Des Vents Contraires

Hayata esen rüzgarlar…

Oliver Adam’in çok satan kitabı ‘Des Vents Contraires’den uyarlanan ‘Sert Rüzgarlar (Des Vents Contraires – Headwins)’, duygu yüklü bir dram. Film her ne kadar ünlü Fransız oyuncu Audrey Tautou ismiyle ilgiyi çekse de, tıpkı gidişatına uygunluğu gibi erkek oyuncularıyla ön plana çıkıyor ve parçalanmış hayatların odağına erkeği yerleştiriyor. Özellikle, Cannes Film Festivali’nde ‘The Piano Teacher’ filmiyle En İyi Erkek Oyuncu Ödülü kazanan Benoit Magimel oyunculuğundan destek alan film biraz da önyargıları masaya yatırıyor. 

Evli ve çocuklu çiftlerin çoğunun yaşadığı, hatta belki kanıksanan türden tartışmalar. Karı koca tartışır, çocuklar sessiz ve kaygılı gözlerle izler. Kızgınlıklar, kırgınlıklar en çok da tükenmişlikler ve ardından sarfedilen ‘dayanamıyorum artık…’ ile biten cümleler. Sonrasındaysa kaldığı yerden devam eden bir hayat…

Hayata devam etmenin yolu belirsizliğin bitmesi mi?

İşte ‘Sert Rüzgarlar’, kadının ‘dayanıyorum artık’ cümlesine yaslıyor çıkış noktasını. Bu cümlenin ardından hayat kaldığı yerden devam ediyor etmesine ama adeta vites değiştiriyor, apayrı bir yola giriyor.  Eşi Sarah’nın (Audrey Tautou), tartışma yaşadıkları sabahın ardından hiçbir iz bırakmadan kaybolmasıyla başlayan süreç, bencil gibi görünen Paul’ün (Benoit Magimel) iki küçük çocuğuyla birlikte değişen yaşamını anlatıyor. Önce merak, ardından terkedilmişlikle gelen kızgınlık ama hiç bitmeyen bekleyiş…

Hayatı tamamen değişen ve çocukluğunun geçtiği kasabada kendine isteksizce yeniden düzen kurmaya çalışan Paul’ün hüznüne hatta kaybolan eşe mesafeli duruş, ‘Sert Rüzgarlar’ın en büyük artısı. Bu sayede döngüyü tamamlayan final yerini buluyor. Ana karakterinin dramını da unutturmadan kaybolmuşluk ve hüzün kokan diğer küçük hikayelerle çevrelenen, bunu yaparken de Paul’ü tanımamıza ve bizim de önyargılarımızdan sıyrılmamıza izin veren olay örgüsü, kayıplar üzerine kurulu yaralı hayatlardan etkileyici kesitler sunuyor. ‘Sert Rüzgarlar’, içindeki hüznüne ragmen klasik yaklaşımdan uzak duruşuyla haftanın ilgiye değer filmlerinden biri…

İyi Seyirler

Hilal Çetinder

Aşk Perisi – La Fee

Bu haftanın özel filmlerinden ‘Aşk Perisi’, geçen hafta ‘Azrail’i Beklerken’ gibi festival yelpazesinden geliyor. Dom ve Fiona ikilisini bilen bilir. ‘Rumba’ ile güle oynaya izlediğimiz Dominique Abel, Fiona Gordon, Bruno Romy üçlüsünün yeni hınzırlığı ‘Aşk Perisi’, Dom ile Peri Fiona’nın aşkını anlatıyor. Pandomim izler gibi izlediğim ve salondan keyifle ayrıldığım ‘Aşk Perisi’, ‘kendini iyi hisset’ görevini yine layıkıyla yerine getiriyor.

“Mümkün olmayan bir aşkın imkânsız işleyişi: Bir insan ile bir perinin aşkı. Yaşamın gerçekliğini büken bir aşk hikâyesi. Bir motelin gece resepsiyoncusu olan Dom’un sakin gecesi önce İngiliz bir turistin, sonra da peri olduğunu iddia edip ona üç dilek hakkı sunan yalınayak bir kadının gelmesiyle hareketlenir. Bir dizi gülünç olay boyunca Dom ve peri aşkları uğruna bir araya gelmek için çabalar; çatıların tepesinden sualtına kadar uzanan macera böyle başlar. “

Yönetmen:  Dominique Abel, Fiona Gordon, Bruno Romy

Senaryo: Dominique Abel, Fiona Gordon, Bruno Romy

Oyuncular: Dominique Abel, Fiona Gordon, Bruno Romy, Philippe Martz

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir