Stieg Larsson’un 35 milyondan fazla satan üçlemesinin ilki İsveç yapımı “Ejderha Dövmeli Kız – The Girl With The Dragon Tattoo” geçtiğimiz aylarda sinemalarda gösterilmişti hatırlarsanız. İçinde polisiye, gizem, erotizm ve macerayı barındıran film özellikle başkahramanıyla ilgimi çeken yapımlardan biri olmuştu. Polisiyelerin olmazsa olması sürükleyicilik, sürprizler, gizem ve çözülmeyi bekleyen düğümler filmde yerini fazlasıyla almıştı. Millenium üçlemesinin ikincisi “Ateşle Oynayan Kız – The Girl Who Played With Fire” ise Filmekimi’nde boy göstermiş, serinin ikincisi de izlenmeden olmaz diyerek kurulmuştum koltuğa. Yine ilki gibi polisiyenin neredeyse tüm gereklerini yerine getiren bir devam filmi var karşımızda.
Tıpkı ilki gibi uzun, 2 saati geçen süresine, daha ağır ilerleyen temposuna rağmen sıkılmadan izlenen bir Lisbeth hikayesi var karşımızda. Polisiyelerin olmazsa olmazlarının dışında hikayede öne çıkan unsurlar ve filmin atmosferi iki filmde de en önemli özellikler. Özellikle de suçun niteliği ve karakterlerin özellikleri. İlk filmde ağır basan kadın istismarlığı ve özellikle de fazlasıyla sapkın olan cinsel boyut bu kez filmin hikayesini oluşturuyor. Karanlık filme zemin hazırlayan iç mekanların soğukluğu ve kasveti, şehir manzaraları, tıpkı ilki gibi filmin olmazsa olmazı. Flash – back’lerle verilen geçmiş ise yönetmen Niels Arden Opley için yine vazgeçilmez olarak yerini alıyor.
İlk filmde Millennium Dergisi için çalışan gazeteci, sakin mizaçlı Mikael Blomkvist (Michael Nyqvist) ve geçmişi yaralı ve öfke dolu hacker Lisbeth Salander (Noomi Rapece) tatsız hayatlarının uzantısını da yanlarına alarak bir araya gelmiş ve gizemli bir olayı çözmeye gönül vermişlerdi.
“Ateşle Oynayan Kız”, Lisbeth’in sefil hayat yaşadığı ilkinden farklı karelerle başlıyor. Karayipler’e gitmiş ve uzaklaşmış tüm dünyadan. Blomkvist ise araştırmacı gazeteci kimliğiyle genç ve yeni bir araştırmacının önüne getirdiği insan kaçakçılığı ve cinsel kadın suçları dosyasına kanelize. İlk filmde başı belada olan Blomkvist’e üstün hacker gücüyle yardımda bulunan Lisbeth, bu kez geçmişiyle başı dertte olan serüvenine davet ediyor bizi. İkinci film, daha fazla yozlaşmış, toplumsal ve cinsel konuların odağında. Bir yandan adaletini kendi sağlayan sıra dışı, sert, delikanlı Lisbeth, diğer yanda içine girdikçe zincirleme ilerleyen suç dosyası ve sisteminin çürümüşlüğü. Yanına yine polisiye, gizem, erotizm ve macerayı katmış bir kurgu.
Birbirlerinden tamamen zıt karaktere sahip iki ismin ikinci filmde bir araya gelmesi ise çok uzun zaman alıyor.
Özellikle romanları okumayanların daha çok ilgisini çekeceğini düşündüğüm serinin ikincisinde, Lisbeth geçmişinin sır perdesinin yavaş yavaş aralanmasıyla oluşan örgüden, eğer ilkini izlediyseniz memnun kalacağınızı düşünüyorum.
Önümüzdeki yıllarda vizyona girecek David Fincher versiyonunu da beklemeye devam ediyoruz elbette.
İyi seyirler
Hilal Çetinder


Bir yanıt yazın