Hobbit: Beklenmedik Yolculuk

‘Yüzüklerin Efendisi’ hayranlarının uzun süredir beklediği yeni serinin ilk bölümü ‘Hobbit: Beklenmedik Yolculuk- (Hobbit: An Unexpected Journey)’, uzun süresiyle gösterime girdi, nihayet… J.R.R. Tolkien‘in öncü ve çok da uzun olmayan ‘Hobbit’ romanından uyarlanan destansı film, uzun süren anlaşmazlıklar sonrasında Peter Jackson’in ellerine bırakıldığında sevinmiştim açıkçası. Ve sevincim kursağımda kalmadı…

Jackson’in uyarlama Orta Dünyası, önce gelen ‘Hobbit’ romanının biraz dışına çıksa da, beslendiği ‘Yüzüklerin Efendisi’yle bağı, özellikle olayların çatısının aynılığı elbette anlaşılabilir bir durum. Biraz abartılı da olsa, uzayan ve aksiyona malzeme olması için uğraşılan sahnelerse, elbette destansılık adına… Bütünüyse, kitabın aksine, belki tam yerini bulmuyor ancak, yetişkinlere sunulan bir masal, destansı bir şölen; kurulup koltuğa keyfine varmalık, gelecek diğer iki film için gün saymalık…

Gün ‘Hobbit’lerin günü…

Erebor’un cüce krallığının ejderha tarafından ele geçirilmesinin ardından, Gandalf (Ian McKellen)’ın –görünmeyen- önderliğinde evlerini geri almak için toplanan 13 cüce ve hırsız kontenjanından maceraya dahil olan Bilbo (Martin Freeman)’nun yolculuğunun ilk ayağı, ‘Yüzüklerin Efendisi’ serisinin tanıdık yüzleriyle, Orta Dünya tarihini yeniden önümüze getiriyor ve iyi mi kötü mü bilmem ama 60 yıl öncesine dönsek dahi, ‘nerede kalmıştık?’ düşüncesini akla getirerek seri kesişimi yaratıyor… Frodo (Elijah Wood)’nun ulvi amacı, amcası Bilbo’nun birden alevlenen atalarından kalma macera aşkıyla yer değiştirse de, başlangıcı görebilmeyi, geçmişe dönebilmeyi kim istemez ki? Troller, Elfler, Orklar, Goblinler bir yana, kötülüğün kendini yavaş yavaş hissettiren Orta Dünya tehditi ve sonlara doğru yükselen tempo özellikle ‘Yüzüklerin Efendisi’ni özleyenler için müthiş bir keyif. Elbette ilk görmelerle gelen heyecan, yerini özleme bırakıyor bu kez. Büyüleyici Elfleri (hele de güzelim Cate Blanchett) yeniden görebilmek ya da Gollum (Andy Serkis)’un benzersizliğiyle karşılaşabilmek için sahne kovalarken bulabilirsiniz kendinizi… ‘Gollum – yüzük – Bilbo’ üçlüsünün temeline inen sahne ise aksiyondan uzak olmasına rağmen iki seriyi birleştirmesi adına önemli. Uzun süresine rağmen, azar azar serpiştirilen nostaljik figürler, bir parmak bal çalıyor belki ama yine de tadına doyulmuyor. Kendi adıma, tanıdık yüzlerle yeniden bir araya gelmekten çok keyif aldım. Çocuklara masaldan doğan yeni üçlemeden heyecan duymamak mümkün değil… Küçüğüyle büyüğüyle dünya ‘Harry Potter’ ve ‘Yüzüklerin Efendisi’ni konuştu, şimdi sırada ‘Hobbit’ler var…

İyi Seyirler

Hilal Çetinder

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir