“The Tourist-Turist” pazarlamasını iyi yapan ve başrollerinde Hollywood’un asi çocuklarından Johnny Depp ile özellikle aksiyon filmlerinin yakışanı Angelina Jolie’ye yer veren, bu yılın en çok ses getiren filmlerinden biri. Daha doğrusu izlemeden önce öyle olduğunu düşünüyordum. “Turist”, Güney Fransa’nın güzelliklerini kendine mesken edinmiş 2005 tarihli “Anthony Zimmer”in yeniden çevirimi. Bu kez Fransa görseli yerini Venedik’e bırakmış. Yönetmen Florian Henckel von Donnersmarck ise “Başkalarının Hayatı” filmiyle hem bizlerin hem de Akademi’dekilerin haklı övgüsünü kazanmış ve bu filmiyle ayrı bir yer edinmişti. Ancak Turist bu sıra dışı üç ismi bir araya getirmesine rağmen, klasik Hollywood sıradanlığının ötesine geçememiş bir film.
Hikâye Johnny Depp merkezinde gelişse de tam anlamıyla Angelina Jolie tanıtımından oluşuyor. Frank (Johnny Depp) kalbi kırılmış, bu acıyı hafifletmek için de İtalya’ya giden bir Amerikalı. Yolculuğunda, çekici Elise (Angelina Jolie) ile tanışır. Ancak bu tesadüf gibi görünen tanışma ile Frank’ın gezisi bambaşka hal alır. Konuyu bu kadar özetlemem yeterli olacaktır diye düşünüyorum, zira zaten içinde gizemi pek barındıramayan konuya daha fazla değinmek haksızlık olur.
Johnny Depp ile Angelina Jolie’nin sette anlaşamadığı haberleri magazin basınından düşmüyordu hatırlarsanız. Bunun doğruluğunu elbette bilemeyiz, ancak filmi izleyince kimyalarının hiç tutmadığını da göreceksiniz. Tim Burton filmlerinin her karesinde görmeye alışık olduğumuz Depp, bu filmde de elinden geleni yapmış ama belli ki içine pek sindirememiş. Aksiyon filmlerinin aranan kadın yıldızı Angelina Jolie ise sere serpe tüm filmi kaplamış. Bu nedenle tutkunları, bu filmle Jolie’ye doyacaklardır eminim. Ancak özellikle Depp ismine ve karizmasına rağmen hayal kırıklığı yaşayacağınız bir film görmeye de hazırlıklı olun.
Keşke politik gerilimde harikalar yaratan ilkinin ardından, ikinci Florian Henckel von Donnersmarck filmi bu olmasaydı. “Turist”, sonu tahmin edilebilen, o çok kanıksadığımız Angelina Jolie rollerine yenisini katan, romantik casusluk tanımlamasıyla gelen aksiyonun ötesine geçemiyor maalesef. Elbette senaristleri arasında “The Usual Suspects – Olağan Şüpheliler” gibi bir filmin Oscar’lı ismi Christopher McQuarrie olunca hayal kırıklığı daha da ağır oluyor. Sonuç olarak Venedik görselini bir turist edasıyla izlemek ve bu iki güzel insanı görmek isterseniz, izle-unut mantığıyla seçenekleriniz arasında yer alabilir.
Hilal Çetinder


Bir yanıt yazın