve şiddeti son derece soğukkanlı bir şekilde perdeye taşıyor. Gdynia Film Festivali’nde Bartosz M. Kowalski‘ye En İyi Yeni Yönetmen ödülü getiren ve gerçek olaylardan esinlenen Oyun Alanı, ilk gösterimini ana yarışmada yer aldığı San Sebastian Film Festivali’nde yaptı.

 

Dağ / Monte / Amir Naderi

Ortaçağda geçen bir irade, kararlılık, cesaret hikâyesi anlatan Dağ, gölgesi yüzünden topraklarında hiçbir şeyin yetişmediği dağı tek başına, kazmayla parçalamaya niyetlenen bir adamı izliyor. Venedik Film Festivali’nde prömiyerini yapan Dağ, Amerika’da yaşayan İranlı auteur yönetmen Amir Naderi’nin 2011’den bu yana çektiği ilk film.

 

Süper Karanlık Zamanlar / Super Dark Times / Kevin Phillips

Rotterdam Film Festivali’nin Parlak Gelecek bölümünde Şubat ayında dünya prömiyerini yapan Süper Karanlık Zamanlar 1990’larda, internet, sosyal medya, cep telefonlarının olmadığı günlerde geçen, arkadaşlık, cinayet, şüphe, suçluluk üzerine bir gençlik filmi. Tanınmış görüntü yönetmeni Kevin Phillips’in yönettiği ilk filmi, güçlü performanslara dayanan parlak bir Amerikan bağımsızı.

 

Safari / Ulrich Seidl

Avusturya toplumunun en karanlık noktalarını günışığına çıkaran sıradışı sinemacı Ulrich Seidl’ın önce Venedik, ardından da Toronto film festivallerinde gösterilen son filmi Safari, yine rahatsız edici, yine kışkırtıcı ve şaşırtıcı. 2015’te In the Basement / Bodrumda filmini festivalde izlediğimiz Seidl bu kez de Afrika’ya av amacıyla giden Avrupalı turistleri, Afrikalı yerli çalışanları ve av sürecini tüm vahşeti ve açıklığıyla izliyor. Safari bir yanıyla av turizmi gibi tartışmalı bir konuyu ele alırken, bir yandan da insan doğasının zihni zorlayan yönlerini kurcalıyor.

 

Sonuncu / Akher Wahed Fina / The Last of Us / Ala Eddine Slim

Venedik Film Festivali’nde En İyi İlk Film Ödülü’nü kazanan Sonuncu, Tunuslu sinemacı ve video sanatçısı Ala Eddine Slim’in ilk uzun metrajlı filmi. Art arda Sahra Çölü, deniz ve sık bir ormandan geçen bir adamı izleyen Sonuncu, kendini bulma hakkında felsefi bir hikâyeyi hiç diyalog kullanmadan anlatıyor. Sonuncu, mülteciler ve göçmenlik konusuna alışılmadık bir yaklaşımla eğiliyor.

 

Kékszakállú / Gastón Solnicki

Arjantin sinemasının genç ve parlak ismi Gastón Solnicki, filminin ilhamını ve ismini Béla Bartók’un tek operası A kékszakállú herceg vára’dan (Mavi Sakal’ın Şatosu) alıyor. Venedik Film Festivali’nde Ufuklar Bölümü’nde FIPRESCI Ödülü’ne layık görülen Kékszakállú, Arjantinli üst-orta sınıftan genç kızların büyüme sancılarını sıcak yaz günlerini fon alarak takip ediyor ve ülkesinin sosyal sıkıntılarına eğiliyor.

 

ANTİDEPRESAN

İlk kez 2010 yılında festivalde yer alan ve kısa sürede festivalin vazgeçilmezlerinden biri olan Antidepresan bölümünde 7 film izleyicilerle buluşacak. TLC’nin tema sponsorluğunu üstlendiği bu bölüm, hayatı hafife alan, mizaha ve dünyaya beklenmedik, ters köşelerden bakarken “hayat, ciddiye alınmayacak kadar kısa” mottosundan yola çıkıyor.

 

Paris Büyüsü / Paris Pieds Nus / Lost in Paris / Dominique Abel, Fiona Gordon

Rumba’yla kalpleri fetheden komedi ikilisi Fiona Gordon ve Dominique Abel, Lost in Paris’te sevilen tarzlarını sürdürüyor ve Fransız sinemasının efsane ismi Emmanuelle Riva ile birlikte yine Buster Keaton, Charlie Chaplin ve Jacques Tati’nin izinden gidiyor. Philadelphia, Mill Valley film festivallerinde izleyici ödülleri alan Lost in Paris, yaşamın mutluluk veren yönlerinin beyazperdeye yansıdığı, rengârenk bir komedi. Fransız Yeni Dalgası’nın unutulmaz filmlerinden Hiroshima mon Amour ve Michael Haneke’nin Amour / Aşk filmlerinin yıldızı Emmanuelle Riva, bu yıl Ocak ayında hayatını kaybetmişti.

 

Grönland’a Yolculuk / Le Voyage au Groenland / Sébastien Betbeder

Sébastien Betbeder’in prömiyerini Cannes’da yapan filmi Grönland’a Yolculuk kültür çatışmasını konu alan sıcacık bir komedi. Otuzlu yaşlarda başarısız iki aktör Thomas ve Thomas’ın ani bir kararla Paris’ten Grönland’a, yalnızca helikopterle ulaşılabilen Kullorsuaq’a doğru yolculuğa çıkmalarını konu alıyor. İki Thomas, İnuit toplumunun yaşadığı bu ücra kasabada neredeyse tüm alışkanlıklarını ve aileden yemeğe kadar hayata dair değer yargılarını gözden geçirecektir.

 

Rocky 2 Nerede? / Where Is Rocky II? / Pierre Bismuth

Rocky 2 Nerede?, Eternal Sunshine of the Spotless Mind / Sil Baştan filminin fikir babalarından biri olan Pierre Bismuth’un yönettiği ilk film. Sanatçı Ed Ruscha 1979’da, reçineden yaptığı sahte kayayı Mojave çölünde bir yere gizliyor. Bu eğlenceli filmde Bismuth, bu gizemli sanat eserini bulmak üzere bir özel dedektif ve iki senaryo yazarını yanına alarak bol sorulu, bir o kadar da cevaplı, sürprizlerle dolu bir yolculuğa çıkıyor.

 

Bodoslama / Laavor et hakir / Through the Wall / Rama Burshtein

İlk filmi Fill the Void / Boşluğu Doldurmak’ta zoraki bir evlilik üzerinden Hasidik Yahudilerin katı geleneklerini tartışmaya açan Rama Burshtein’in yeni filmi Bodoslama, evliliği bu kez mizahı bir enstrüman gibi kullanıyor. Filmin merkezindeki Michal, düğün salonunun rezervasyonu dair her detayı planlanmış evliliğine bir ay kala terk edilmiş olmasına rağmen, öyle ya da böyle evlenmeye kararlı. Burshtein’ın filmi “plana uygun” yola devam eden bir kadının hikâyesini anlatırken temposunu hiç yitirmiyor. Bodoslama, İsrail’in Oscar’ları sayılan Ophir Ödülleri’nde En İyi Senaryo ve En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini kazandı.

 

Aşk Gecesi / Una noche de amor / A Night of Love / Hernan Guerschuny

Arjantin’de gişe rekoru kıran romantik komedi Aşk Gecesi, yönetmen Hernán Guerschuny’nin 2014 festivalinde de gösterilen Film Eleştirmeni’nden sonra çektiği ilk film. İki küçük çocuklarını büyükanneye bırakarak yemeğe çıkmayı planlayan 12 yıllık evli Leonel ve Paola’nın başına gelmeyen kalmaz: Sıkıntı, kıskançlık, gelecek planları, huzursuzluk ve şefkatle dolu bu gece 12 yıllık evliliği kurtaracak mı, yoksa bitirecek midir? Aşk Gecesi, Fort Lauderdale Film Festivali’nde Yönetmenlik dalında Jüri Özel Ödülü kazandı.

 

Apne / Apnée / Jean-Christophe Meurisse

Yönetmenliğini Jean-Christophe Meurisse’ın yaptığı Apne’de birbirine âşık üç kişi Céline, Thomas ve Maxence, her şeyi yaptıkları gibi evlilik hayatını da birlikte deneyimlemek istiyor. Başvurularını geri çeviren belediye memurundan başlayarak ilişkilerinin önüne taş koyacak herkese, tüm geleneklere, kurumlara ve kurallara karşı durmakta kararlı bu üç kişinin hikâyesi hınzır fikirleri ve enteresan karakterleriyle izleyicinin kalbini hemen kazanıyor.

 

Kır Düğünü / Al Ma’ wal Khodra wal Wajh al Hassan /Brooks, Meadows and Lovely Faces /Yousry Nasrallah

Mısır’ın nabzını en iyi tutan yönetmenlerden Yousry Nasrallah bu kez aşk, yemek, özgürlük ve hayat hakkında bir romantik komediye imza atıyor. Locarno Film Festivali’nde prömiyerini yapan Kır Düğünü’nün merkezinde düğünlere yemek hizmeti veren bir aile şirketi ve bu ailenin fertlerinin karmaşık aşk ilişkileri yer alıyor.

 

MUSİKIŞİNAS

Shakespeare, “Müzik aşkın gıdasıysa…” der ki müzik birçoğumuz için ruhun da gıdasıdır. Musikişinas, müziği hayatlarının ayrılmaz bir parçası kılanların hikâyelerini bir araya getiriyor.

 

Django – Sürgün Melodiler / Django / Etienne Comar

Berlin Film Festivali’nin açılışını yapan Django, deneyimli Fransız yapımcı Etienne Comar’ın yönettiği ilk film. Avrupa cazının öncülerinden ve Gypsy Swing’in babası olarak anılan Django Reinhardt, 1943’te Nazi işgali altındaki Paris’ten kaçmak zorunda kalmıştı. Django, bu kaçışın hikâyesini anlatıyor. Filmde müzisyeni Hippocrates, A Prophet ve Lost River’dan tanıdığımız Reda Kateb canlandırıyor.

 

Bir Yıldız Dönüyor / Souvenir / Bavo Defurne

Elle sayesinde kariyerinin belki de en müthiş yılını yaşayan Isabelle Huppert‘in unutulmaz karakterlerine bir yenisi ekleniyor. Liliane yıllar önce Eurovision Şarkı Yarışması’na katılmış Fransız bir şarkıcıdır. Birinciliği ABBA’ya kaptırdıktan sonra kariyeri yokuş aşağı gitmiş ve en nihayetinde şarkıcılığı bırakmış, sıradan bir hayat sürmektedir. Ancak çalıştığı fabrikada bir mesai arkadaşı onu tanır ve bu genç adam sayesinde geçmişte kalan şan ve şöhret, tekrar Liliane’ın hayatına girer. Komedi ve dram arasında başarıyla gidip gelen Bir Yıldız Dönüyor’da Huppert’in seslendirdiği şarkılar ünlü pop caz grubu Pink Martini’ye ait.

 

Haykır Saraybosna / Scream for me Sarajevo / Tarik Hodžić

Iron Maiden’ın solisti Bruce Dickinson, Saraybosna’ya ilk geldiğinde şehrin dünyanın geri kalanıyla bağlantısı kesilmiş; bombardıman, keskin nişancılar, açlık, elektrikle suyun sürekli kesilmesi yüzünden halk, dehşetin esiri olmuştu. Bruce ve o zamanki grubunun cepheyi yararak Saraybosna’ya gelişi işte bu koşullar altındaydı. Bu film, Bruce Dickinson’ın 14 Aralık 1994’te Saraybosna BKC Konser Salonu’nda verdiği bu tarihi konseri ele alırken bir yandan da abluka altındaki Bosna’da müzik dünyasının hâlini beyaz perdeye taşıyor. Yönetmen Tarık Hodžić’in sözleriyle “hayat hakkındaki bu film, Saraybosna ablukasını tüm dehşeti ve zulmüyle gözler önüne sererken halkın o koşullarda nasıl normal bir hayat sürdüğünü de gösteriyor.”

 

Gimme Danger / Jim Jarmusch

“Gelmiş geçmiş en büyük rock’n’roll grubu.” Amerikan bağımsız sinemasının usta ismi Jim Jarmusch, Iggy Pop liderliğindeki The Stooges hakkında işte böyle diyor. Jarmusch’un yönettiği ve odağında The Stooges’ın yer aldığı müzik belgeseli Gimme Danger grubun büyüsünü ve eşsizliğini izleyiciyle cömertçe paylaşıyor. Bir hayranın gruba yazdığı aşk mektubundan, Iggy Pop’un çocukluğunun animasyonla canlandırılmış anlarına, The Stooges’ın zirvedeki günlerinde verdikleri konserlere ve güncel röportajlara uzanan Gimme Danger, rock’n’roll ruhunu, punk isyanını, öfkesini ve eğlenceyi bir arada barındırıyor.

 

Miss Sharon Jones! / Barbara Kopple

Sahne enerjisi ve yırtıcı vokaliyle “dişi James Brown” olarak anılan, soul ve funk’ı yeniden genç dinleyiciler için alevlendiren, Amy Winehouse ve Mark Ronson gibi birçok sanatçıya esin veren diva Sharon Jones, 2016’da hayatını kaybetti. Oscar ödüllü saygın belgeselci Barbara Kopple, dost olduğu Jones’un hastalıkla boğuşsa da sahneden inmediği, eziyetli olduğu kadar heyecan ve başarılarla dolu son üç yılını Miss Sharon Jones’da anlatıyor. 2012’de İstanbul Caz Festivali kapsamında İstanbul’da da bir konser veren sanatçının son yıllarına ışık tutan Miss Sharon Jones, ABD’de Ulusal Eleştiri Kurulu tarafından 2016 senesinin İlk Beş Belgesel seçkisi arasında yer aldı.

 

Kurtuluş Günü / Liberation Day / Ugis Olte, Morten Traavik

Ağustos 2015’te, tarihte ilk defa bir rock grubu Kuzey Kore’yi ziyaret etti ve belki de değişimin ilk adımı atılmış oldu… Kore’de Japon sömürgesinin sona erişinin 70. yıldönümünde, Slovenyalı kült rock grubu Laibach, Pyongyang’da bir konser verdi. Şarkı listesinde The Beatles ve hatta The Sound of Music’ten doom cover şarkılar yer alıyordu. Öyle ki, Slavoj Zizek bu konseri “21. yüzyılın en büyüleyici kültürel, ideolojik, siyasal olayı” diye tanımladı. George Orwell, “tüm sanat propagandadır” derken Laibach da “tüm propaganda sanattır” diyor. Kurtuluş Günü, hem bu tarihi konserin hazırlık safhasını hem de Laibach’ı takip ediyor.

 

Jota – Flamenkonun Ötesinde / Jota de Saura / Carlos Saura

Sinemada dansın en göz alıcı örneklerini yaratan efsane İspanyol yönetmen Carlos Saura, bu kez ülkesinin folk müziği ve danslarından “La Jota”yı anlatıyor. Jota – Flamenkonun Ötesinde, bir kültürün tarihini ve geleceğini merkezine alıyor ve kendini müzik dinleyicisi olarak tanımlayan herkese hem görsel hem de işitsel bir ziyafet sunuyor.

 

NERDESİN AŞKIM?

Festivalin, aşkın ne yaşı ne de cinsiyeti olduğunun altını çizen bu yeni bölümü, aşkı bulmanın, aramanın bin bir yolu olduğunu anlatan filmleri bir araya getiriyor.

 

Tekvando / Taekwondo / Marco Berger, Martín Farina

Festival takipçilerinin Hawaii ve Kelebek ile hatırlayacağı Marco Berger, belgeselci Martín Farina ile birlikte yönettiği yeni filmi Tekvando’da yine karakterler arasındaki cinsel çekim ve buradan kaynaklanan gerilime mercek tutuyor. Fernando, sporcu erkek arkadaşlarını bir süreliğine ailesinin yazlık evine çağırır. Bu genç erkeklerin günlük rutinlerini, gey olduğunu arkadaşlarına söyleyemeyen Germán’ın bakış açısından izleriz. Tekvando, röntgencilik üzerine erotik bir deneme olduğu kadar umut verici bir aşk filmi.

 

Şeytan Tüyü / Handsome Devil / John Butler

İrlandalı yazar ve yönetmen John Butler‘ın kendi senaryosundan filme aldığı Şeytan Tüyü etkileyici ve hareketli bir gençlik filmi. 16 yaşındaki Ned babasının zoruyla bir yatılı okula gider. Ned’in en büyük tutkusu müziktir ama gittiği okulda geçerli olan tek tutku rugby sporudur. Kırmızıya boyanmış saçlarıyla dikkat çeken Ned, bu maço ortamda hemen hakaretlere maruz kalır. Oda arkadaşı Conor ise yakışıklı ve başarılı bir sporcudur ama farklı sebeplerle o da okul arkadaşlarına uyum sağlayamamaktadır. Bu iki dışlanmış gencin dostluğu kendilerini keşfetmelerine aracı olur. Dublin’de En İyi İrlanda Filmi seçilen Şeytan Tüyü oyuncularından aldığı iyi performanslar ve enerjik bir kurgunun yardımıyla, samimi ve herkesin kendinden bir şeyler bulacağı bir büyüme öyküsü anlatıyor.

 

Dünyamın Merkezi / Die Mitte der Welt / Center of My World / Jakob M. Erwa

Güzel görüntüler, dinamik bir soundtrack ve genç oyuncularının etkileyici performanslarıyla son yılların seyri en keyifli büyüme filmlerinden biri olan Dünyamın Merkezi, ergenlik yıllarının kalbe dair acı tatlı mevzularını başarıyla perdeye taşıyor. 17 yaşındaki Phil, yıllardır annesi ve ikiz kız kardeşi ile yaşamaktadır. Gittiği yaz kampından döndüğünde evdeki atmosferi değişmiş bulur; annesinin yeni bir erkek arkadaşı vardır. Diğer yandan Phil de okullarına yeni gelen bir erkek öğrenciye, Nicholas’a âşık olur. İlk aşk, bir sürü güzel deneyimle beraber, daha önce hiç tatmadığı tarzda bir acıyı da Phil’in hayatına sokar. Dünyamın Merkezi, Floransa Kuir Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’nü kazandı.

 

Gençlik Başımda Duman / Hjartasteinn / Heartstone / Gudmundur Arnar Gudmundsson

Gençlik Başımda Duman’da, Thor ve Kristjan İzlanda’nın doğusundaki küçük bir balıkçı kasabasında yaşayan ve bu kasabanın sunduğu sınırlı imkânların yol açtığı can sıkıntısını gündelik hayatlarında sonuna kadar hisseden iki ergendir. İçtikleri su ayrı gitmez, ta ki Beta ve Hanna adında iki kız hayatlarına girinceye değin. Thor hayatında ilk kez âşık olur ve gözü Beta’dan başkasını görmemeye başlar. Kristjan da âşıktır ama en iyi arkadaşına… Thor kendisinden uzaklaştıkça Kristjan giderek umutsuzluğa kapılır. Genç yönetmen Gudmundsson, ilk uzun metrajlı filmi Gençlik Başımda Duman’da şaşırtıcı olgunlukta bir sinema diliyle çarpıcı bir büyüme hikâyesi anlatıyor. İzlanda Sinema Akademisi’nin Edda Ödülleri’nd e En İyi İzlanda Filmi, En İyi Yönetmen dahil dokuz dalın kazananı olan film Venedik Film Festivali’nde de Kuir Aslan’ın sahibi oldu.

 

Chavela / Catherine Gund, Daresha Kyi

İlk gösterimini Berlin Film Festivali’nde yapan Chavela ile The Guardian’ın tabiriyle “insanın ruhunu burkan Meksikalı, lezbiyen diva” Chavela Vargas’a bir kez daha hayran kalmamak imkânsız. 1950’lerden, hayatını kaybettiği 2012’ye kadar saygınlığı hiç azalmayan cesur, isyankâr, tabu deviren, lirik sesi ve her şarkısıyla dinleyenlerini gözyaşlarına boğan efsane şarkıcı Chavela Vargas’ın Frida Kahlo’yla ilişkisinden Ava Gardner’le kaçamağına, 14 yaşında Kosta Rika’dan Meksika’ya kaçışına, şarkılarındaki hikâyelerden (belki de) kendi uydurduğu söylentilere her şey bu filmde yer alıyor. Neredeyse her filminde sanatçının bir şarkısını kullanan, hayranlığını hiç sözünü sakınmadan ifade eden Pedro Almodovar da bu filmde anlatıcılardan biri olarak yer alıyor.

 

Erkek Düşmanları / The Misandrists / Bruce La Bruce

Kült sinemacı Bruce La Bruce yine “siyaseten yanlış bir hareket” ve kışkırtıcı, avangart siyasi bir aşırılıkla sinemaseverlerin karşısına çıkıyor. Gizli bir feminist terörist hücrenin amacı lezbiyen porno filmler çekerek kadınları özgürleştirmek, ataerkilliği devirmek ve yeni bir feminist dünya düzeni kurmaktır. Grubun başında, paravan olarak uyumsuz kızlara yönelik bir okul işleten Koca Ana vardır. Kızlardan biri, polisten kaçan bir gence acıyıp onu okulda saklar. Ama adamın varlığı düzenlerini bozacaktır. Erkek Düşmanları, dünya prömiyerini Şubat ayında Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde yaptı. Koca Ana rolünü üstlenen, Pembe İmparatorluk’tan da tanıdığımız oyuncu Susanne Sachsse, Erkek Düşmanlarının gösteriminde bulunmak üzere İstanbul’a gelecek.

 

Tanrının Unuttuğu Yer / God’s Own Country / Francis Lee

İngiliz usulü Brokeback Dağı sözleriyle övülen Tanrının Unuttuğu Yer, İngiliz bir koyun çiftçisi ile göçmen bir işçi arasındaki aşkı anlatıyor. Kendi de İngiltere’de bir çiftlikte büyüyen yönetmen Francis Lee’nin düşük bütçeli bu ilk uzun metrajlı filmi, Yorkshire’de bir koyun çiftliği sahibi olan, hayatından bezmiş, ıssızlıktan bunalmış genç Johnny Saxby’ye odaklanıyor. Romanyalı göçmen Gheorghe çiftliğe yardımcı kâhya olarak gelince, ikisi arasında duygusal bir yakınlık filizleniyor. 2017’de Sundance’te yarışmaya alınan tek İngiliz filmi olan Tanrının Unuttuğu Yer, festivalden Dünya Sineması Yönetmenlik Ödülü ile döndü.

 

VINCENT DIEUTRE: YALNIZLIK ALIŞTIRMALARI

Bir ekolle ya da bir akımla bağdaştırmanın mümkün olmadığı Fransız yönetmen Vincent Dieutre’ün filmleri İstanbul Film Festivali kapsamında Vincent Dieutre: Yalnızlık Alıştırmaları bölümünde izleyicilerle buluşacak. Avrupalı kimliğini bir takıntıya, bir direnişe dönüştüren zarif, romantik, hüzünlü anlatıcı-yönetmen Vincent Dieutre’ün filmleri belgesel ve otobiyografi arasındaki ince çizgide gidip geldiğinden docudrama olarak anılır. Uzun çekim pozlar, çeşitli videolardan alınmış imajlar, zarif karelerle sahnelenen salt bir estetikten oluşan Dieutre’ün filmleri şairane anlatımlarıyla dikkat çekiyor. Vincent Dieutre: Yalnızlık Alıştırmaları bölümünde yönetmenin sıra dışı, kesinlikle avangart, son derece otobiyografik 9 filmi yer alıyor.

 

Vincent Dieutre: Yalnızlık Alıştırmaları bölümde yer alan filmler;

 

  • Mağlup Hayatlarımızın Üçlemesi / Trilogie de nos vies défaites / Trilogy of Our Lives Undone
  • Tarih Sonrasına Yolculuk / Viaggio nella dopo-storia / Journey into post-history
  • Yaralı Orlando / Orlando Ferito – Roland blessé / Roland Wounded
  • Jaurès / Vincent Dieutre
  • Bologna centrale / Vincent Dieutre
  • Kış Yolculuğum / Mon voyage d’hiver / My Winter Journey
  • Bonne Nouvelle
  • Karanlık Dersleri / Leçons de ténèbres / Tenebrae Lessons
  • Harap Roma / Rome désolée

 

GÖMÜLÜ HAZİNELER

Sinema tarihi varlığı az bilinen, kaybolmuş, yıllar boyu izleyici karşısına çıkmamış veya literatürde adından hak ettiği kadar bahsedilmemiş, başka yapımların gölgesinde kalmış filmlerle dolu. Bu gizli cevherler, bazen en güçlü başyapıtlarla aşık atacak kaliteleriyle sinemaseverleri şaşırtacak, bazen de zamanlarının bu denli ötesinde oluşlarıyla akıllara durgunluk verecekler. İstanbul Film Festivali, Alkan Avcıoğlu’nun küratörlüğündeki bu bölümde beş filmi gömülü olduğu yerden gün ışığına çıkarıyor.

 

Azgelişmişliğin Anıları / Memorias del subdesarollo /Memories of Underdevelopment /Tomás Gutiérrez Alea

Bu unutulmuş başyapıt, sadece Küba sinemasının değil politik sinema tarihinin de kilometre taşlarından biri. Fidel Castro’nun Küba’sına son derece çarpıcı bir bakış atan film kolay cevapların peşinde koşmuyor. Alea’nın biçimsel olarak yenilikçi, arayış içerisindeki sinema dili, toplumsal değişimlerin karmaşık doğasını perdeye yansıtmak için güçlü bir araç hâline geliyor. Martin Scorsese’nin The Film Foundation’ı aracılığıyla restore edilen yapıt The Guardian tarafından “sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri” olarak gösterildi.

 

Korkuyla Uyan / Wake in Fright / Ted Kotcheff

Pek çok eleştirmenin Avustralya sinema tarihinin en çarpıcı filmi kabul ettiği Korkuyla Uyan, 1971’de Cannes’da yarıştıktan sonra yıllar boyu hiç gösterilemedi. Mevcut kopyalarda tartışma yaratan şiddet dolu sahneler kesilmişti; filmin sansürsüz, özgün bir kopyası 2009’da bir depoda bulunup restore edildi. Şok edici gücünden hiçbir şey kaybetmeyen film, kısa zamanda kült bir klasiğe dönüştü. Sert, gerçekçi ve rahatsız edici atmosferinin altında keskin toplumsal gözlemler ve sert eleştiriler bulunduran bu kült film, Köpekler, Otomatik Portakal ve Kurtuluş gibi filmlerle kıyaslanan amansız bir kâbus.

 

Her Şey Geçici / Nothing Lasts Forever / Tom Schiller

ABD’de yayınlanan fenomen televizyon programı Saturday Night Live için kısalar çeken Tom Schiller’in yönetmenlik yaptığı tek film, yapımcısı MGM tarafından halının altına süpürülmüştü. Deneme gösterimlerinde filmin performansını beğenmeyen MGM, filmi gösterime sokmamış ve hatta iki kere davet aldığı Cannes Film Festivali’ne bile göndermemişti. Bill Murray’in filmografisinin kayıp halkası, sadece özel gösterimlerle kulaktan kulağa yayılan kült bir fenomen hâline geldi. Yine de süren davalar nedeniyle 2015’e kadar gösterilemedi. Zach Galligan’ın başrolde olduğu Her Şey Geçici, benzersiz bir atmosfere sahip, sıradışı bir bilimkurgu-komedi.

 

Falstaff (Geceyarısında Çanlar) / Falstaff (Chimes at Midnight) / Orson Welles

1966 Cannes 20. Yıl Ödülü ve Teknik Büyük Ödülü sahibi, Orson Welles’in kariyerinin en iyi filmlerinden biri olarak nitelenen bu Shakespeare uyarlaması aynı zamanda sinema tarihinin en çok merak edilen, en talihsiz filmlerinden biri. İlk çıktığında eleştirmenlerin yerdiği, hakları üzerine süren davalar nedeniyle nadiren izleyici karşısına çıkabilen film, restorasyonu sonrasında nihayet hak ettiği değeri buldu. Falstaff karakterini Orson Welles’in canlandırdığı film, günümüzde yönetmenin başyapıtlarından biri olarak kabul ediliyor. Welles’in ustalığını her karesinde hissettiren filmdeki epik savaş sahnesi, Pauline Kael tarafından “sinema tarihinin en iyi sahnelerinden biri” olarak niteleniyor.

 

Gümüş Küre / Na srebrnym globie / On the Silver Globe / Andrzej Zulawski

Geçen yıl hayatını kaybeden Polonyalı usta yönetmen Andrzej Zulawski’nin bu epik başyapıtı yasaklandı ve yıllar boyu tamamlanamadı. Gümüş Küre, belki de başına bunlar gelmeseydi 2001: Uzay Yolu Macerası, Stalker gibi metaforik bilimkurgu klasiklerinin yanında yer alacaktı. Kayıp sahneleri yeni görüntüler ve dış ses anlatımıyla tamamlayan Zulawski, yeni bir medeniyet kurmak için dünyayı terk eden bir grup astronotun hikâyesini anlatıyor. Zulawski’nin filminin gücü, özel efektler üzerine kurulu geleneksel bir dramatik yapıdan kaçınarak, atmosfer yaratımına önem veren, parçalı bir anlatıma yönelmesinden geliyor. İzleyiciyi eşi benzeri olmayan bir sinemasal evrene davet eden film, perdede görülmesi gereken devasa bir görsel şölen.

 

CINEMANIA

36. İstanbul Film Festivali’nin yeni bölümü Cinemania, sinema dünyasının en iyilerini, yol gösterenlerini, köşe taşlarını ve anıtsal yapıtlarını sinema tutkunlarıyla buluşturacak. Bu seçkide usta sinemacıların başyapıtları, kayıp, kült veya yeniden gündeme gelmiş klasiklerin 21. yüzyıl sinema izleyicisi için dijital restore edilmiş sinema kopyaları; sinema hakkında çekilmiş, sinemacıları veya sinema sanatını gündeme taşıyan ilgi çekici yapıtlar yer alacak.

 

Suspiria / Dario Argento

Tüm zamanların en iyi korku filmlerinden Suspiria, 40. yıldönümü şerefine 4K restore edilmiş yepyeni kopyasıyla festivalde izleyiciyle buluşuyor. Peş peşe gelen cinayet sahneleri kusursuz tasarlanmış olan Suspiria, İtalyan progressive rock grubu Goblin’in müzikleriyle benzersiz bir görsel/işitsel deneyime dönüşen, modern bir korku sineması başyapıtı, Dario Argento’nun da en iyi filmlerinden sayılıyor.

 

Baba / The Godfather / Francis Ford Coppola

Kan, onur, intikam, aile bağları, güç, göçmenlik kavramlarının her birinin ağırlıkla işlendiği gerçek bir epik film olan Baba, sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri olarak kabul ediliyor. Yönetmeni Francis Ford Coppola’ya ve Al Pacino’ya dünya çapında şöhret getiren Baba’nın oyuncu kadrosunda başta Marlon Brando olmak üzere James Caan, Robert Duvall, Diane Keaton da yer alıyor. 1973’te En İyi Film, En İyi Senaryo Oscar’larını kazanan Baba, Marlon Brando’ya da En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar getirdi. Bu yıl İstanbul Film Festivali Sinema Emek Ödülü verilen, Kasım 2016’da kaybettiğimiz Mithat Alam’ın en sevdiği film olarak bilinen Baba, festivalde Alam’ın anısına gösterilecek.

 

Yol / Şerif Gören

Yılmaz Güney’in Sinop Hapishanesi’nde yazdığı senaryodan Şerif Gören’in çektiği Yol, Türkiye sinema tarihinin en sarsıcı ve en önemli filmlerinden biri; Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın halk oylamasıyla belirlenen En İyi 10 Türk Filmi listesinde de yer alan bir başyapıt. Cannes’dan Altın Palmiye ödüllü, ABD Ulusal Eleştiri Kurulu’nun 1982 En İyi Yabancı Filmler listesinde de yer alan Yol, festivalde restore kopyasından Tarık Akan anısına gösterilecek. Başrollerinde Tarık Akan, Şerif Sezer, Halil Ergün ve Meral Orhonsay’ın yer aldığı bu benzersiz klasiği beyazperdede görmeyenler için kaçırılmayacak bir fırsat…

 

Kayıp Ruhlar Adası / Island of Lost Souls / Erle C. Kenton

1932 yapımı kült bilimkurgu-korku filmi Island of Lost Souls / Kayıp Ruhlar Adası’nın başrollerinde Charles Laughton, Richard Arlen, Leila Hyams, Bela Lugosi ve Panter Kadın rolünde Kathleen Burke yer alıyor. H.G. Wells’in Dr. Moreau’nun Adası romanının ilk sinema uyarlaması olan film, İngiltere’de üç defa sansüre takılarak kötü bir şöhret kazanmış. Geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden Sinema Onur Ödülü sahibi yazar, eleştirmen, çevirmen, korku filmleri tutkunu, festivalin Sinema Onur Ödülü sahibi Giovanni Scognamillo’nın çocuk yaşta izlediği ilk korku filmi olan Kayıp Ruhlar Adası, üstadın anısına gösterilecek.

 

Beni Eve Götür / Take me Home + Abbas Kiarostami ile 76 Dakika, 15 Saniye / 76 Minutes and 15 Seconds with Abbas Kiarostami / Seyfolah Samadian

Üstat Abbas Kiarostami, geçen yıl aramızdan ayrılmadan hemen önce bitirdiği kısa filmi Beni Eve Götür’de seyirciye hayatın gidişatı ve kaçınılmaz döngüsü üzerine, İtalya’nın güneyinde çekilen, 16 dakikalık benzersiz bir görsel şiir bıraktı. Festivalde bu filmle birlikte Kiarostami’nin birlikte çalıştığı kadim dostu, ressam ve fotoğraf sanatçısı Seyfullah Samadian’ın usta sinemacının bu âlemde yaşadığı süreyi simgeleyen Abbas Kiarostami ile 76 Dakika, 15 Saniye adlı şiirsel belgeseli de gösterilecek.

 

Mulholland Çıkmazı / Mulholland Drive / David Lynch

Birçok eleştirmen ve izleyiciye göre 2000’li yılların en iyi filmi Mulholland Çıkmazı, “yeni kara film” türünün en özgün örneklerinden. David Lynch’in en çok tartışılan ve en az anlaşılan yapıtı Mulholland Drive, restore kopyasının Nisan ayındaki dünya prömiyerinin hemen ardından festivalde gösterilecek. Filmin restorasyon sürecini Lynch şahsen yürüttü. Başrollerinde Naomi Watts, Justin Theroux ile Laura Harring’in yer aldığı, “kült” sıfatını hakkıyla taşıyan bu benzersiz film, Lynch’e Cannes’da En İyi Yönetmen ödülüyle birlikte bir de Oscar adaylığı getirdi.

 

Ghost in the Shell / Kokaku Kidotai / Mamoru Oshii

Shirow Masamune’nin çizgi romanından sinemaya uyarlanan Ghost in the Shell, ilk cyberpunk örneklerinden biri olarak anime sinemasında bir çığır açtı ve Matrix’ten Ex Machina’ya birçok çağdaş bilimkurgu filmine ilham verdi. 21. yüzyılın ortalarında distopik bir dünyada geçen bir kahramanlık, siyaset, teknoloji ve metafizik filmi olan Ghost in the Shell anime ile felsefeyi en iyi buluşturan filmlerden biri olarak değerlendiriliyor. Mamoru Oshii’nin Türkiye’de sinemada daha önce hiç gösterilmemiş bu kült klasiği, yeniden çevriminin vizyonda olduğu günlerde İstanbul Film Festivali’nde izlenecek.

 

O da Beni Seviyor / Summer Love / Barış Pirhasan

Bu yıl festivalin Sinema Onur Ödülü’nü alacak olan senarist ve yönetmen Barış Pirhasan’ın yönettiği O da Beni Seviyor, 1970’lerin Malatya’sında,13 yaşındaki bir ortaokul öğrencisinin yaşamındaki değişiklikleri izleyen sıcak bir film. Usta Beni Öldürsene ve Adem’in Trenleri gibi başarılı yapıtlara imza atan Barış Pirhasan’ın kendi yaşamından da öğeler içeren O da Beni Seviyor, 2002 yılında İstanbul Film Festivali’nde Ulusal Yarışma’da yer aldı; 2001 Antalya Film Festivali’nde En İyi 2. Film, Jüri Özel Ödülü ve En İyi Kurgu ödüllerini kazandı. Bu film, Barış Pirhasan için gösteriliyor.

 

1984 / Michael Radford

George Orwell’in kült romanı 1984’ün kült uyarlamasında vatandaş Winston rolünde Ocak ayında hayatını kaybeden John Hurt, devlet görevlisi O’Brien rolünde de Richard Burton yer alıyor. Distopik bir dünyada, kurgusal faşist bir İngiltere’de geçen film İstanbul Film Festivali’nin 1985 yılında yapılan ilk Uluslararası Yarışma’sında festivalin ilk Altın Lale’sini kazandı. 1984, John Hurt anısına gösterilecek. Kendine has görsel atmosferiyle sinema tarihine geçen 1984’ün görüntü yönetmeni, Coen kardeşlerden Blade Runner 2049’a birçok filmde çalışan, 13 kez Oscar’a aday gösterilen Roger Deakins. Filmde ünlü pop grubu Eurythmics’in şarkıları da yer alıyor.

1.Percy Smith’in Özel Dünyası / Minute Bodies: The Intimate World of F. Percy Smith / Stuart Staples

Dünya prömiyerini Londra Film Festivali’nde yapan, yönetmenliğini Tindersticks’in vokalisti Stuart Staples’ın üstlendiği Minute Bodies: The Intimate World of F. Percy Smith, bilim dünyasında adı saygıyla anılan doğacı, mucit ve belgeselci F. Percy Smith’in 1900’lerin başında çektiği eğitim amaçlı bilim filmlerinden bir kolaj. Bir Tindersticks projesi, bir doğa belgeseli, şiirsel bir müzik filmi, aynı zamanda hem bilime hem de film dünyasının gizli köşelerine bir saygı duruşu… Tindersticks’in Thomas Belhom ve Christine Ott ile birlikte bestelediği özgün müziklerle seslendirilen filmin yapımı üç yıl sürdü; müziğin yer aldığı albüm de yıl içinde yayımlanacak. Tindersticks, 2011 yılında, yine festival kapsamında İstanbul’da bir sine-konser vermişti.

 

Son Kuşlar / Last Birds / Erdoğan Tokatlı

Ayşe Şasa’nın Tren adlı öyküsünden senaryolaştırılan Son Kuşlar, sade ve yalın bir anlatım tarzı benimseyen, Sinema Onur Ödülü sahibi Erdoğan Tokatlı’nın yönettiği ilk film. 1966 Antalya Film Festivali’nde henüz 16 yaşındaki Selma Güneri’ye En İyi Kadın Oyuncu ödülünü getiren Son Kuşlar, bu yıl İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülü’nü alan Güneri için gösterilecek.

 

iyi bir komşu

15. İstanbul Bienali’nin küratörleri Elmgreen & Dragset tarafından bir araya getirilen ve bölüme de adını veren “iyi bir komşu” temalı 10 uzun ve 5 kısa metrajlı film, farklı kimliklerin hayatlarını çeşitli şekillerde sürdürmelerine ve değerlendirmelerine odaklanıyor. Ayrıca, insanların bir ev, küçük bir topluluk, bir mahalle veya bir köyün içinde birbirleriyle etkileşim kurma hallerini de inceliyor. “iyi bir komşu” bölümünde aynı zamanda “tavsiye edilen filmler” başlığıyla bir grup filmin isimlerine de yer verilecek. Filmlerin tümünde, ana karakterler ile onların evleri ve mahalleleri arasındaki türlü dinamikler sorgulanıyor.

 

Taang / De’ang / Ta’ang / Wang Bing

Taang’da yönetmen Wang Bing, Myanmar’da uzun süreden beri devam eden iç savaşın etkilerinden kaçarak, gruplar halinde Çin sınırından geçmeye çalışan Ta’ang halkının peşinden gider. Bu yolculukta, kimi zaman kaderin yan yana getirdiği bu insanların bu yeni göçebe yaşamla hep birlikte nasıl başa çıkmaya çalıştıkları anlatılıyor. Bazen anlatılan hikâyeler bazen de kendilerini fiziksel olarak ifade etme biçimleri, bu insanların bireysel hikâyelerini ve kişiliklerini de yakalamamıza izin veriyor.

 

Vanda’nın Odasında / No Quarto da Vanda / In Vanda’s Room / Pedro Costa

Vanda’nın Odasında’da yönetmen Pedro Costa, Lizbon’da yakında yıkılacak olan bir kenar mahallede yaşamını sürdüren Vanda’ya yaklaştırıyor izleyiciyi. Filmde kendini oynayan Vanda, aralarında Cape Verde’den gelen göçmenlerin de olduğu, mahallesindeki pek çok insan gibi, zor yaşam koşullarına katlanabilmek için uyuşturucu kullanıyor. Costa ele aldığı meseleye büyük bir saygıyla yaklaşıyor. Ataletin, onca yoksulluğun ortasında bile, yaşama isteği, anlatılmamış hikâyelerin, insanın değerinin ve onurunun zenginliği kendini belli ediyor.

 

Komşu Sesler / O Som ao Redor / Neighboring Sounds / Kleber Mendonça Filho

Kleber Mendonca Filho’nun Komşu Sesler filminde, başlığından da anlaşılabileceği gibi, sesler anlatıda önemli bir rol oynuyor. Filmde, yeni bir güvenlik şirketinin gelişiyle birlikte, bir sitede yaşayan farklı sınıftan insanların değişen yaşamı, kısmen ses değişimleriyle, komşularının nasıl farkına vardıkları anlatılıyor.

 

Beyaz Bant / Das Weisse Band / The White Ribbon / Michael Haneke

Michael Haneke’nin huzursuz edici filmi Beyaz Bant Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, küçük bir Alman köyünde farklı kuşaklardan karakterler etrafında geçiyor. Filme tekinsiz havasını veren, yaşanan dramatik olaylardan da ziyade, güvenliklerini sürekli tehdit altında hisseden, yoksullukla ve milliyetçi duygularla yüzleşen köy sakinlerinin arasında konuşulmadan kalanlar oluyor.

 

40 Günlük Sessizlik / Chilla / 40 Days of Silence / Saodat Ismailova

Saodat Ismailova’nın Chilla: 40 Günlük Sessizlik filmi geleneksel, dini kurallara sıkı sıkıya bağlı bir toplumda kadınların içine düştüğü zor duruma odaklanıyor. Hikâyenin odağındaki genç kadın Bibicha, bir gün sessizlik yemini ediyor ve herkesten uzaklaşmak için büyükannesinin evinde inzivaya çekiliyor. Bütün oyuncuların kadın olduğu film, özlem, bağlanma, dayanışma ve tecrit gibi çok güçlü duyguları çoğu zaman sözsüz bir anlatıyla geçiriyor. Özbekistan’ın uzaktaki dağ sıralarının oluşturduğu olağanüstü manzaranın uzun çekimleri, bu anlatıyı daha da güçlendiriyor.

 

Elma / Sib / The Apple / Samira Makhmalbaf

Samira Makhmalbaf, Elma’da işsiz babaları, görme engelli anneleriyle birlikte, evde hapis yaşayan iki kız kardeşin hikâyesini anlatırken belgesel ve kurmacayı iç içe geçiriyor. Bir gün komşuların durumu bildirmesi üzerine, işe bir sosyal hizmet uzmanı karışıyor. Böylece kızlar ilk defa özgürlüklerine kavuşuyor. Yönetmenin de bizzat dile getirdiği gibi, sokaktaki yaşam ve genel olarak dünya arasında bir alegoridir bu film: Hikâyenin geçtiği İran’da erkekler sokağa çıkıp oynayabilir, ama kızlar değil.

 

Youkali / Oswaldo Díaz Medina

Oswaldo Diaz Medina’nın ilk uzun metrajlı filmi Youkali‘nin kadrosunun büyük oranda profesyonel olmayan oyunculardan oluşması, başkarakterlere yakınlığın filme kattığı o belgesel havasını daha da güçlendirmeye yarıyor. Sri Lankalı genç müzisyen Kenny çalışmak için Berlin’e yerleşiyor ve yaşlı kadın Rola’nın evinde bir oda kiralıyor. Dış etkenlerin bir araya getirdiği bu iki insanın aralarındaki kültür ve kuşak farklılıklarının nasıl da kapanabildiği anlatılıyor.

 

Toponimi / Toponimia / Toponymy / Jonathan Perel

Jonathan Perel’in Toponimia’sında çok az insan görülüyor. Kamera daha çok bomboş kalmış sokaklarda, yıkık binalar üzerinde geziniyor. Arjantin’in Tucuman eyaletindeki yerli nüfusları kontrol altında tutabilmek için 1970’lerde inşa edilen dört kasabayı kapsayan yeni bir iskân projesidir bu ıssızlığın sebebi. Kasaba sakinlerinin dış sesten anlattığı hikâyelerine, bir de bu mimarinin hiç konuşmadan dile getirebildikleri ekleniyor

 

Peki Şimdi? Hatırlat Bana / E Agora? Lembra-me / What now? Remind me / Joaquim Pinto

Peki Şimdi? Hatırlat Bana’da Portekizli yönetmen Joaquim Pinto, erkek arkadaşıyla birlikte bir köyde yaşarken gördüğü deneysel HIV tedavisinin görsel bir güncesini tutuyor. Belgeselde, bir yandan ikilinin bu küçük geleneksel topluluk içinde sürüp giden gündelik yaşamına tanık olurken, bir yandan da yaşı ilerlemekte olan yönetmenin arkasında bıraktığı hazcı, kozmopolit ve profesyonel yaşamın izleriyle karşılaşıyoruz.

 

Dogville / Lars Von Trier

Lars Von Trier’in sarsıcı filmi Dogville de bu bölümde yer alıyor. Büyük Bunalım esnasında, bu kurgusal Amerikan kasabasına sığınan güzeller güzeli Grace kasaba sakinlerinin aklını başından alıyor. Ama çok geçmeden her şey tersine dönüyor ve genç kadın günah keçisi haline getiriliyor. Film, anlattığı çarpık ahlaki hikâye kadar çekildiği olağandışı mekân ve bu mekânı kullanma tarzı nedeniyle de çok etkileyici. Sokaklar ve evler, siyah bir sahne üzerine tebeşirle çizilmiş çizgilerden ibaret; kapıyı açmak ya da kapamak gibi jestler bir kapı olmadan yalnızca aktörlerin hareketleriyle canlandırılıyor.

 

“iyi bir komşu” bölümünde yer alan kısa filmler;

 

  • Pornolaştırılmış Evler / Pornified Homes / Andrés Jacque
  • Komşular / Neighbours / Norman McLaren
  • Ateşli Anneler / Moms on Fire / Joanna Rytel
  • Kimliğin Üçlü Kuralı / Der Dreisatz der Identität / Identity’s Rule of Three / Bertold Stallmach, Nina Fischer, Maroan el Sani
  • 9 Gün – Halep’teki Penceremden / 9 Days – From My Window in Aleppo / Thomas Vroege, Floor van der Meulen, Issa Touma

 

 

İstanbul Film Festivali ile ilgili ayrıntılı bilgi için: film.iksv.org

 

 

 

 

 


Leave a Reply