Aylardan Şener Şen, günlerden Cem Yılmaz…
“Av Mevsimi” bu yılın merakla beklenen filmlerinden. Malum, usta yönetmen Yavuz Turgul’un 7. sinema filmi ve tüm filmlerinde olduğu gibi, başrolünde yine gediklisi Şener Şen. Üstelik yerli yapımlarda çok da alışık olmadığımız polisiye/suç temasıyla karşı karşıyayız. Bir de üzerine Turgul’un yıllarını bu senaryoya vermesi eklenince nefesimizi tutarak, beklentiyi de yanımıza alarak salona girmek işten bile değil. Filmin görüntü yönetmeni, ‘Eşkıya’ filmindeki gibi Uğur İçpak ki şapka çıkartmak gerek; daha ilk sahnelerle başlayan orman görseliyle filme ayrı bir tat kattığı yadsınamaz.
Yavuz Turgul, senaryonun kilit noktasını adaşı ressam Yavuz Tanyeri’nin bir resminden ilham olarak oluşturmuş. Kim bilir, belki de Tanyeli’nin eroin bağımlısı oğlunun ölümüyle açtığı “Seri Katiller” temalı sergisi ışık yakmıştır Turgul’a.
Oyunculara gelince… Duyan gelmiş diyelim; Turgul bu kez filmini sadece Şener Şen’e teslim etmemiş, Cem Yılmaz, Çetin Tekindor, Okan Yalabık, Melisa Sözen, Murat Serezli, Rıza Kocaoğlu ve hatta Bartu Küçükçağlayan gibi isimlerle ünlüler geçidi oluşturmuş. Film, cinayet masası dedektiflerinin Avcı lakaplı Ferman’dan (Şener Şen) dinledikleri ‘cinayete bakış’ konulu dersiyle başlıyor. Tam bu esnada genç bir kıza ait olduğu düşünülen kesik bir kol bulunuyor. Avcı Ferman, ekibindeki tek kişi Deli İdris’le (Cem Yılmaz) birlikte olay mahalline gönderilir. Bu sırada işe yeni başlayan Çömez Hasan’da (Okan Yalabık) onlara katılır. Deneyimli ve emekliliğine az kalmış Avcı, Deli ve Çömez’den oluşan ekip cinayet soruşturmasına başlar. Bir yandan ölen kızın kimliğini ve yakınlarını bulmakla gece gündüz çalışırken, diğer yandan özel hayatlarını doya doya yansıtırlar. İşin içine uyuşturucu satıcısı sevgili (Rıza Kocaoğlu), aile ve ‘Adanalıyık’ şivesiyle aileye kol kanat geren ünlü ve nüfuslu işadamı Battal (Çetin Tekindor) girer.
Baştan uyarmalıyım, oldukça ağır tempoda ilerleyen ve uzun süren bir film ‘Av Mevsimi.’ Polisiye olmakla beraber dedektiflerin özel hayatına odaklanmayı, hatta asıl konu yapmayı da ihmal etmemiş. Sosyal Antropoloji okumuş yüksek lisans tezini hazırlayan Çömez, ağır gelen işin temposuna alışma ve evlenme derdinde, Deli İdris ise özel hayatı alt üst olmuş ve özellikle bu sebeple sergilediği fevri tavırlarıyla teşkilatın hedef oklarını üzerine çekmekte. Avcı, ah o babacan, nerede nasıl davranmasını gerektiğini bilen, hasta karısına duyduğu sevgiyle gönlümüzü kazanan, teşkilatın toplayıcısı Avcı… Bu üçlünün içine girdiği cinayet soruşturmasıyla özel hayatlarının paralel aktığı filmde, oyunculuklara denecek çok söz yok. Şener Şener, giymiş Avcı kostümünü üzerine ve oynamış. Saygı duyulan kıdemli dedektif, olayları çözmede üstad insan avcısı rolüyle yine harikalar yaratıyor. Cem Yılmaz ise ne kadar tahmin edilse de bana göre filmin bonusu. Bugüne kadar gördüğümüz tiplemelerden çok farklı; Karadenizli, iki çocuk babası, eski karısı Asiye (Melisa Sözen) ile sorunlar yaşayan, karanlık tarafı ağır basan, katı görünümlü ama yufka yürekli deli tiplemesiyle çok yüksek bir oyunculuk sergiliyor. Okan Yalabık ise, bazı sahnelerde işinin gereklerine bu kadar şaşmasını anlamakta zorlansam da, filmin çömezi rolünü layıkıyla oynamış. Şener Şen ve Çetin Tekindor gibi iki usta oyuncuyu karşı karşıya getiren sahneler de hayli fazla. Filmin küçük bir bölümünde gay Kamuran tiplemesiyle de Bartu Küçükçağlayan ayrı bir renk katmış.
Böylesi bir ekiple polisiye film çekildiğinde, ister istemez ‘Se7en’ filmindeki gibi aykırı bir final ya da suç örgüsü geliyor akla. Ancak maalesef ne bizi ters köşeye yatıran ne de filmin sonuna kalan bir final var. Örgünün ortalarda çözüldüğü, erken gelen bir final karşılıyor bizi. Bu nedenle de hep bir sürpriz beklerken bulabilirsiniz kendinizi. Turgul, suç/polisiye kurgusundan çok karakterlerin özel hayatına ve tanımlamasına ağırlık vermiş; bu da ortaya dram yönü kuvvetli bir senaryo çıkartmış.
Şaşırtan ve güzel gelense, izledikten saatler sonra karakterlerin, yaşadıklarının tekrar gözümün önüne gelmesi yani sahiciliği oldu. Av Mevsimi, Yavuz Turgul’un yönetimiyle, kusursuz akan oyunculuklarıyla, giriş ve sonuç bölümlerindeki görseliyle, izlenmeyi hak ediyor. Özellikle Cem Yılmaz’ın, emekliliği gelmiş bir dedektifin veda gecesinde, döktürdüğü ‘Hayde Hayde’ şarkı şovu filme damgasını vuruyor. Başlı başına keyif veren bu şahane uğurlama sahnesinin tadını doya doya çıkartın derim. Sırf bu sahne için bile izlenmeye değer, benden söylemesi. Ayrıca bar sahnesinde, Ete’nin seslendirdiği “Ben Adam Olmam” şarkısına da dikkat derim… Biraz Amerikanca, CSI taktikleriyle fazlaca uzayan cinayet soruşturması ve erken açılan sır perdesi pekala görmezden gelinebilir.
“Cinayet yerin toprağıyla örtülse yine kendini belli eder” Shakespeare
İyi Seyirler
Hilal Çetinder


Bir yanıt yazın