Birer yıl arayla devam eden ‘Testere-Saw’ serisi son filmiyle muradına eriyor. Fazlaca ölüm, kan, işkence, iğrençliğin türlü halleri ve insan avı filme damgasını vuruyor. Aslında filme “Jigsaw ‘ un mirası” cümlesini de iliştirebilirlermiş. Ama bu cümle eminim pek çok hayranı olan ilk filmle başlayan Jigsaw adına biraz haksızlık olurdu. Çünkü onun anlaması zor oyunlarını bu son filmde görebilmek pek mümkün olamıyor maalesef.
İlk film ile dünya çapında 100.000.000 doların üzerinde hâsılat yapan ve her sene tekrar eden serinin sonuncusunda, Jigsaw olmadan nasıl olacak sorusunun yanıtını buluyoruz.
Leigh Whannell ve James Wan’ın kitabından uyarlanan filmin ilk ikisinde senaryo yine bu isimlerce yapılmıştı hatırlarsanız. Serinin üç ve dördüncü filmlerinde ise James Wan gitmiş, yerine Darren Lynn Bousman gelmiş ve aynı zamanda yönetmen koltuğuna da oturmuştu. Serinin son üç filminde ise bu kadro tamamen değişerek, Patrick Melton ve Marcus Dunstan senaryoyla ilgilenmiş, David Hackl (6 ve 7 de Kevin Greutert de eklendi) ise filmin yönetmenliğini yapmıştı. Filmin neredeyse değişmeyen demirbaşları elbette ki Jigsaw’u canlandıran Tobin Bell ve tüm filmlerin görüntü yönetmenliğini yapan David A. Armstrong.
Saw 7, yine gayet açık ve korkusuz bir oyunla başlıyor. Bu kez şaşırtıcı şekilde kalabalığı, halk arasını seçen tarzıyla. Kanlı başlayan ilk sahnenin ardından Jigsaw’un cinayet ortağı eski dedektif Hoffman sözüm ona Jigsaw mirasını devralmış ölüm oyunlarına devam etmektedir. Ancak bu kez kişisel egoları ön plandadır. Bir yandan Jigsaw’un karısı Jill (Betsy Russel) ile hesaplaşma –başka bir deyişle ölümüne kovalama- devam ederken, diğer yanda oyundan kurtulduğunu iddia eden Bob Daggen adlı oyunzedenin kendisi gibi oyundan kurtulmuş insanlarla bir araya gelme hikâyesi anlatılıyor. Hoffman’dan kurtulmayı bir türlü başaramayan Jill polise sığınmış kedi gibi beklerken, Hoffman Jigsaw vari oyunlarına hedef olarak hem Bob Daggen ve ekibini koyar hem de asıl mirası olan Jill’i.
Testere hayranları için gerekli olmayan bir açıklama olacak belki ama son derece açık bir şekilde yer alan ölüm sahnelerinin iğrençliğe varan bir istismarla yapıldığını itiraf etmeliyim. İlk serilerde filme yayılan bir grubun ölüm oyunu bu kez neredeyse önüne gelen tarzda devam ediyor. Ölümün türlü hallerine tanık olmak; gözün nasıl oyulduğunu, iç organların nasıl çıkartıldığını anatomik olarak görmek isterseniz hiç durmayın.
Filmin ilgiyi cezp edici en önemli özelliği elbette 3D ayağı oldu. Kan parçalarının üzerinize doğru gelişi belki Testere’yi üç boyutlu izlemek adına ilginç bir deneyim olabilir ancak bugüne kadar izlediklerim arasında 3D’nin etkisini neredeyse hiç hissetmediğim (neyse ki) filmlerden biri oldu.
Filmin finali her seriye yakışan türde sürprizliydi. Testere severleri, hele de ilk filmin yeri ayrı diyenleri mutlu edecek şey ise ilk filme selam yollayan bir finalle son bulması. Testere 7, yeni bir şey katıyor mu diye sorarsanız zaten neredeyse ilk filmden bu yana beklemiyordum demeliyim. Bir arkadaşımın da dediği gibi, ilk filmle kalsaydı belki pek çoklarınca kült olabilecek film, keşke bu kadar uzamasaydı. ‘Bu kadar kan ve vahşet niye?’ diye sormadan edemediğim ve izlerken çok zorlandığım ‘3D bir Testere’ belki ilkinin anısına kimilerini memnun edebilir.
İyi Seyirler
Hilal Çetinder


Bir yanıt yazın