Çok mu geç kaldım?

Dün akşam arkadaşıma gittim. Bu sefer iki kişilik bir hatun gecesi düzenledik. Fırında tavuk ve yanında bira mönümüzdü. Yanımızda da evin oğlu Somun (kedi olur kendileri). Sevmenin dozu yeme gibi olsa da, adı gibi yuvarlak ve şişkin bir ekmeğe benzese de O’nu ekmek niyetine yemiyoruz merak etmeyin… Her zaman ve özellikle şu dönemde filmlere ağırlık vermiştim ki Wimbledon girdi araya. Elimde olsa sabah erkenden kalkıp sinemada vizyona giren filmlere ilk gösterimle başlayıp sonuna kadar devam ederim ama öyle olamıyor tabi ki…

Wimbledon dedik, NTV almış dedik bağrımıza bastık ama NTV söz konusu olunca maalesef beklediğim turnuvayı değil doya doya, ucundan kıyısından bile izlemem zor oldu açıkçası. Programı belli olmayan, has bel kader izlenebilen bir ilk hafta geçti. Neyse ki çeyrek finaller başladı da biraz daha fazla yer vermeye başladılar maçlara. Umarım bundan sonraki yıllarda – eğer bu seneki gibi olacaksa – NTV asla bu işe soyunmaz bir daha. Ben alışmışım TRT ya da Eurosport’da Grand Slam’leri tam gün tam kapasite izlemeye, NTV’nin verdiği pek de yayın gibi gelemedi bana.


read more

İstanbul kimilerine göre cennet, kimilerine göreyse tam bir keşmekeş. Ben ikisini birden hissedenlerdenim. Bu yüzden zaman zaman spontan yaşamak lazımken, zaman zaman da keyif listesine başvururum. Kendime o hafta ya da o ay ile ilgili liste çıkartırım. Sizin de ilginizi çekebilecek, İstanbul’un belki de gizli kalmış, içinde saklı keyiflerinden bir liste oluşturdum. Kimisi bütçe gerektiriyor kimisi de sıfır bütçe, belki bir iki tanesi ilginizi çekebilir;

1 – Hiç amaçsız Beyoğlu’nda etrafa baka baka yürümek.

2 – Issız Adam filmine de konu olan Beyoğlu’nun sahaflarından plak ya da kitap almak.

3 – Caddebostan sahilinde yürüyüş yapmak.


read more

Herkesin annesi kendine özeldir, bunu biliyorum. Çünkü benim annem de bana özel… Komik bir kadındır benim annem, komiklik olsun diye değil ama doğası öyle; komik… Evin Sebastian’ıdır, bitmeyen özverisiyle. Sadece benim “annem” öyle gibi gelse de, bütün anneler böyledir belkide… Genç annelerden “annem”, hala genç kalanlardan, hala en çok arkadaş kalanlardan. Boyundan büyük iki koca kızı varken, onların en yakın arkadaşı olanlardan. Şanslıyım sanırım bu konuda… Paket olarak geldi bana, bir dünya tatlısı anne bir de çok iyi arkadaş. Ailenin çaktırmadan “Joker” olanlarındandır aynı zamanda.

Şu yaşımda bile, birbirimizi ziyaret ettiğimizde sofrayı hala o kurmak ister. Biliyorum “ayıp”… Ama ‘O’ öyle biri, siz sadece yardım edebilirsiniz. Yemekleri hala o yapar, sadece yapılacak yemeğin sebzesine bir kesik atabilirsiniz.


read more

Ve itiraf ediyorum

Bahar bana vız gelir…

Son günlerde tüm gazetelerde yazıyor; bahar geldi, hodri meydan… Aşka davet yazıları, romantik hikâyeler, mutluluk hormonlarının atağa geçmesi ve türevleri. Daha önceki yazımda da belirtmiştim, bizzat arkadaşlarımla eve cemreyi düşürme operasyonunu yaptık, baharı kucakladık. Şimdi de evimde cemre var, evime özel, Harry Potter’ın ev cini gibi ev cemresi, başköşede oturuyor hatta. Bu nedenle de itiraf etmem gerekirse romantik filmlere biraz daha fazla ağırlık verdim bu aralar. Hatta en son Film Kritik bölümünde film yorumumu “Aşkın Yaşı Yok” filminden yana kullandım.


read more

Birinci Kısa Filmim

Sonunda oldu! İlk kısa metrajlı filmimi tamamladım. Üstelik minimum bütçeyle …

Filmimin ismi “Zeynep’in Doğum Günü Partisi”

Filmin hem yönetmenliğini hem de senaristliğini yaptım. Aynı zamanda cast çalışmasıyla birebir ilgilendim. Bağımsız bir film olmasını istedim. Ünlü isimlerle çalışmadım. Sadece senaryoya bağlı kalmadım. Filme ismini de veren Zeynep’i  başrole koydum.


read more