İnsanların birbirini yanlış anlaması için 9 ihtimal olduğunu söylemiş Sylviane Herpin; düşündüğünüz, söylemek istediğiniz, söylediğinizi sandığınız, söylediğiniz, karşınızdakinin duymak istediği, duyduğu, anlamak istediği, anladığını sandığı ve elbette anladığı… Bir de henüz kendinizin bile anlayamadığını, önceliklerin inci gibi dizildiği hayat ağacında, anlatabilme ihtimallerini düşünün…


read more

Dünyadan Mars’a…

Bilimkurgu edebiyatı deyince ilk akla gelenlerden Edgar Rice Burroughs’un (Tarzan’ı bir yana) en gözde kahramanı John Carter, görkemli prodüksiyonuyla karşımızda. Yönetmen koltuğuna, animasyon dünyasının önemli ismi Andrew Stanton (Wall-E, Kayıp Balık Nemo) oturunca, işler daha da kızışıyor; haliyle beklenti artıyor.


read more

Kusurlu bir dev…

Sinema dünyasının en önemli isimlerinden Clint Eastwood’un yönetmenliğini üstlendiği ‘J. Edgar’ın senaryosu, aynı zamanda 2009 yılında yazdığı ‘Milk’ filmiyle Oscar ödülü kazanan yazar Dustin Lance Black’e ait. Amerikan yakın tarihinin, gücünün yanında gizleriyle dolu böylesi önemli bir ismini anlatmak için bizlere verilen süre tam 137 dakika, üstelik makaslanmış haliyle. Olaylara J.Edgar Hoover’ın gözünden bakan ‘J. Edgar’, 24 yaşından ölünceye dek tüm hayatını adadığı FBI’ın düzenini hatta kuruluşunu, yenilikleri ve zorbaca metodu kendine has yorumluyor. Clint Eastwood, J. Edgar’ı ne bir halk kahramanı ne de bir hain olarak gösteriyor; kusurlu bir adamın kimi kusurlarını göstermekten de hiç geri durmuyor.


read more

Bu yazı, fena halde spoiler içerir…

Ne söylemeli hakkında; en güzeli mi, en huzursuzu mu yoksa en kırılganı mı? Şaibeli ölümüyle zamansız gidişi mi, yoksa hiç nedensiz oluşu mu daha üzücü, bilemiyorum…

Hala ilgi çeken fotoğrafları, 2010’da çıkan kitabıyla adını her daim taze tutan Marilyn Monroe, ölümünden yıllar sonra, Michelle Williams’ın adeta devleştiği ‘My Week with Marilyn’ filmiyle tekrar göz önünde. Böylesi efsane bir ismi canlandırmak kolay iş değil ve Williams, Oscar’ı ıskalasa da, kusursuz performansıyla karşımızda. Ama başka bir film var ki, daha çok ilgimi çekiyor, ‘My Week with Marilyn’e başka gözle bakmamı sağlıyor. Ölümünden kısa süre öncesine uzanan ve asla tamamlanamayan ‘Something’s Got to Give’… Bir film bile değil oysa.


read more

Dikkatle izlemenin şart olduğu bir film…

Casus romanlarının, filmlerinin ayrı bir tadı vardır. Okunduğunda içinde kaybolup gitmenin mümkün olduğu, izlendiğinde, sadece izin verilen ölçüde, karakterleri irdeleyebildiğin, bağ kurabildiğin bir tat… İngiliz casus romanları yazarı John le Carre’ın (‘Panama Tersizi’ ile de tanınan) ‘Karla Üçlemesi’nin ilki, ‘Tinker Tailor Soldier Spy’ romanının filme çekilmesi, uzuun uzun yıllar aldı.


read more

War Horse

Savaşın ‘ön bahçesi’…
Eğer at ise söz konusu, dostluk, beraberinde sadakat, cesaret ve fazlaca duygusallık beklemek kaçınılmazdır. Steven Spielberg’ün Oscar adayı filmi ‘Savaş Atı – War Horse’, tüm bunlara fazlasıyla yer verirken, serüvenini panaromik olarak sergileyen uzun bir yol filmi aslında. Broadway’de de sahnelenen Michael Morpurgo’nun romanı, Lee Hall (Billy Elliot) ve Richard Curtis (Notting Hill, Love Actually) tarafından senaryolaştırıldı. 1. Dünya Savaşı arifesinde, İngiltere kırsalındaki bir ailenin, olmayan paralarıyla satın aldıkları vahşi tayın (Joey) olgunlaşma dönemi ve zorlu yolculuğu; evin oğlu Albert (Jeremy Irvine’ın ilk sinema filmi) ile arasındaki ilişki, çevresindekilere etkileri ve değişen koşullarla anlatılıyor.


read more