İnsanoğlu, varoluşundan bu yana kimi zaman yaşadıklarının kimi zaman da genlerinin getirdiği defolarıyla sürdürüyor varlığını. Ama öyle ya da böyle, sistemin biçtiği rolü benimsiyor, sunulanların esiri oluyor çoğu zaman… ‘Acı Reçete (Side Effects)’, ülkemize uyarlansa çok da yerini bulamazdı sanırım. Jude Law’ın canlandırdığı İngiliz doktor Jonathan Banks şu cümleyi kuruyor filmin bir yerlerinde: ‘’Benim geldiğim yerde insanlar psikoloğa/psikiyatriste giderse sonsuza dek ‘hasta’ olarak anılır, burada ise rutin iyileşme süreci sadece…’’
ABD’de hemen herkesin doktoru, düzenli kullandığı birden çok reçeteli ilacı var. Antidepresanlara ilgi sonsuz… Burns ve Soderberg bu ilgiden faydalanıyor bir nevi, yemek-içmek kadar doğal görülen ilaç alış-veriş sürecinin açıklarını yakalıyor. Filme görünürde konu olan ‘depresyon’ ise günümüzde her ne kadar sıradan bir cümleyle dillendirilse de, tedavi gerektiren, son derece sancılı bir süreç aslında. İşte bu yüzden hikayenin ‘depresyon’daki karakteri Emily’i (Rooney Mara) dikkat ve ilgiyle izliyor, zengin bir hayat sürerken kocası Martin’in (Channing Tatum) hapse girmesiyle gelen yalnızlığını, değişen hayat koşullarının yarattığı tahribatı anlamaya çalışıyoruz… Yeni psikiyatristinin (Jude Law) tedavi süreciyle de, insan aklının ne kadar kolay reçetelendiğini görüyor, Emily’nin değişen ruh haliyle gizeme dalıp doktor-sektör arasındaki o ‘sıcacık’ ilişkiye odaklanıyoruz öte yandan. Ancak ne yazık ki, şaşırtmak üzerine kurulu gidişat sonlara doğru o kadar agresifleşiyor ki, tam ilaç şirketlerinin ipliği pazara çıkacak derken, varsa eğer, kurbanı kurtarmaya çalışan gerilimin içinde buluyoruz kendimizi… ‘Acı Reçete’yi sürprizleriyle oyuncaklı hale getiren Soderberg, türler arasında dolaştığından belki bu kez filmin içinde yapıyor sanki geçişlerini.

Adına ‘normallik’ denilenin sınırlarının nasıl acımasızca esneyebildiğini ve herkesin aslında tek bir nedene odaklandığını bir kez daha gösteren filmin en özel yanı, taraf tutmayı denesek de, buna imkan tanımıyor olmasında gizli bana kalırsa. ‘Acı Reçete’, taraf olmak istemeyeceğimiz karakterlerin doğasıyla yüzleştiriyor bizi… Anlatılan sıradan kalıyor, sıyrılıp ortaya çıkansa insan doğasının acımasızlığı oluyor. O incecik çizgiye de takılmadan edemiyor insan; nasıl ki ‘kibar olmak haklı olmaktan iyidir’ çoğu zaman, deli olmak da normal olmaktan iyidir belki…
Yönetmenliğini Steven Soderberg’in yaptığı, senaryosunu Scott Z. Burns’un (psikiyatristler ve psikiyatrist klinikleriyle geçirdiği içli dışlı sürecin ardından) yazdığı, Jude Law, Catherine Zeta-Jones, Rooney Mara ve Channing Tatum’un rol aldığı sürprizli ‘Acı Reçete’, çok iddialı değil belki ama oyalayıcılığıyla tatmin edici. Biri diğerine benzemeyen filmografisiyle (iyisiyle kötüsüyle) merak konusu olmaya devam eden Soderberg’in temposuna ve deneme coşkusuna yetişmek zor. Son projelerinden skandallarıyla ünlü piyanist Liberace’in hayatını anlatan HBO filmi ‘Behind the Candelabra’ (Michael Douglas ve Matt Damon oynuyor), merakla beklediklerim arasında bir yenisi.
İyi Seyirler,
Hilal Çetinder
Bir yanıt yazın