Dev Avcısı Jack – Jack The Giant Slayer

Küçükler için yaratılmış masal, büyükler için anlatılıyor…

Hollywood’un bitmez tükenmez imkanlarıyla sarmalanan fantastik sinemanın tadı ayrıdır. İştah kabartır, her yeni gelenle birlikte, gidebileceği noktanın ucu bucağı olmaz. Özellikle son yıllarda fantastik sinemanın arayışını masal uyarlamaları arasında sürdürmesi, yer – zaman bağımsız, olağanüstü ve yaşanmamış olaylarla örülü ünlü masalların değişim geçirip her seferinde farklı karakter üzerine eğilerek besin kaynağı olması pek de şaşırtıcı değil. Hollywood, varoluşundan günümüze ayakta kalmayı başaran en eski edebi türlerden biri olan ve zaten rüştünü ispatlamış masalları yüksek prodüksiyonlarla gündeme getirerek, hem küçükleri hem de büyükleri keşfetmenin yollarını arıyor. Pamuk Prenses ve türevleri, ‘Hansel ve Gretel: Cadı Avcıları’, hatta son olarak ‘Muhteşem ve Kudretli Oz’ gibi çok bilinen çocuk öyküleri yeniden sinemanın malzemesi olmuş durumda. Üstelik akla hayale gelmeyecek yıldız isimlerle… Klasik fantezi edebiyatı denince akla ilk gelenlerden ‘Alice Harikalar Diyarında’, Tim Burton tarafından yeniden uyarlanınca aklı çelinen Bryan Singer, yanına gediklileri Christopher McQuarrie ve görüntü yönetmeni Newton Thomas Sigel’ı da alıp modern bir yorumla epik bir fantastik masal sunuyor bu kez. Singer’ın filmografisine baktığımızda ise, her ne kadar ilginç bir yön olduğu düşünülse de, türler arasında dolaşması açıklıyor bu manevrayı.

İki dünya arasında fasulye ağacı…

İngiltere kökenli olduğu düşünülen ‘Jack ve Fasulye Sırağı’nın devlere uzanan yolculuğu aşina olduğumuz masallardan. Zor şartlarda yaşayan Jack’in (Nicholas Hoult) üç kuruşa da olsa o çok sevdiği atını (inekle yer değiştirmiş) satmak üzere yola çıkıp, sihirli fasulyelerle takası, hayatının macerasına dönüşüyor. Bilinen masala eklemeler de geliyor… Hayallerle yaşayan sıradan ve fakir bir genç, macera arayan prenses (Eleanor Tomlinson), ekarte edilmesi gereken kötü koca adayı (Stanley Tucci), kral (Ian McShane) ve en cesur şövalyesi (Ewan McGregor) bu fantastik masalın olmazsa olmazları şüphesiz. Masal, tıpkı animasyonlarda olduğu gibi, mesaj bombardımanıyla geliyor ve fantastik sinemanın içine yerleşerek söylüyor sözünü…  ‘Thor’da ya da ‘Yenilmezler’de olduğu gibi yaşanılan dünyayla yukarı dünyayı birbirine bağlayan geçitten ya tanrılar ve uzaylı ordusu ya da devler inebilir yeryüzüne. ‘İnsan’ olmanın yeterli olduğu dünyada, kahramanlığın aşkla ve zekayla birleşimi ne uzaylıları, ne kötü tanrıları ne de devleri bırakır hedeflenen yolda, ezer geçer; en tepede yaşasa da devler, her şeyin üstünde insanoğlu vardır ne de olsa…

Öyle görünüyor ki, masallar, efsaneler, mitler, kısaca fantezi edebiyatı, fantastik sinemayla kardeşliğine daha uzun yıllar devam edecek. Bir yanı çocukları hedeflerken, diğer yanı çocukluğunun masallarını özleyenleri ve fantastik dünya hayranlarını hedefliyor. Ancak elbette, doğa gereği, herkesi memnun edebilmek pek de mümkün değil. Hepsi bir arada olunca yol şaşabiliyor, bir tarafın ilgisi belli noktalarda törpülenmek zorunda kalıyor. Hikayesi fazla çocuksu kalan, öykünün sadece belirli sınarlarda tutulduğu ‘Dev Avcısı Jack’, bu yöne girenlerden. Elde olmadan daha farklı bir film beklediğim Bryan Singer, görsellik ve teknik olarak Hollywood’un önlenemez yükselişine böylesi bir örnekle katkıda bulunmayı tercih ediyor. Öyküsünden fazla bir şey beklemezseniz, fantezi ve macera adına, keyifle izleyebilirsiniz. Ortaya çıkan bu görkemli ‘Hollywood eğlenceliği’nin içinde alışılageldiği gibi hayal, kahramanlık, aşk, sinsilik, mizah, aksiyonla birlikte elbette müthiş bir teknik var… CGI (bilgisayarla sağlanan görüntü) ve performans yakalama tekniğiyle yaratılan ‘çirkin’ devlerin muhteşemliği, fantastik ve kaba saba dünyaları, ayrı bir film konusu olabilirmiş dedirten son düzlükte devreye giren devlerle insanlar arasındaki savaş, kesinlikle ilgiye değer. IMAX farkıyla elbette…

İyi Seyirler,

Hilal Çetinder

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir