Django Unchained – Zincirsiz

‘Spagetti’nizi nasıl alırdınız?

Oscar adaylarının birer ikişer vizyona girdiği şu günlerde, haftanın en gösterişlisi müthiş bir ekiple gelen ‘Django Unchained – Zincirsiz’, şüphesiz. Quentin Tarantino 3 yıl aradan sonra Oscar adaylığıyla gelen filmi ‘Zincirsiz’de, Amerikan İç Savaşı öncesi köleliği, hüzünlü aşk hikayesiyle çevreleyip lezzetli bir yol filmine dönüştürüyor. Uzun süresine ragmen, bitmesini hiç istemediğimiz… Tarantino’nun artık kanıksanan çarpık öykü akışı, bu akışı daha da karmaşıklaştıran diyalogları, esinlenmelerini titizlikle flulaştıran anlatımı ve elbette kendince boyadığı kan ve şiddet sahneleri, zeki manevraları, intikamı, toplu katliamları zaten hayranlarının iple çektikleri. Ya Tarantino’nun tiplemeleri, yanyana gelen ya da karşıt görüşlü ezber bozan ikilileri… Bu Tarantino özelliklerinin tümünü ‘Zincirsiz’de görmüyoruz belki ama bu kez daha derin hikaye anlatımına, akılda kalıcı çoklu karakter yaratışına tanık oluyoruz.

Güney’in zengin ve elbette beyaz efendilerinden portreler çiziyor örneğin. Ama ondan önce filmin asıl kahramanıyla, nam-ı diğer Django ile daha doğru deyişle kendi ‘Django’su ile tanıştırıyor bizi… Doğal giysisi prangalarıyla köle Django (Jamie Foxx), köle tacirlerinin elinden eski sahipleri Brittle kardeşleri arayan eski diş hekimi yeni ödül (kelle) avcısı Dr.King Schultz (Christoph Waltz) sayesinde kurtulur. Django, eski efendilerini bulacak, Dr.Schultz da ona özgürlüğünü verecektir. Yol arkadaşı Shultz sayesinde kölelikten ödül avcılığına terfi eden özgür zencinin tek amacıysa köle ticaretiyle kaybettiği gizli eşi Broomhilda’ya (Kerry Washington) kavuşmaktır. Ve yol onları “Candyland”in sahibi Calvin Candie’ye (Leonardo DiCaprio) götürür. Doğuştan ırkçı, yeni yetme ‘patron’ Candie rolüyle harikalar yaratan Di Caprio’nun partneri ise Candie’nin baba yadigari kölesi, sinema tarihinin yeni ‘en iyi kötü adamı’ Stephen’dır (Samuel L. Jackson).

Ve az önce dedik ya ‘ezber bozan’ ikililer… İki ödül avcısı, akıllara zarar ilişki içindeki ‘efendi – köle’ ile karşı karşıya geliyor ve çifte kumrular ikileniyor bu kez. Önce doğuşlarına sonra adım adım yükselen lezzetli şovlarına tanık olduğumuz karakterlerin aynı masa etrafında buluşma anlarına ise hiç doyulmuyor. Waltz, nasıl bar sahnesiyle yükseliyorsa, DiCaprio’da bu masada şahlanıyor adeta.

‘Western’in doğal ilişki kurduğu öldürme – öldürülme durumu, sanki Tarantino için tam da beklenen zemine dönüşüyor; özgürce hareket edebileceği, şiddetinin bile karikatürize kalmadığı, cevaplara ihtiyaç duyulmayan… Western erkeğinin bar müdavimi olması ne kadar doğalsa, bir gün evine ulaşamaması da bir o kadar doğal ne de olsa.

Tarantino -filmleriyle bağdaştıramakta zorlansam da- eli yüzü düzgün, seveninin de sevmeyeninin de keyifle izleyeceği bir film ekliyor filmografisine. Hala ‘yaramaz’ ama sanki ‘olgunluk dönemi’ öncesi son bir iki hamlesinin ilk ayağı gibi de algılanabilecek ‘Zincirsiz’, esinlenme suçlamasına cevap verir gibi, geride bırakılan kırıntıların, bazı eskilerin izinden gitmenin hakkı olduğunu resmileştiriyor bir nevi. Sanki, ‘Arkana dönüp bakmayacaksan, esinlenmeyeceksen, saygı duymanın ne anlamı var’ der gibi… Kendi adıma, bunda herhangi bir yanlışlık görmüyorum. Tarantino, filmlerinden keyif alınmasını ilk öncelik olarak belirlerken, en çok keyfi neden kendisinin aldığını ve bunu yaparkenki çabalarını tartışmanın çok da gerekli olmadığını düşünüyorum.

Daha ilk zaman filmlerinde kullandığı ve çokça tepki çektiği ‘zenci’ sözcüğü gibi ırkçı hitapla gelen ters eleştirel tarzı, sinyallerini böyle bir film için vermiş olmalı. Kendince oluşturduğu hitap şekli, ‘Zincirsiz’le kutsanırken, ‘Soysuzlar Çetesi’nin Nazi’sini ırkçı karşıtı sevimli Alman’la değiştiriyor. Özetle, hamlesini son derece doğru oynuyor.

Türlerin buluşması ‘Zincirsiz’, sıralamamda ‘en iyi’si değil belki. Ancak Tarantino sever, filmlerini sarıp sarmalayan biri olarak ‘Zincirsiz’i, özellikle de Christoph Waltz, Samuel L. Jackson ve Leonardo DiCaprio’nun müthiş oyunculuklarını zevkle izledim. Tarantino soslu ‘spagetti’, eğlenceye açık bir davet, dalın içeri…

İyi Seyirler

Hilal Çetinder

 

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir