Sanırım bu haftayı sinema adına çok yoğun geçirdim. Önce Cuma günüyle başlayalım; çok sevdiğim bir arkadaşımla Ferzan Özpetek’in sabırsızlıkla beklediğim son filmi “Serseri Mayınlar” filmine gittim. Kararlıydım, sonuç ne olursa olsun keyif alacaktım, son filmi “Mükemmel Bir Gün” de dahil keyif aldığım tüm filmleri gibi. Sonuç tabiî ki beklediğim gibi, hatta beklediğimin de ötesinde oldu.
Sinemaya gitmek benim için her zaman ayrı bir keyif olmuştur, hele de sevdiğim bir yönetmenin aylardır vizyona girmesini beklediğim filmi söz konusu ise. Film hakkında fazla bir şey yazmak istemiyorum, çünkü bu hafta ‘Editörün Seçimi’ sayfasında “Serseri Mayınlar” a fazlasıyla yer verdim. Dileyenler oradan okuyabilirler.
Gelelim Cumartesi gününe…Arada bir yaptığım gibi, bana adeta terapi gibi gelen evdeki dvd köşemi düzenlemekle (ki aslında düzenlemek bahane) başladım akşama. Terapi kısmı işte böyle başlıyor, filmlere bakarken, yıllar öncesinde kalmış, unutulmuş, çok sevilmiş, hala çok sevilen filmlerinden potpori yaptım kendime. Önce “Hair” ile başladım, ne çok severim bu filmi. Tabi filmlerin hiçbirinin tamamını izlemeyeceksiniz, asıl ipucu burada yatıyor. Son sahnesine geldim hemen kumandamla. Beyaz Saray önünde binlerce insanın Vietnam Savaşını protesto eden görüntüleriyle birlikte sunulan ‘Let the Sun Shine in’ şarkısıyla yine duygulandım. Her seferinde mi olur, evet oluyor gerçekten de. Sonraki filmim “Çarpışma” oldu, yine muhteşem müziğiyle birlikte final sahnesiydi seçimim.
![]() |
![]() |
Sıralamada üçüncülüğü “Billy Elliot” aldı. Hani sabırsızlıkla beklediği o mektubun gelme sahnesi var ya, işte oradan… Aile üyelerinin bekleyişi, babasının ne düşüneceğini, elini kolunu nereye koyacağını bilememe sahnesi var ya, işte orası… Sonrasında dansa giden muhteşem yolculuk. Öyle bir noktada sonlanıyor ki film, keşke biraz daha olsa diyor insan, sadece biraz daha… Cesur bir final, filmde hep çocukluğuna tanık olduğumuz Billy’nin dansını sadece hayal edebiliyorsunuz.
![]() |
Ardından hazır duygusallaşmışken çoktandır rafın arkasında kalmış, adeta unutulmuş “Ölü Ozanlar Derneği” DVD sine gitti elim. Yine final sahnesi tabiî ki. O filmin klasikleşmiş sıra üzerine çıkılan son sahnesinden öte, günümüzün yıldızlarının çocuk hallerini görmek daha bir keyifli oldu benim için. En son “New York, I Love You” filminde kısacık rolüyle filmin en başarılı performanslardan biri olan Ethan Hawk’ı ya da günümüzün ‘House’ dizisindeki James Wilson rolünden çok zaman önceki Robert Sean Leonard’ı izlemek.
![]() |
Ardından “Damdaki Kemancı” aldı sırayı; filme giremedim bile, başlayamadım, en başındaki sütçü Tevye’nin meşhur girişinin hemen ardından tanıtım yazılarının aktığı sahne var ya, orada takıldım kaldım her zamanki gibi. Dama tünemiş kemancı yine tam bir müzik ziyafeti çekti bana.
![]() |
Akşamın finalini tabii ki bir önceki geceden tadı damağımda kalan Ferzan Öztepek klasikleriyle tamamladım. Önce “Cahil Periler”le başladım, müziklerini dinlemek ayrı bir keyif verdi, tabloyu gördüğü andaki aydınlanmayla başlayan müzik şöleni ve bardağın yere düştüğü son sahneye kadar ara ara geçtiğim filmin ardından bana hep tıpkı bu filmdeki gibi iyi ki dostlarım var dedirten “Bir Ömür Yetmez” e geçtim. Morga gittikleri ve müziğin değişken ruh haliyle durup coştuğu sahneye gittim hemen.
![]() |
![]() |
Çok keyifliydi çok… Siz de bazen beğendiğiniz filmlerin derleme sahnelerden portpori yapar mısınız bilmiyorum ama henüz yapmadıysanız eğer, inanın denemeye değer…







Bir yanıt yazın