‘300’ ve ‘Watchmen’ denince akla gelen Zack Snyder’ın, çizgi roman ilgisine, yaratıcılığına ve kamerasına yansıttıklarına dair hemen herkesin az çok bilgisi vardır diye düşünüyorum. Tabi ‘zombi’ sineması tutkunlarının ayrı bir yere koyduğu ‘Dawn Of The Dead – Ölülerin Şafağı’ filmi de atlanmamalı. ‘Baykuş Krallığı Efsanesi’ ile animasyon dünyasına da dalan genç ve ele avuca sığmayan yönetmen, bu kez fark yaratmak istemiş ve uyarlamadan kaçarak ‘Sucker Punch’ ile çizgi romanları aratmayan hikâyesini, Steve Shibuya ile birlikte senaryolaştırmış. Yüksek bütçeli uzun bir klip görünümünde ilerleyen film, aksiyon, macera ve fantastik sinema isteyenleri, Snyder’ın sinemasına alışık kitleyi yine can evinden vuracak gibi duruyor. Burada ‘300’de olduğu gibi kopan kol ve bacaklar, etrafa savrulan kan görmeyeceksiniz belki ama efektleri kullanış şekli çok tanıdık gelecek.
Kıpır kıpır genç oyuncu kadrosuyla, yine aynı kitleyi hedefleyen film, genç bir kızın içine düştüğü karanlık dünyadan, hayal dünyasına geçişini sahne sahne resmediyor. Açılış sekansı, insanı koltuğa mıhlayan etkileyiciliğe sahip görüntüsüyle, ‘Sucker Punch’ klibi gibi adeta. Genç kızın annesinin ve kaza kurşununa kurban giden kız kardeşinin ölümünü, üvey babanın zulmünü ve ardından akıl hastanesine kapatalışını ağır çekim ve gri tonlarla yakalayan atmosfer, filmin geri kalanında katmanlara ayrılıyor. Tek silahı hayal gücü olan genç kız, içinde bulunduğu durumdan kaçış planını kurgularken, kendi alternatif dünyasına dalıyor; fantastik evrene bırakıyor kendini.
Bizde onun gözlerinden hayal dünyasının içinde savruluyoruz. Babydoll (Emily Browning), hayal gücüyle beraber gelen ve bizim asla göremediğimiz baştan çıkarıcı dansıyla, destekçileri Rocket (Jena Malone), Blondie (Vanessa Hudgens), Sweet Pea (Abbie Cornish) ve Amber (Jamie Chung) ile hayal ve gerçek arasındaki çizgide yürüyor, fantastik dünyayı kendine zemin yapıyor. Bu genç kadroya Oscar Isaac, Carla Gugino, Jon Hamm ve Scott Glenn (fantastik dünyanın içinde kaybolup gidiyor) gibi isimler eşlik ediyor. Babydoll ve ekibi neler yapmıyor ki? Kimi zaman, zamana karşı yarışıp tren üzerinden zepline geçerken, kimi zaman da uçarak ejderhaları kesip, askerlerle savaşıyorlar.
Kullanılan isim ve replikler, mini etek ve file çoraplar, aslında çok klasik de olsa, başka türlü işlense rahatsız edecek alt hikâyede yatan dram ve suçun üstünü kapatıyor. Fantastik dünyanın sınırlarını zorlayan Snyder, bu kısımla pek ilgilenmemiş, sadece aksiyona giden yolda basamak olarak kullanmayı tercih etmiş. İzleyiciyi, kimi zaman tiyatro sahnesine kimi zamansa savaş meydanına götüren Snyder, gerçek ile sınırları olmayan dünyayı, renklerle ve müziklerle ayırarak, adeta onlarla oynayarak, iki saate yakın bir klip çıkartmış ortaya. Özellikle, fantastik dünyada süren mücadelede, kan yerine çıkan toz bulutları ve olmazsa olmaz bir örnek figürleriyle bilgisayar oyunu görünümüne bürünen film, gençlerin ve kadın dayanışması olsa da, erkek izleyiciyinin ilgisini çekecektir. Film sona erdiğinde ise, çok benim kalemim olmadığından, varsa eğer, hikayesini nerede bıraktığımı hatırlayamadığım bir playstation oyunundan çıkmış gibi hissettiğimi belirtmeliyim. Zack Synder, belli ki izlemek istediği türde bir film yazıp yönetmiş. Bu nedenle, sadece ama sadece türün sevenlerine, meraklısına…
İyi Seyirler,
Hilal Çetinder


Bir yanıt yazın