Yapım Notları:
Walt Disney Animation Studios (“Tangled/Karmakarışık,” “Wreck-It Ralph/Oyunbozan Ralph”), Hans Christian Andersen’in “Karlar Kraliçesi” masalından uyarlanan büyüleyici bir komedi-macera filmi olan “Frozen/Karlar Ülkesi”ni sunar. Korkusuz iyimser Anna, cesur dağ adamı Kristoff ve onun sağ kolu olan ren geyiği Sven ile işbirliği yapıp buzlu güçleri Arendelle krallığını sonsuz bir kışa mahkum eden kız kardeşi Kar Kraliçesi Elsa’yı bulmak için uzun bir yolculuğa çıkar. Everest gibi dağlara, gizemli yaratıklara ve Olaf adında komik bir kardan adama rastlayan Anna ve Kristoff, krallığı kurtarmak için büyük savaş verirler.
“Bizim filmimiz Andersen’in klasikleşen masalı “Kar Kraliçesi”nden esinleniyor,” diyor yönetmen Chris Buck. “Fakat “Karlar Ülkesi” oldukça duygusal ve pek çok aksiyon, macera, sihir ve unutulmaz karakterle dolu, kendimize ait bir hikaye.” “Bizim hikayemiz, ailenin gücüyle ilgili çok basit bir fikirle başladı ve bizim önceden hayal edebileceğimizden çok daha muazzam bir hale geldi,” diye ekliyor filmin senaryosunu yazan yönetmen Jennifer Lee. “Filmin konusu, bir ailenin destansı yolculuğu, korkunun üstesinden gelip sevginin gerçek anlamını bulma çabası üzerinden işlenen sevgiye karşı korku teması.” Filmin yapımcılığını Peter Del Vecho (“The Princess and the Frog,” “Winnie the Pooh”), baş yapımcılığını ise John Lasseter üstleniyor. “En başından beri çok özel, neredeyse sihirli bir film yaptığımızı hissediyoruz,” diyor Lasseter. “Bu filmle inanılmaz gurur duyuyoruz. “Karlar Ülkesi”, uzun bir geçmişe dayanan kökleri, güçlü karakterleri, inanılmaz hikaye anlatımı ve tamamen bugünün seyircisine hitap eden görkemli görünrtüleriyle bizim Walt Disney Animation Studios’daki mirasımızı şereflendiriyor.” Buck (Disney Animation emektarı ve “Tarzan, “Surf’s Up” gibi Oscar’a aday olan filmlerin yönetmeni) ve Lee (Oscar adayı “Oyunbozan Ralph”in senaristi ve Disney Animation tarihinin ilk kadın yönetmeni) filmi yönetmek için el ele verdiler. “Jennifer ekibe ilk yazar olarak katıldığında, Chris ve Jennifer’ın ortaya koydukları bireysel hassasiyetin neredeyse sihirli olduğu açıkça görüldü,” diyor Del Vecho “Hikaye için gerekli olan şeyler konusunda çok uyumluydular ve çok dinamik bir yönetim ekibi oluşturdular.” “Jennifer Lee ve Chris Buck arasında kusursuz bir denge var,” diyor Anna’yı seslendiren Kristen Bell. “Chris’in Disney’de uzun bir geçmişi var. Birçok gemiye kaptanlık etti ve bu deneyimlerini bu işe yansıtıyor. Jennifer, filmin ana temalarına muhteşem tuhaf, yeni fikirler ve şampiyonlar katıyor ve ikisinin birlikte dans ediş biçimlerine, sonunda bu harika sahnelerin ortaya çıktığı fikir alışverişlerine bayılıyorum. Bir oyuncu olarak böyle bir ortamda çalışmak gerçekten çok kolay.”
Bell’in (Forgetting Sarah Marshall,” “Hit & Run,” Showtime dizisi “House of Lies,” Broadway yapımı “The Crucible”) yanında “Karlar Ülkesi”nde Elsa rolünü Idina Menzel (Broadway yapımı “Wicked” ve “Rent,” “Enchanted”), dağ adamı Kristoff rolünü Jonathan Groff (2013 Sundance Film Festival’inde “C.O.G,” “Taking Woodstock,” Fox dizisi “Glee,” Broadway yapımı “Spring Awakening”), ve sevimli kardan adam Olaf rolünü Josh Gad (“The Internship,” “Love & Other Drugs,” Broadway yapımı “The Book of Mormon”) seslendiriyor. Seslendirme ekibinde ayrıca Anna’nın dikkatini çeken yakışıklı kraliyet mensubu Hans’ı seslendiren Santino Fontana (Broadway yapımı “Cinderella,” “Brighton Beach Memoirs,” “Billy Elliot”), Weselton Dükü’nü seslendiren Alan Tudyk (“Oyunbozan Ralph”ta King Candy “42”), Oaken’ı seslendiren Chris Williams (“Bolt,” “Prep & Landing”-baş yapımcı/senarist) ve Pabbie’yi seslendiren Ciarán Hinds (“Game of Thrones”) da yer alıyor. “Karlar Ülkesi”nin müzikleri arasında Kristen Anderson-Lopez (“In Transit,” “Winnie the Pooh”) ve Tony® ödüllü Robert Lopez’in (“The Book of Mormon,” “Avenue Q”) sekiz adet orijinal şarkıları var. Bunların arasında Elsa’nın kendini tarif eden marşı “Let It Go” da bulunuyor. “’Let It Go’, karakterin duygusal yolculuğuna büyük katkıda bulunan bir şarkı,” diyor Anderson-Lopez. “Kendimize Elsa’nın kendi olabilmesi ve gücünü arttırabilmesi için geçmişindeki her şeyden tamamen kopması nasıl bir şey olmalı diye sorduk.” En çok satanlar listesindeki sanatçı Demi Lovato (“DEMI”) filmin sonu için bu şarkının farklı bir versiyonunu kaydetti. Şarkıyı iTunes’da (http://smarturl.it/dls5) dinleyebilirsiniz. “Şarkı, filmle çok uyumlu,” diyor Lovato şarkı için. “Elsa kimliğini buluyor, yetişkin biri haline geliyor ve sonunda kendi gücünü ve sihirli güçlerini kabulleniyor. Hayatı boyunca yaptığı gibi bunu saklamak yerine her şeyi oluruna bırakıyor ve bu durumla barışıyor.” “Karlar Ülkesi”nde aynı zamanda Christophe Beck’in de (“The Hangover” filmleri, Oscar® ödüllü kısa film “Paperman”) bir orijinal şarkısı buşunuyor. Del Vecho’ya göre filmin müziği hem duygusal hikayeye hem de aksiyonlu komedi-maceradaki mizaha çok şey katıyor. “Jennifer, Chris ve ekipleri, çok güçlü karakterlerle dolu bir çekici bir ortama sahip bir film çıkardılar,” diyor. “Filmin müziği, bu hikaye anlatımını yüceltiyor ve zenginleştiriyor. Christophe Beck, Norveç kültürünü hikayenin içine çekerek muhteşem bir iş çıkardı. Şarkı yazarları Kristen ve Bobby de hikayenin oluşum sürecine dahil oldular. Hikayenin konusunu inşa ederken onlarla her gün günde iki saat görüntülü konferans yaptık. Sadece şarkılar hakkında değil, karakterler hakkında da kim oldukları, nasıl düşündükleri ve ne istedikleri üzerine konuştuk. Her bir şarkı, hikayeyi dünyanın dört bir yanındaki izleyicinin tüm dikkatini çekecek biçimde geliştiriyor ve genişletiyor.” Kurgusal krallık Arendelle’de geçen “Karlar Ülkesi”, tepesi karlı dağlarından huzur dolu fiyordlarına kadar Norveç’in göz alıcı coğrafi güzelliklerinden esinlenerek çizilen büyüleyici bir mekanda geçiyor. “Mekanın, hikayemizde tamamlayıcı bir rolü var,” diyor Lee. “Elsa’nın kar ve buz yapabilmek gibi sihirli bir gücü var ama o bu gücü control edemiyor ve kazara ülkesini tehdit eden çok büyük bir kış fırtınası başlatıyor.” “Ekibimiz kar ve buzlu mekan konusunda çıtayı gerçekten yükseltti,” diye ekliyor Buck. “Animasyonda kar manzarasını inandırıcı kılmak hiç de kolay bir şey değil. Ekibimiz çok geniş bir araştırma yaptı ve bu dünyanın en iyi şekilde görünmesi için çığır açıcı bir teknoloji yarattı. Şu ana kadar yapılanlardan çok farklı, çok güzel bir film yaptılar.” “Karlar Ülkesi” nefes kesici renklerle birlikte Norveç’in benzersiz mimarisi, kültürü ve geleneklerinden de fikirler almış. Del Vecho şöyle diyor: “Bu hikayenin size büyük bir ustalıkla içine sürükleyen destamsı bir akışı var. O yerin gerçekten var olduğuna inanıyor, sihrini hissediyorsunuz. Bir film izlediğinizi unutuyorsunuz.” “Bu, Disney’deki her film yapımcısının, oyuncunun ve animasyoncunun başarmak istediği şey,” diye devam ediyor Del Vecho. “Burada, Walt Disney Animation Studios’da “Karmakarışık” ve “Oyunbozan Ralph” gibi filmler “Karlar Ülkesi”nde bu başarıyı yakalamamız için bize yol gösterdiler. Filmi yükseltmemize, bu genişlikte bir hikaye ve böyle farklı, olağanüstü yollardan seyirciye dokunabilen karakterler yaratmamıza yardımcı oldular.” MPAA tarafından PG kategorisinde gösterilen “Karlar Ülkesi” 3 boyutlu olarak 27 Kasım 2013’te vizyona girecek.
MODERN BİR KLASİK YARATMAK
Film Yapımcıları, Sevilen Masaldan Esinlenen
Modern ve Sempatik Bir Hikaye İnşa Ediyorlar
“Karlar Ülkesi”, Hans Christian Andersen’in ilk kez 1845 yılında yayınlanan, Walt Disney’in kendisinden bu yana Disney film yapımcılarının ilgisini çeken “Kar Kraliçesi” masalının temel unsurlarından yola çıkmaktadır. Fikir, elbette, orijinal hikayenin duygusunu ve ana temalarını koruyup 1989 yılında beyazperdeye uyarlanan Andersen’in diğer bir masalı “Küçük Denizkızı” gibi Disney klasiklerinin ruhunu taşıyan, film yapımcılarına kendi hikayelerini anlatmak için esinlenebilecekleri kreatif bir özgürlük tanıyan bir film yapmaktı. İyiyle kötü arasındaki mücadelenin hikayesi olan Andersen’in “Kar Kraliçesi” masalı, genç Kai’ın dünyayı olumsuz bir açıdan görmesine neden olan kırık bir aynadan bahsediyor. Yönetmen Chris Buck bu hikayeyi konu almaya birkaç yıl önce karar vermiş. “O mücadeleden ilham aldık ve Andersen’in paylaştığı mesajın tamamını çok beğendik,” diyor Buck. “Aynı zamanda hikayede Kai’ı kurtarmak isteyen kız Gerda da dikkatimizi çekti. Onun ana özellikleri, iyimserlik, sevgi, güç ve kararlılık, Anna’yı şekillendirmeye başladı.” Fakat senaryo ekibi Kar Kraliçesi’nin kendisinden büyülenmişlerdir. Ekibe ilk önce yazar olarak katılan daha sonra Buck ile birlikte yönetmen koltuğuna oturan Jennifer Lee’ye göre Andersen’in ana karakter versiyonu biraz esrarengiz. “Orijinal hikayede bu karakter doğada biraz daha sembolik,” diyor Lee. “Karlar Ülkesi”nde onun kendi sesinin olması gerektiğini biliyorduk.” “Biz bu filmin hem bu zamana uygun hem de zamansız olmasınız istedik,” diye sürdüyor sözlerini Lee. “Herkesin anlayacağı modern bir şeyin peşindeydik ve fark ettik ki, korku genellikle negatif bir izlenim uyandıran, ilişkilerimizi tehdit eden bir öğe. Her bir sahne kendi açısından bizim aile, sevgi, korkuya karşı gerçek aşk temalarımızı destekliyor. Elsa’yı motive eden şey de korku.” Elsa’nın kar ve buz yaratma gücüyle baş edemediği, o ve Anna çocukken oyun oynadıkları bir anda ortaya çıkıyor. Elsa’nın sihri, küçük Anna’yı çok etkiliyor. Kızlar evlerinin içinde bir kardan adam yapıp adını Olaf koyuyorlar ve karların ortasında oynuyorlar. Fakat sihir Elsa’nın kontrolünden çıkıyor ve Anna’yı yaralıyor. Sonrasında Elsa her gün Anna’yı yeniden incitme korkusuyla yaşıyor ve bunun sonucunda en çok sevdiği insanı kendisinden uzak tutuyor. “Bu olayı hiç hatırlamayan Anna, Elsa’ya ulaşmaya çalışarak büyüyor,” diyor Buck. Yönetmenlerle ve hikaye ekibiyle işbirliği içinde çalışan Kristen Anderson-Lopez ve kocası ve şarkıları birlikte yazdığı Robert Lopez, Anna’nın kız kardeşi tarafından vurulduğu görüntüden çok etkilenmişler. “Çocukluğu boyunca suratına kapıların kapandığını görmekten daha çok ne size bu kızın tarafına çekebilirdi ki?” diye soruyor Anderson-Lopez. “Anna’nın duygularından faydalanmamız gerekiyordu,” diye sürdüyor sözlerini Anderson-Lopez. “Onu anlamamız ve bu şapşal, iyimser genç kadının dünyasında neyin eksik olduğunu anlamamız gerekiyordu. Filmde iki kız kardeşi kapalı kapının iki tarafında gördüğümüz o an, filmdeki en açığa çıkan anlardan biridir.” Film yapımcıları Elsa’nın taç giyme töreninin sabahının Anna için yeni bir başlangıcı temsil edebileceğini fark etmişler. Senaryo ekibi Anna’nın büyümüş halini bir şarkıyla tanıtmak istemişler fakat bu yapılması çok zor bir şeymiş. “O şarkı tam bir cetin cevizdi çünkü pek çok işlevi olması gerekiyordu,” diyor Anderson-Lopez. “O şarkıyı Anna’yı iyimser, aktif bir insan olarak ama aynı zamanda film süresince aydınlatılması gereken biri olarak tanıtmalıydı.” Çözüm – ve de şarkının adı “For the First Time in Forever” – senaryo ekibinin bir toplantısından çıkmış. Aralarından biri hikayenin bir noktası olarak ‘for the first time in forever’ demiş ve bu kelimeler Walt Disney Music başkanı Chris Montan’ın dikkatini çekmiş. “’İşte bu! Bu, Anna’nın şarkısı!’ dedim,” diyor Montan. “Dönüm noktası haline gelen bir andı. ‘For the first time in forever, I’m going to be free. I might meet somebody. I might live my life.’ Gerçekten çok heyecan vericiydi.” Bu şarkı, Anna’nın iletişim kurmak için duyduğu arzuyu resmediyor. Aynı zamanda ablası Elsa’dan ne kadar uzak kaldığını da gösteriyor. Kopan aile bağları hikayesi, Anna, Elsa ile yüzleşip ablasının bastırdığı duygularını serbest bırakmasıyla herkesin Elsa’nın sırrını bir kış patlamasıyla öğrendiği an yön değiştiriyor. Elsa, ardında soğuk ve buzlu bir krallık bırakarak Arendelle’den kaçıyor ve en başından beri aradığı özgürlüğe kavuşuyor. “Bu özgürlük aslında filmin müziği için belirleyici an haline geldi,” diyor şarkı yazarı Robert Lopez. ‘Let It Go’ film yapım ekibinin beğendiği ilk şarkıymış. “Bu bizim temel taşımızdı,” diyor Lopez. “Yazabileceğimiz en iyi, en güçlü şarkıyı yazmak istiyorduk çünkü şarkıyı Idina Menzel’in söyleyeceğini – ki kendisi harikalar yaratır – ve seslendirdiği karakter Elsa’nın hayatında destansı bir deneyim yaşıyor olacağını biliyorduk.” Bu şarkı, film yapımcıları tarafından çok beğenilmiş. Hatta o kadar beğenilmiş ki, sahneler üzerinde yeniden düşünmüşler. “’Let It Go’ hepimizin bu filme ait olduğunu düşündüğümüz ilk şarkıydı çünkü Elsa’nın karakterinin şekillenmesine yardım etti,” diyor Lee. “Onun ne hissettiğine dair o kadar dokunaklı ve güçlü bir mesaj veriyor ki, onun o zamanda kendisini nasıl o sarayda bulduğunu göstermek için bu şarkıyı destekleyip kazanmak zorundaydık.” Elsa’nın uzun süredir sakladığı sırrını fark edince Anna işleri düzeltmek için çok büyük önlemler almaya karar veriyor. Elsa’yı bulmak için çıktığı yolculukta bu maceraya katılmayı pek istemeyen dağ adamı Kristoff’tan yardım istiyor. Kristoff ve Anna kötü hava koşullarına, kurtlara ve onları – ve de seyirciyi – gafil avlayan, tuhaf bir biçimde tanıdık gelen kardan adam Olaf’la karşılaşıyorlar. “Elsa, Arendelle’den kaçtıktan sonra,” diyor Lee, “çok uzun zamandır gizlediği sihrini kullanmaya başlıyor. Yarattığı kardan adam, çocukken Anna ile birlikte oynadıkları zamanların tatlı anılarından çıkageliyor. Olaf, o saflığın, masumiyetin ve çocukluk eğlencesini temsil ediyor. Ona bu anlamı yüklediğimiz anda o da havalanıyor. Onda da çocuklardaki gibi bir komiklik var. Dünya onu hiç etkilememiş. Sevgiye karşı korkuyla cebelleşmeyen tek karakter o. O, sevginin kendisi.” Del Vecho’ya göre, Olaf, “Karlar Ülkesi”nin gerçek güzelliğini temsil ediyor. “Bu film ters köşelerle dolu. Seyircinin bir Disney filmin beklediği her şey bu filmde var . Eğlenceli ve duygu yüklü bir film ama aynı zamanda size hiç beklemediğiniz yerlere götürüyor. Bu filmin en sevdiğim yanı bu.”
“KARLAR ÜLKESİ”NDE KİM KİM
Harika Karakterler, Etkileyici Performanslarla Hayata Geçiriliyor ‘“Karlar Ülkesi’nin karakterleri ve onların çeşitli kişilikleri zaman içinde ortaya çıkıyor,” diyor yönetmen Chris Buck. “Bu filmdeki komedi, aksiyon, macera ve duyguya göre karakterlerimizin de çok derin olması gerekiyordu,” diyor. “Sihirli bir dünyada da olsa onların gerçekçi olmalarını, böylece izlyen insanlarla özel bir bağ kurabilmelerini istedik.” “Karlar Ülkesi”nin karakterleri, onları seslendiren çok yetenekli oyuncular tarafından hayata geçirildiler. Görüntü ve performanslarının ardında sürükleyici ve akıllarda kalıcı performanslar sergilemek için çok çalışan, yetenekli ve kreatif bir grup sanatçı ve animasyoncu bulunuyor. Filmin animasyon biriminin başında bulunun Lino DiSalvo, 60’dan fazla animasyoncudan oluşan ekibinin yarattığı performansları geliştirmeye yardım etmeleri için karakterlerin sesleri hariç her şeyi sağlayan oyuncu koçları getirmiş. “Bizim bu filmdeki amacımız çıtayı yükseltmek,” diyor DiSalvo. “Oyunculukta gerçekliği ve inandırıcılığı bulmak istedik. İşimiz bittiğinde seyircinin her bir karakterin ruhunu görmesini istiyoruz.” Oyuncu koçlarının yardımıyla DiSalvo ve ekibi herbir karakterin üzerinde baştan sona çalıştılar. “Karakterler için ’Film başlamadan önceki hali nasıldı? Film süresince nasıl değişiyor? En sonunda nasıl insanlar olacaklar?” diye sorular soruyorduk. Herbir karakterin içini dışını bilmemiz gerekiyordu,” diyor DiSalvo. Geliştirilmiş yüz hileleri sayesinde sanatçılar otantik ve ustaca performanslar çıkardılar. Sanatçılar karakterlerin yüz ifadelerini pek çok yeni yoldan şekillendirip yontabildiler. Birçok durumda da ne kadar az şekil verdilerse o kadar iyi oldu: ifadedeki en ufak bir değişiklik çok büyük bir farklılık yaratabiliyor. “Karlar Ülkesi” animasyonculara daha fazla control gücü verdi. Böylece karakterlerin gözlerinin içindeki düşünceleri ortaya çıkaran mikro ifadeler kullanılabildi. Animasyoncular ayrıca kendileriyle oyunculuğun kritik unsurlarını paylaşan – bir şarkıcının şarkı söylerken ne zaman ve nasıl nefes aldığı gibi – seslendirme sanatçılarıyla da özel toplantılar yapmışlar. Bu, animasyoncuların bu karakterleri daha önce hiç yapılmadığı şekilde hayata geçirmelerine yardımcı olmuş.

Karakterler
Anna ağırbaşlı olmaktan çok cesur bir karakter ve bazen düşünmeden hareket eder. Ama aynı zamanda görüp görebileceğiniz en iyimser ve en şefkatli insandır. Kiz kardeşi Elsa ile yeniden çocukluklarında olduğu gibi yakın olmak ister. Elsa, Arendelle krallığını sonsuz bir kışa mahkum eden sihirli bir sırrı kazara açığa vurunca Anna işleri düzeltmek için tehlikeli bir maceraya atılır. Tek silahı korkusuzluğu olan Anna asla pes etmeyen tavrı ve diğerlerine olan inancıyla hem krallığını hem de ailesini kurtarmaya kararlıdır. “O benim birlikte büyüdüğüm birçok kız çocuğunun temsili,” diyor yönetmen Jennifer Lee, Anna için. “Onu bugünün gerçek dişi kahramanı olarak görebiliriz. Güçlü ve korkusuz biri – kendi çapında – ama gizli kusurları da var. Kusursuz değil ve onun bu özelliğine bayılıyorum. Bir karakter olarak hikaye boyunca evriliyor, olmak istediği kişi haline geliyor: güçlü ama kendine has mizah anlayışıyla eğlenceli biri.” Lee, Kristen Bell’e bu karakteri çok doğal bir biçimde hayata geçirdiği için saygı duyuyor. “Kristen’in sahip olduğu sıcaklık ve mizah duygusu Anna’yla oldukça ilişkilendirilebilir.” “Anna biraz tuhaf,” diyor Bell. “Çok şapşal ve kolayca heyecanlanıyor. Sık sık düşünmeden konuşuyor. Sizin beklediğinizden biraz daha “insan” bence.”
Anna’nın çizimini yöneten animasyon süpervizörü Becky Bresee, oldukça insanı performanslara ulaşabildiği, sık sık kullandığı bir aracı kullanmış: kendisini. “Küçük resimler çizmek yerine ben bir sahneyi oynarken kendi videomu çekiyorum. Tam istediğim gibi bir performans sergilediğimden emin olana kadar kendimi onlarca kez kayda alıyorum. Gerçi her zaman çektiğim ilk görüntüye dönüyorum çünkü en dürüst olanı o oluyor.” Yapımcı Peter Del Vecho, “Karlar Ülkesi”nde kullanılan, animasyoncuların oyunculukta gerçekliği yakalamalarını sağlayan ileri yüz ifadesi tekniklerine şapka çıkarıyor. “Anna’nın Hans ile karşılaştığı basit bir sahne var,” diyor Del Vecho. “O sahnenin sonunda Anna hiç kıpırdamadan dönüp Hans’a bakıyor. Aşık olduğu çok belli oluyor. İç çekiyor, ki bu genelde herkesi kahkahaya boğar çünkü ne düşündüğünü bilirler. Her filmde bu animasyon teknolojisini biraz daha geliştiriyoruz.”
Dışarıdan bakıldığında Elsa özgüvenli, gösterişli, ketum gibi görünür ama aslında büyük bir sırla mücadele ettiği için korku içinde yaşar. O, buz ve kar yaratmak gücüyle dünyaya gelmiştir. Bu güzel bir yetenektir ama aynı zamanda çok da tehlikelidir. Sihri, küçük kız kardeşi Anna’yı öldürmenin eşiğinden döndüğünden beri Elsa kendi içine kapanmıştır. Her anını giderek büyüyen güçlerini bastırmak için çabalayarak geçirir. Bastırdığı duyguları sihri tetikler ve kazara engel olamadığı sonsuz bir kış başlatır. Giderek canavarlaşmaktan ve hiç kimsenin, kız kardeşinin bile ona yardım edememesinden korkar. Idina Menzel, diğer türlü soğuk bir karakter olabilecek olan Elsa’ya bir sıcaklık ve sevilebilirlik katmış. “Idina’nn sesinde bir kırılganlık hissi var,” diyor Buck. “Çok güçlü bir karakteri oynuyor ama bu kişi aynı zamanda korku içinde yaşıyor. Bu yüzden bu karakterin her iki yönünü de ortaya çıkarabilecek birine ihtiyacımız vardı ve Idina muheşemdi.” Menzel, karakterini benzersiz bulduğunu söylüyor. “Elsa, Kar Kraliçesi. Kolaylıkla kötü bir karakter olarak algılanabilir ama aslında öyle biri değil. Aşırı derecede karmaşık ve yanlış anlaşılmış biri. Aslında başkalarına zarar vermemek için kendini yuvasından sürgün ediyor ve bunun karşılığında aslında olduğu kişiyi ortaya çıkarmanın özgürlüğünü yakalıyor.” Bu özgürlüğün kutlanması “Let It Go” adlı şarkıyla belirtiliyor ve karakter hem içsel hem de dış görünüş olarak büyük bir dönüşüm geçiriyor. “’Let It Go’dan önce,” diyor tasarım süpervizörü Bill Schwab, “Elsa’nın ağzı var dili yok gibi. Saçları toplu, her şey kusursuz. Şarkı boyunca kendine kendi gibi olmak için izin veriyor ve her şey değişiyor. Saçlarını açıyor, sihirli bir elbise giyiyor. Yapayalnız olsa da sonunda özgür kalıyor.” Senaryonun başındaki isim Paul Briggs’e göre Elsa’nın yeni bulduğu özgürlüğü – ve bunun sonucunda Anna’nın çıktığı yolculuk – filmin ana temalarından birini ortaya çıkarıyor: aile. “Sırrı ortaya çıktığında Elsa’nın yanında olmasına en çok ihtiyaç duyduğu kişi kız kardeşi,” diyor Briggs. “Bu hikayeyi bu kadar güçlü kılan şey aile bağının gücü çünkü güçlerinden öte onunla ilgilenen ve gerekirse tüm dünyaya karşı ona siper almak isteyen kişi onun kardeşi. Bunun olabilmesi için bir yol bulması gerekiyor.”
KRISTOFF tam bir doğa insanıdır. Dağların tepelerinde yaşar ve buz toplayıp Arendelle krallığına satar. Kaba saba bir adam olan Kristoff güçlü, mantıklı ve kendi kurallarına göre yaşayan biridir. Yalnızlığı sever gibi görünür ama en iyi arkadaşını yanından hiç ayırmaz: sadık ve aşırı derecede uyuz olan Sven adlı ren geyiği.
Jonathan Groff’un seslendirdiği Kristoff, iyi anlamda birkaç kaş kaldırtmayı vaat ediyor. “Kristoff ilginç bir adam çünkü pek fazla sosyal meziyeti yok ve insanlarla arası pek iyi değil, “ diyor Groff. “Ama yine de çekici. Sadece öekici olduğunun farkında değil çünkü çok uzun zamandır yalnız.” “Tipik olmayan bir Disney kahramanı fikri hoşumuza gitti,” diyor Buck. “O sıradan bir adam. Dağınık, kirli ve beklenmedik biri. Arendelle’in dışında, dağlarda yaşıyor ve en yakın arkadaşı Sven adındaki bir ren geyiği.” “Kristoff bu hikaye için çok önemli çünkü Anna’nın bakış açısına meydan okumakta onun için hiçbir sorun yok,” diyor Lee. “O, Anna’ya muhalefet ettiğinde bile insanlara onu sevdirebilecek birine, Jonathan gibi birine ihtiyacımız vardı. Jonathan’ın da o sesi…” “Herkes ona aşık oldu,” diye ekliyor Buck. “Bu karaktere sevilesi bir çekicilik kattı. Ço uyumlu, çok sıradan bir adam.”
Schwab’a göre Kristoff’un dış görünüşü – tıpkı filmin mekanı gibi – Norveç’ten esinlenilmiş. “Onun bir dağ adamı olduğunu biliyorduk – uzaklarda yaşayan, sıradışı bir adam,” diyor Schwab. “Böylece Norveç’teki Sami kültürüne yöneldik ve kostümler açısından oradan çok faydalandık.” “Pek de ince olmayan bir adam olmasını istedik,” diye sürdürüyor sözlerini Schwab. “Aynı zamanda destancı bir yolculuğa birlikte çıkmak isteyeceğiniz, çok güçlü bir adam.” Bir Labrador kalbine sahip olan ren geyiği Sven, Kristoff’un sadık dostudur. Kızak çeker ve vicdanlıdır. Sven, dağ adamı olan asi arkadaşınıtanır ve sever ve onun her dediğini ses çıkarmadan yapar. Genelde birkaç vurgulu homurtuyla derdini anlatır. Kristoff, Sven ile konuşurken kullanmayı çok sevdiği o ren geyiği sesinden (sanki ren geyikleri gerçekten öyle konuşuyormuş gibi) bir vazgeçse hayat bayram olacaktır. “Sven, çok sevimli, bir Labrador köpeğinin 270 kiloluk hali,” diyor DiSalvo. “Studio’ya gerçek bir ren geyiği getirttik. Ren geyiği gelince, ren geyiklerinin bazen pek bir şey yapmadıklarını fark ettik. Biz de Sven ile dalga geçmeye karar verdik. Kristoff ne zaman Sven’in sesini yapsa, Kristoff’un söylediklerini Sven’in yüz ifadesiyle taklit ettirdik.”
DiSalvo, sanatçıların ziyarete gelen ren geyiğinin daha sonra Sven’i tasarlarken karikatürize ettikleri fiziksel makyajı ve davranışları üzerinde çalışma fırsatı bulduklarını söylüyor. Bu ren geyiği, kulağındaki bir kaşıntı için bir kopek gibi siyah bacaklarını kullanması için aynı zamanda beklenmedik bir teknolojiyi de tanıtmış oldu. Sven daha sonra kesik kesik soluma alışkanlığının yanısıra, film yapımcılarının Alaskalı bir ren geyiğinin videosunda gözlemledikleri bu tekniği de aldı. Sven elbette Kristoff’un ona Anna’yla tanışmasının ardından söylediği “Reindeer(s) Are Better Than People” ninnisinin de ilham kaynağı.
HANS, Arendelle’e Elsa’nın taç giyme töreni için gelen komşu bir krallığın kraliyet ailesinin yakışıklı üyesidir. 12 tane ağabeyi olduğu için Hans görünmez olduğunu hissederek büyümüştür. Tıpkı Anna gibi. Hans zeki, itaatkar ve centilmendir.Elsa’nın aksine Hans, Anna’yı asla bırakmayacağına söz verir.Belki de onun yıllardır beklediği aşk kendisidir. Anna’nın talibini Santino Fontana seslendiriyor. “Hans’ın iyi bir mizah anlayışı var,” diyor Fontana. “Biraz tuhaf biri ama iyi anlamda. Yani, Anna’ya uygun biri. Birbirlerini mükemmel bir zamanda buluyorlar çünkü ikisinin de o an kendilerine “Sen iyisin” diyecek birine ihtiyaçları var. Andersen-Lopez ve Lopez, Hans ve Anna arasındaki kıvılcımı göstermek için “Love Is an Open Door” adlı şarkıyı yapmışlar. “Bu şarkı Anna’nın neden sadece bir gündür tanıdığı biriyle evlenmek için acele ettiğini anlatıyor,” diyor Anderson-Lopez. “Hayatı boyunca yüzüne kapılar kapanırsa ve o gece bir kapı açılırsa o da bu kapıdan mümkün olduğunca hızlı bir biçimde içeri girmeye çalışacak çünkü çok uzun zamandır sevgiye aç.” Lopez şöyle ekliyor: “Sadece neden bu kadar acele bir karar verdiğini anlamak zorunda kalmıyorsunuz. Aynı zamanda onun bu kararına katılmanız da gerekiyor. Seyircinin “Evet, Hans harika biri. Onunla evlensin” demesini istiyoruz. Bu yüzden bu şarkı bu kadar neşeli ve mutlu.” Onun adı Olaf ve Olaf sıcak kucaklamalardan hoşlanır. Elsa’nın sihirli güçlerinden ortaya çıkan Olaf, Arendelle dağlarının en arkadaş canlısı kardan adamıdır. Onun masumiyeti, dışa dönük karakteri ve sıradışı kendini iyi ve pek de iyi olmayan zamanlarda eritebilme yeteneği tuhaf ama gülünç anlar yaşatır. Ayrıca dünyanın gerçekleşmesi en mümkün olmayan hayaline sahiptir ama bilmediği şey onu eritmez. Yoksa eritir mi? Bu dost canlısı kardan adamı Josh Gad seslendiriyor. “Teknik olarak sahip olmasa da, Olaf’ın kalbi dünyanın en iyi kalbi,” diyor Gad. “Sevmek için yaşıyor. Bulduğu bu yeni arkadaşları Anna, Kristoff ve Sven’i gerçekten çok önemsiyor. Hayatında ilk kez bir aile deneyimi yaşamanın getirdiği mutluluk, bu filmde seyircinin arasında en çok bağ kuracağı gerçek.” “Olaf, gelişim sürecinde pek çok yinemelerden geçiyor,” diyor Lee. “Onda büyük bir potansiyel var. “Bir kardan adam nasıl düşünür?” diye sorar sormaz bu karakteri bulduk. Olaf’ı ergenlik öncesi çağında – belki 12 yaşında- şakacı, açık sözlü, küçük bir çocuktan daha karmaşık ama yine de masum bir çocuk olarak yazmaya başladım. Sonra Josh Gad geldi ve Anna ile Kristoff’un onunla ilk kez karşılaştıkları sahnede bu karakterle oynamaya karar verdik. Fikirler üretmeye ve Olaf’ın aslında kim olduğunu keşfetmeye başladık. Mükemmeldi. O sahneyi ikinci kez kaydetmedik.“ Olaf’ın onu hiç çaba harcamadan komik yapan dokunaklı ve duygusal bir yanı var,” diye sürdüyor sözlerini Lee. “Bence bunu Josh’tan başka kimse yapamazdı.” “Biz karakterlerin ve durumların içindeki komedi ve dramı gerçeğe dayandırmak istedik,” diye ekliyor yapımcı Peter Del Vecho. “Olaf, bu filmdeki en komik karakterlerden biri ama aynı zamanda dünyaya çok masum bir yaklaşımı var ve bu sayede insanın doğrudan içine işleyen şeyler söyleyebiliyor.”
Film yapımcıları, Olaf’ın bir kardan adam olarak yapabileceklerinden sonuna kadar yararlanmayı umut etmişler. Bu nedenle karakteri yapı bozumuna uğratmak ve yeniden inşa etmek için animasyon sürecinin bir parçası olarak teknoloji ekibinden Spaces denen bir yazılım yaratmalarını istemişler. “Animasyon ekibi için Olaf devasa bir oyuncak kutusu gibiydi,” diyor Buck. “Dağılabilen ve farklı biçimde yeniden bir araya gelebilen üç top kardan oluşuyor. Gözleri hareket edebiliyor, burnu içine kaçıp, dışarı çıkabiliyor, düşebiliyor. Yapıştırılan kolları çıkabiliyor. Animasyoncular onunla istediklerini yapabilirdiler.” Olaf’ın dış görüntüsünü geliştiren bir diğer teknolojik gelişme Flourish adı verilen kişiye özel bir yazılım olmuş. Bu program sayesinde sanatçılar kolayca fazladan bir hareket ekleyebiliyorlar. Olaf’ın kafasının üzerindeki dalların hafifçe sallanmaları gibi.
Weselton Dükü dış görünüşündeki eksikliği ukalalıkla ve gösteriş yaparak telafi eder. Yeni kraliçeyle yakınlaşmakta kararlı davranır—ta ki Elsa’nın sihirli sırrı ortaya çıkana kadar. Sonra Elsa’ya canavar diyen ilk kişi o olur ve krallığını ona karşı kışkırtmaya çalışır. Arendelle’in ticari kaynaklarını sömürmek için elinden geleni yapar.
“Dük kendine bir izleyici istiyor,” diyor karakteri seslendiren Alan Tudyk. “O bölgenin diğer erkanıyla birlikte Elsa’nın taç giyme törenine geliyor ve Elsa fiyordu dondurunca kendini orada hapsolmuş buluyor. Tüm krallık için panic düğmesine basıyor.” “İzlemekten hoşlanacağınız bir insan çünkü ona karşı durmak eğlenceli bir şey,” diyor DiSalvo. “Dışarıdan bakıldığında zararsız biri ama hastalıklı niyetleri var. Onu ortalama bir kötüden daha korkunç kılan iki yüzü var.” DiSalvo ve ekibi, Dük’ün dans sahnesi için kendilerinden referans almışlar. “Çok saçma dans hareketleri yaparken bir yandan da Anna hakkında bilgi edinmeye çalışıyor,” diyor DiSalvo. “Fiziksel komedide çok iyi olan animasyoncularımız var. Bu sahnedeki dans için referans olarak kendi videolarını çektiler. Animasyondaki sahnenin yanında o video görüntüsünü izlemek çok komik oluyor. Dansta kötü olasalar da bu ekip çok yetenekli. Harikalar.”
PABBIE, Dünya daha oluşum sürecindeyken bir yanardağ kayasından doğmuş. Her şeyi görmüş geçirmiş ve her şeyi biliyor. Özellikle de sihir konusunda çok açıkgöz. Sihirle ilgili bir probleminiz varsa, çözümü Pabbie’dedir. O bir şifa kaynağı, bir kahin ve bir ressam. En büyük eseri çoğu gece Kuzey’in semalarında görülebilir. Adı da Kuzey Işıkları. Lee’ye göre Pabbie ve diğer troller Hans Christian Andersen’ın masalından çıkmışlar. “Bizim trollerimiz “Kar Kraliçesi”ndekilerden çok daha hayırseverler,” diyor. “Ama yaptığımız şeyin sadece bu mistik karakterleri hikayeye dahil etmek değil aynı zamanda Norve. folklorüne saygı göstermek olması bizim için önemliydi. İskandinav kültürünü ve trollerin onların hikayelerindeki önemini anlamamıza yardımcı olmaları için uzmanlar getirttik.” Ancak bulunmak istedikleri zaman Yaşayan Kaya Vadisi’nde bulunabilen kadim yaratıklar olan trollerin reisi olan Pabbie’yi Ciarán Hinds seslendiriyor. Troller, minerallerin efendisi ve gece semalarına teslim olan yaratıklardır. Aynı zamanda buyurgan, gürültücü, işgüzar, uygunsuz ve ağır, çok ağırlardır. Ama iyi niyetli ve sevecendirler.
Marshmallow Elsa’nın güçleriyle meydana gelen muazzam bir kardan adamdır. Onun buzdan sarayına yaklaşan işgalcileri uzaklaştırmakla görevli, gaddar bir fedai olarak görev yapar. Bu kötü huylu beyaz canavar pek konuşmaz ama yumrukları çok güçlüdür. Schwab’a göre Marsmallow’un görüntüsü zor bir işmiş. “Çalışmaya basit bir kardan adamla başladık. Üç toptan oluşan bir kardan adamla,” diyor Schwab. “Korkunç bir şey tasarlamaya çalıştık ama orijinal tasarım bu öfkeli halle pek örtüşmüyordu. Bir ara yerden çıkan, şekil değiştirebilen kardan bir yaratıktı. Buzdan zırhla biraz oynadık. Bir süre yer altında seyahat etti. En sonunda onun, üzerinde kar yığınları olan buzdan bir canavar olması fikri ortaya çıktı. O, karla kaplanmış kocaman bir iskelet. Nedense böylesi çok daha korkunç görünüyor.”
Oaken, “Wandering Oaken’s Trading Post and Sauna”nın işletmecisidir. Fakat Elsa’nın büyük kar fırtınası temmuz ortasında gerçekleşince ona da yazın para kazanmak için fırsat doğar. Onunla iş yapacaklar, dikkat: iyi niyetli ve yardımsever biri olmasına rağmen ona karşı çıkarsanız size mütevazı işletmesinden derhal kovar. “Oaken çok tatlı biri,” dyor Schwab. “2 metre 10 santimetre boyunda, yaklaşık 160 kilo ağırlığında biri ama kasada otururken böyle olduğunu anlayamıyorsunuz. Onun parlak mavi gözlü, alışveriş merkezinde gördüğüm bir şeyden ilham aldığım komik bir Noel kazağı giyen – yani modayı takip eden- komik, tatlı, iyi huylu bir adam olmasını istedik.
FİLM YAPIMCILARI EPİK MACERA İÇİN SAHNE KURUYORLAR
Araştırma ve Birinci Sınıf Teknoloji “Karlar Ülkesi” için Biraraya Geliyor
“Karlar Ülkesi”nun senaryosu kar ve buzla dolu, fiyordların ve dağların olduğu etkileyici bir mekan gerektiriyormuş. Film yapımcıları, Hans Christian Andersen’in İskandinavya’da geçen masalından ilham almışlar. Prodüksiyon ekibi, bir fiyordun üzerinde duran ve ahşap kilise gibi klasik Norveç mimarisinden öğeler barındıran kurgusal Arendelle krallığı için Norveç’e yaptıkları geniş kapsamlı geziden referans almışlar. O sarp kayalar, görkemli arkaplan Anna ve Kristen’in yolculuğu için kusursuz bir mekan oluşturmuş.
Aldıkları ilham mekanın da ötesine geçerek karakterlerin dış görünüşünü, kostümlerini, ulusal kıyafetler içinde keşfedilen ihtişamlı detayları ve aynı zamanda örgülü saç stillerini de etkilemiş. Geniş kapsamlı bir araştırma yapılmış ve “Karlar Ülkesi” ekibinin üyeleri, hem inandırıcı hem de ilham verici bir dünya tasarlamak için uzmanlara danışmışlar. Kardan, buzdan, Anna ve Elsa’nın saç örgülerine kadar pek çok unsur görüntüleri son hallerine getirebilmek için önemli teknolojik yenilikler gerektirmiş.
Mekan
“Bu bir anlamda bir yol filmi, bu yüzden mekan ve hikaye iç içeler,” diyor yönetmen Chris Buck. “Akıl danıştığım ilk insanlardan biri Eric Larson isimli bir adamdı. Walt Disney’in Dokuz Yaşlı Adam’ından biri. Eric her zaman şöyle dedi: “Gerçek bir dünya yaratmak zorunda değiliz ama inandırıcı bir dünya yaratmak zorundayız.” Bizim mekanımız Norveç’in bir taklidi olmayacaktı. Oraya göndermeler yapmak istiyorduk ama kendi mekanımızı yarat”tık. Seyirciye çok tanıdık gelecek ve karakterleri mantıklı bir zemine oturtacak. Sanat yönetmeni Mike Giaimo bu film üzerinde çalışmaya başladığında ilk araştırmaları arasında İskandinav ülkeleri ve kültürleri üzerine yazılan kitapları taramak ve hatta Kaliforniya, Solvang’ı gezmeye gitmek varmış. Çalışmalarının bu ilk evresinde spesifik ayarlamaları düşünmeden beğendiği görselleri belirlemiş. Fakat Solvang’a gidip geldikten sonra Giaimo bir bölgede yoğunlaşma zamanının geldiğine karar vermiş. “Başlangıç noktası olarak bir kültürü ya da bir yeri benimsemek genellikle o işin sonucuna kesinlikle bir doğruluk katıyor,” diyor. “Hoşuma giden tüm görsellere yeniden bakmaya başladığımda çok ilginç gelmişti çünkü görsellerin yüzde sekseni Norveç’e aitti.” “Gelecek nesillerin hemen tanıyacakları, büyüleyici ve dinamik bir ortama sahip olan samimi bir dünya yaratmak istedik,” diyor Giaimo. “Norveç bize daha önce hiç bilmediğimiz bir kültürel arka plan sundu ve biz de “Bu muhteşem doğal ortamı, mimariyi ve yerel kostümleri estetikle birleştirmek harika olmazla mı?” diye düşündük. Klasik bir Disney filminden bir yer gibi görünüyor ama aslında tamamıyla yeni.“ Giaimo ve ekibi, atmosferi solumak, mimarisine bakmak ve yerel kültürünü, mitolojisini araştırmak ve kurgusal krallık Arendelle için doğadan ilham almak amacıyla Norveç’e gitmişler. Arabalar, trenler ve teknelerle hisarları, kaleleri, mağazaları, katedralleri, fiyordları ve buzulları gezdiler. Arendelle kalesi için ilham almak amacıyla ekip Oslo’nun ortaçağdan kalma Akershus Kalesi’ne ve İskandinavya’nın en büyük ahşap binalarından biri olan, Trondheim şehrindeki Stiftsgården Royal Palace’ı ziyaret etti. Sanatçılar, Norveç’in en uzun fiyordu olan, 205 kilometre uzunluğundaki Geirangerfjord ve Sognefjord’da tekne turuna çıktılar. Fiyordlar, Norveç coğrafyasının çok iyi bilinen manzaralarıdır. Hatta Geirangerfjord ve the Nærøyfjord, UNESCO Dünya Mirası listesindedirler. Filmin nasıl bir şey olacağı konusunda zihinlerinde net bir görüntü beliren film yapımcıları bunu gerçekleştirmenin yollarını aramaya başlamışlar. Kilit görevlerden biri de kar yağdırmakmış.
Kar yağsın!
“Kar Kraliçesi” adlı bir masaldan esinlenilen bir film olarak film yapımcıları en başından beri “Karlar Ülkesi”nde bir kış ortamı olacağını biliyorlarmış. Bu, yönetmen Chris Buck’ı bu projeye ilk çeken faktörlerden biriymiş. “Bu hikaye bize seyirciye sadece izleyip eğlendikleri bir filmden daha fazlasını, hissedebilecekleri bir mekan, gitmek isteyecekleri, o karakterlerle birlikte yaşamak isteyecekleri bir mekan verme fırsatını sağladı.” “Karlı ve buzlu bir arka plan bir yandan bize her şeti mümkün kılan o güzel alanı sağlarken,” diyor Buck, “bir yandan da bunu doğru düzgün yapmak, inandırıcı kılmak, gerçek bir zemine oturtmak ve sonra da sihirli bir hale getirmek çok zor bir işti.”
Böylece Walt Disney Animation Studios ekibi – teknoloji biriminden sanat yönetmenliğine, animasyondan özel efektlere kadar – gerçek anlamda nasıl kar yağdıracaklarını öğrenmek zorundaymış. İlk zorlu görevler arasında karın çeşitli yüzeylerinin görüntülerini – ıslak kar, pofuduk kar – ve ayaklar ya da kumaşlarla temasa geçtiğinde karda oluşan tepkimeleri doğru vermek varmış. Yazılım baş mühendisi Andrew Selle’e göre “Karlar Ülkesi”nde kara ana karakter muamelesi yapılmış ve özel ilgi gösterilmiş. “’Kar nasıl davranır ve en önemli özellikleri nelerdir?” diye sorduk,” diyor Selle. “O bir sıvı değil. Tam olarak katı da değil. Dağılan bir şey. Sıkıştırılarak kar topu da olabiliyor. Bütün bu farklı efektleri aynı anda yakalamak çok zor. Bu yüzden bu işi bizim için yapacak bir simulatöre ihtiyaç duyduk. Matterhorn adında bir kar çözücü teknoloji geliştirdik.” Bu araç özellikle karakterler karın içinden yürürken çok yararlı olmuş. Karın her bir adıma doğal olarak tepki vermesini garantilemiş. “Onu birkaç sahnede kullanacağımızı düşünüyorduk,” diyor efekt süpervizörü Dale Mayeda. “Fakat sonuçlar harika olunca tüm yapım boyunca kullandık.” Mayeda ve arkadaşı olan efekt süpervizörü Marlon West derin kar görmek için Jackson Hole Wyo.’ya giden sanatçı ekibinin içindeymişler. Adımlarının etkisiyle oluşn tepkimeyi görmek, karın kumaşlarla nasıl bir etkileşim içinde olduğunu anlamak için çeşitli kıyafetler giymişler. Bunların arasında uzun etekler de varmış. “Bileğe, dize, bele kadar karın için yürüyen karakterlerimiz var,” diyor West. “Bu yüzden karın nasıl görünmesi ve hissedilmesi gerektiğini anlamak için gereken şey etek giymekse onu da yapmaya razıydık.” Daha sığ kar için de Snow Butcher denen özel bir araç geliştirilmiş. Bu, sanatçıların karda ayak izi yapmalarına ve karın içinden ağır ağır yürürken kenarlarda biriken karları göstermelerine yardımcı olmuş. Film yapımcıları aynı zamanda yaptıkları animasyonun otantikliğini garanti altına almak için kar uzmanlarına da danışmışlar. Kar taneleri ve nasıl oluştukları hakkındaki engine bilgisinden yararlanmak için Cal Tech’ten Dr. Ken Libbrecht’i çağırmışlar. Kontrollü bir ortamda kar taneleri oluşturan ve gelişme aşamalarını videoya kaydeden Libbrecht nem ve diğer koşulların dallanma ve kaplama süreçlerini nasıl etkilediğini, bu nedenle de hiçbir kar tanesinin bir diğerinin aynısı olmadığını anlatmış. Onun uzmanlığı film yapımcılarının “Karlar Ülkesi” için 2000 adet benzersiz kar tanesi şekli geliştirmelerine yardımcı olmuş. Ayrıca Elsa’nın buzdan sarayını tasarlarken dallanma ve kaplama bağlamını geliştirmişler.
Buz Ev
Film yapımcıları en başından beri Elsa’nın gizli güçleri ortaya çıkınca onun bu sihri kullanarak buzdan bir saray yapacağını biliyorlarmış. “Prodüksiyon ekibinden birkaç kişiyi ışığın nasıl yansıdığını ve kar ve buzun üzerinde nasıl kırıldığını görmeleri için Quebec City’de bir Buz Otel’e gönderdik,” diyor yapımcı Peter Del Vecho.
Her yıl yeniden inşa edilden ve dört ayakta kalan bu yapı 15 bin ton kar ve 500 bin ton buzdan yapılıyor. Duvarların bazıları 120 santimetre kalınlığında. “Soğuk,” diyor oteli ziyaret eden Buck. “Güneşin buzun üzerinde kırılışını izlemek inanılmazdı. O an Elsa’nın sarayının göz kamaştırıcı olacağını anladık.” Ama kolay olmamış. “Elsa’nın sarayını inşa ettiği tek bir sahne için 50 kişi bu teknoloji üzerinde çalıştı,” diyor Lee. “O sahne o kadar karmaşık ki, tek bir kareyi resmetmek 30 saat sürdü. Bu, bu ekibin bu film için ne kadar çok çalıştığının harika bir örneği. Film de bunu belli ediyor zaten. Çok güzel oldu.” Bu sahne için özel ışıklandırma ve sarayın gerçekten Elsa’nın sihirli hareketleriyle oluştuğunu gösteren bir koreografi gerekmiş. “Buzu inandırıcı kılmak, görüntüsünü cam ya da plastikten farklı kılmak çok zor bir iş,” diyor sinematografi yönetmeni Mohit Kallianpur. “Buz, içinden çok fazla ışığın geçtiği ve kırıldığı oldukça yansıtıcı bir düzlem ve bu yüzden bulduğumuz yeni tekniklerin yanısıra hiç olmadığı kadar çok ışın izleme kullanmak zorunda kaldık.” “Karlar Ülkesi” için sanatçıların daha doğal bir görüntü elde etmek adına buza kırağı gibi dokuları uygulamalarını mümkün kılan yeni gölgelendiriciler tasarlanmış. Aynı zamanda sanatçıların buzun görüntüsünü daha kolayca –tek bir sahne içinde net halinden donmuş haline ve yeniden net haline- değiştirmelerini sağlayan değiştirici denen aletler yapmışlar. “Bu filmin kapsamı ve skalası devasa,” diyoe Kallianpur. “Karakterlerin sayısından kostümlerin sayısına ve her bir karakterin saç stili değilişikliklerine kadar eşi benzeri görülmemiş bir yapım.”
Herkes Giyinmiş
Giaimo ve ekibi, Noveç “bunad”ından – ince ayrıntılara ve renkli tasarımlara sahip geleneksel halk kostümlerinden ilham almışlar. Çok detaylı ve katmanlı kıyafetler için bazı teknik hazırlıklar gerekmiş. Katmanlar CG sürecinde kolayca anlaşılmıyor. Bu yüzden kostümlerin görüntüsünde ve hareketindeki otantikliği garanti etmek için kostümleri farklı bir biçimde tasarlamak için bazı geliştirmeler gerçekleştirildi. Bu filmde, bu filmden önceki bütün Walt Disney Animation Studios’un animasyon filmlerinin toplamında kullanılanın iki katı kadar kumaş hilesi kullanılmış. Sonuç, her bir karakter için (arka plan karakterleri de dahil) çok daha sofistike, dinamik ve gerçekçi kıyafetler olmuş. Buna ek olarak, film yapımcıları “Karlar Ülkesi”ndeki kostümleri yaparken dijital desen yapıcı teknikler kullanmışlar ve kostümlerin gerçek bir aksiyon filminde hareket ettikleri gibi hareket etmelerini sağlamak için gerçek hayattaki özellikleri taşıyan kumaşlar tasarlamışlar. Sanatçılar Norveç’in zengin kültüründen ilham aldıkları geleneksel tarzla kendi sihirlerini karıştırabilmişler. “Norveç kıyafetlerinin otantikliğiyle Hollywood ışıltısını biraraya getirip tamamen kendimize ait olan bir tarz yarattık,” diyor Giaimo. Örneğin, Norveç tarihi boyunca rastlanan bir dekoratif halk sanatı olan “rosemaling”e film boyunca rastlanıyor – kıyafetlerde, mimaride ve hatta Elsa’nın sihrinde ve yarattığı buzdan şeylerde. Ama Giaimo için ışıltı kategorisinde bir numara Elsa’nın Kar Kraliçesi kostümü. “Muhtemelen filmdeki en göz alıcı kıyafet ve belki animasyonda yapılan en çarpıcı elbise.” “Tasarlaması büyük bir zor görev olan kostümler pek çok değişiklik geçirdiler,” diyor sanat yönetmeni. En önemli detay da –güya- 3,6 metre uzunluğundaki pelerine. “Buz kristallerinden yapılmış, tarifi zor bir pelerin,” diyor Giaimo. “Arkasında daha küçük kar taneleriyle bezenmiş onun imzası olan büyük kar taneleri var.”
Saçlar
“Karlar Ülkesi”ndeki karakterlere Norveç kültüründen esinlenilen geleneksel saç modelleri uygulanmış. Saç örgüleri ve kullanılan çok çeşitli saç modelleri, prodüksiyon ekibini zorlamış.
Sıra Elsa’nın Arendelle’den kaçtıktan sonra kazandığı cesaretine geldiğinde film yapımcıları Güney Kaliforniya’da olmalarının avantajını kullanmışlar. Ünlülerin saç stilisti Danilo, Burbank stüdyolarına gelerek birçok çeşitli saç modeli denemiş ve sonunda Elsa’nın dikkat çekici saç modelini bulmuş. 420 bin adet saç teliyle Elsa, normal bir insanın dört katı kadar saça sahip. (“Karmakarışık”taki meşhur Rapunzel’in 27 bin adet upuzun saçı vardı.) Elsa ve Anna’nın daha geleneksel olan saç stilleri için daha da fazla kaynak gerekmiş. Saç konusunda Walt Disney Animation Studios’u en çok zorlayan film “Karmakarışık” gibi görünse de “Karlar Ülkesi” saç işini başka bir boyuta taşımış. Tonic adı verilen bir program (üst düzey yazılım mühendisi Brian Whited – Disney’in Oscar ödüllü kısa filmi “Paperman”in yapılmasını mümkün kılan Meander yazılımının yaratıcısı – tarafından yaratıldı) adı verilen bir program geliştirildi. Bu program sanatçıların saçı karakterin kafasında gruplamalarına ve istedikleri yönlere yönlendirmelerine yardımcı oldu. “Tonic tasarlanıp çalıştığında saçları hazırlayan dış görünüş sanatçılarımız Elsa’nın detaylı saç örgüleri gibi zor bir tasarımı birkaç gün içinde yaptılar,” diyor karakter animasyonu süpervizörü Frank Hanner. “Tonic olmasaydı bunu yapmak birkaç hafta sürerdi.”
Saçın hacme dayalı heykelsi temsili, ana karakterlerin dış görünüşlerini culture uygun şekilde stylize etmek için çok önemliymiş. Var olan tarak/fırça tekniği saç örgülerinde işe yaramazmış. Tonic sayesinde sanatçılar saç tutamlarını itip çekebilmişler. Bu hem örgülü hem de diğer saçlarda (Anna’nın filmin başındaki yataktan kalktığı saç şekli gibi) etkili olmuş. Fakat film yapımcıları Tonic’i sadece filmin kadın karakterlerine ayırmamışlar. Aynı zamanda kurtların ve atların sahnelerinde de kullanmışlar. Hatta Sven’in tüylü boynundaki kıllar için de Tonic’ten yararlanılmış.
“KARLAR ÜLKESİ” MÜZİĞİ YÜKSELİYOR
Bestekar Christophe Beck, Lopez’in Yazdığı Sözler için
Beste Yapıyor
Çeşitli yetenekleri, Oscar ödüllü “Paperman” ve “Hangover” üçlemesinin de aralarında bulunduğu işlerle kanıtlanan bestekar Christophe Beck, “Karlar Ülkesi” için destancı bir müzik yaptı. “Disney’deki insanlar müziğe gerçekten değer veriyorlar,” diyor Beck. “Animasyonda aksiyon filmlerine nazaran müzik çok daha hikayeyle iç içe. Duyguyu seyirciye aktarma anlarında müzik önemli bir işlev görüyor.” Beck’in müziği, Kristen Anderson-Lopez ile Robert Lopez’in yazdıkları, “Frozen Heart”, “Do You Want to Build a Snowman?”, “For the First Time in Forever,” “Love Is an Open Door,” “Let It Go,” “Reindeer(s) Are Better Than People,” “In Summer” ve “Fixer Upper”ın da aralarında bulunduğu sekiz orijinal şarkıyı bütünlüyor. Beck, Norveç’ten esinlenilen mekana saygı göstererek “bukkehorn” gibi yöresel enstrümanlara ve geleneksel bir çobanın sürüye seslenişi olan “kulning” gibi yöresel vokal tekniklerine yer vermiş. “’Karlar Ülkesi’nde,” diyor, “buzlu, karlı görüntülerden oluşan, anımsatıcı bir mekandan yararlandık. Bu bölge bize daha önce hiç duymadığım – o bölge dışında yaşayanların da duyduğunu sanmadığım – pek çok harika ve ilgi çekici sesi keşfetme olanağı tanıdı.” Film yapımcıları, Elsa’nın taç giyme sahnesi için yazılmış bir Old Norse şarkısının sözlerinde yardımcı olması için bir Norveçce linguisti tutmuşlar. Ekip, geleneksel Norveç müziğinden esinlenen bir şarkıdaki hepsi kadınlardan oluşan Cantus korosunun kayıtları için Norveç’e bile gitmiş. “Christophe, çok özel sesler ve şarkılara saygı duyan, hikaye anlatımını geliştiren olağanüstü bir müzik diliyle bu dünyaya bir otantiklik katmanı getirdi,” diyor yönetmen Jennifer Lee. Filmin müziği aralarında kırsal kesimde büyüdüğü için “kulning” yeteneği gelişmiş olan Norveçli Christine Hals’ın da bulunduğu 32 vokalisti olan 80 parçalı bir orkestra tarafından kaydedildi. Beck, bazı şarkıların aranjmanlarında ve melodilerini film müziğiyle birleştirmekte Anderson-Lopez ve Lopez ile birlikte çalıştı. Sık sık bu işi benzersiz ama akıllarda kalacak bir bağlamda gerçekleştirdiler.Yönetmen Chris Buck’a göre bu iş birliği “Do You Want to Build a Snowman?” adlı şarkı için daha da ileri gitmiş. “O şarkı hikayenin Anna’nın ve Christophe’nin müziğinin temsil ettiği Elsa’nın tarafından yansıtıyor. Şarkıyı Anna rolünde Kristen Bell, Agatha Lee Monn ve Katie Lopez seslendiriyor. Şarkıyı Bobby ve Kristen yazdılar. Her şey harika bir biçimde iç içe geçti,” diyor yönetmen. “Ve bu melodi filmin sonunda gerçekten muazzam ve duygu yüklü bir biçimde yeniden duyuluyor.” “Bizim amacımız,” diye ekliyor Beck, “en başından sonuna kadar uyumlu bir müzikal yolculuk yaratmaktı.”
Filmin Havalı Soundtrack’i
“Karlar Ülkesi”nin soundtrack’i 25 Kasım 2013’te Walt Disney Records’dan çıkacak ve http://smarturl.it/fa1 ve http://smarturl.it/fsAmazona1 adreslerinden önceden sipariş edilebilecek. “Karlar Ülkesi” iki disklik delüks versiyonu ve dijital delüks versiyonu ile 25 Kasım 2013’te raflarda yerini alacak. İçerisinde aralarında demoların, filmin son versiyonundan çıkarılmış bölümlerin ve bir “Let It Go” enstrümental karaoke versiyonunun da bulunduğu, sırasıyla 23 ve 27 adet ekstra şarkı var.
“Karlar Ülkesi” orijinal film müziği albümü şarkı listesi aşağıdaki gibidir:
- “Frozen Heart” Cast
- “Do You Want to Build a Snowman?” Kristen Bell, Agatha Lee Monn ve Katie Lopez
- “For the First Time in Forever” Kristen Bell ve Idina Menzel
- “Love Is an Open Door” Kristen Bell ve Santino Fontana
- “Let It Go” Idina Menzel
- “Reindeer(s) Are Better Than People” Jonathan Groff
- “In Summer” Josh Gad
- “For the First Time in Forever” (Reprise) Kristen Bell ve Idina Menzel
- “Fixer Upper” Maia Wilson ve Cast
- “Let It Go” (Demi Lovato Version) Demi Lovato
- Vuelie (Featuring Cantus) Film Müziği
- Elsa and Anna Film Müziği
- The Trolls Film Müziği
- Coronation Day Film Müziği
- Heimr Àrnadalr Film Müziği
- Winter’s Waltz Film Müziği
- Sorcery Film Müziği
- Royal Pursuit Film Müziği
- Onward and Upward Film Müziği
- Wolves Film Müziği
- The North Mountain Film Müziği
- We Were So Close Film Müziği
- Marshmallow Attack! Film Müziği
- Conceal, Don’t Feel Film Müziği
- Only an Act of True Love Film Müziği
- Summit Siege Film Müziği
- Return to Arendelle Film Müziği
- Treason Film Müziği
- Some People Are Worth Melting For Film Müziği
- Whiteout Film Müziği
- The Great Thaw (Vuelie Reprise) Film Müziği
- Epilogue Film Müziği
FİLM YAPIMCILARI HAKKINDA
CHRIS BUCK (Yönetmen) ilk yönetmenlik deneyimini gişe rekortmeni1999 Disney filmi “Tarzan” ile yaşadı ve Walt Disney Animation Studios’dan çıkan yeni 2013 animasyon macera filminde yönetmen Jennifer Lee ile birlikte yönetmen koltuğunu paylaştı. Buck profesyonel meslek hayatına 1978 yılında Disney ile başladı ve bir animasyoncu, süpervizör animasyoncu, karakter tasarımcısı ve yönetmen olarak çok önemli katkılarda bulundu. Diğer bir yönetmenlik deneyimi ise Oscar’a aday olan 2007 filmi, Sony Pictures Animation işi “Surf’s Up” oldu. Wichita, Kan. doğumlu olan Buck CalArts’ta iki yıl karakter animasyonu okuduktan sonta 1981 yılında feature “The Fox and the Hound” animasyon filminde Disney’de animasyoncu olarak meslek hayatına adım attı. Kısa film “Fun with Mr. Future”da görev aldı ve “Who Framed Roger Rabbit”te deneysel bir iş çıkardı. 1984-92 arasında Buck çeşitli freelance işlerde görev aldı. Bunların arasında birkaç Disney işi de vardı. Yönetmen Tim Burton’ın kreatif ekibine katılan Buck Disney’in 1984 yapımı kısa aksiyon filmi “Frankenweenie”nin hikaye çizimine yardım etti. Film Fair, Kurtz & Friends ve Duck Soup gibi Los Angeles merkezli prodüksiyon şirketlerinin reklam işlerinde animasyon yaptı. Ayrıca yine Burton ile birlikte çalışarak 1993 yılında Stephen Spielberg’ün Brad Bird tarafından yönetilen “Amazing Stories”inin “Family Dog” bölümü için yönetmen animasyoncu olarak görev yaptı. Buck,13 bölümlük, yarım saatlik animasyon dizide yönetmenlik yaptı. Disney’in 1989 yapımı gişe rekortmeni animasyon filmi “Küçük Denizkızı”nın karakterlerinin tasarlanmasına yardım etti ve buna benzer görevlerde yer aldı. “The Rescuers Down Under”da deneysel animasyon yaptı. Ardından bir süre Hyperion Pictures’da çalıştıç Burada birkaç filmin yapımında rol aldı ve “Bebe’s Kids” filminde yönetmen animasyoncu olarak görev yaptı. 1992 yılında Buck yeniden Disney’e dönerek “Pocahontas” filminde tam zamanlı bir süpervizör animasyoncu olarak çalışmaya başladı ve üç karakterin animasyonlarını gerçekleştirdi: Percy (Ratcliffe’nin köpeği), mistik Büyükanne Willow ve Ratcliffe’in hizmetçisi Wiggins. Buc, Kevin Lima ile birlikte “Tarzan” filmini yönetti ve ardından Sony yapımı “Sur’f Up” geldi (yönetmen arkadaşı Ash Brannon ile birlikte). Cody Maverick (Shia LaBeouf seslendirdi) adında, 17 yaşındaki bir penguenin maceralarını konu alan, sörf belgesellerinin özgün bir parodisi olan filmin yapımına yardım etti. Etkileyici başarılarının yanısıra bir sanatçı ve film yapımcısı olarak Buck aynı zamanda 1988-93 yılları arasında CalArts’ta karakter animasyonu dersleri verdi. O ve eşi Shelley’nin üç çocukları var.
JENNIFER LEE (Yönetmen/Senarist) 2011 yılının Mart ayında, geçen yılın hit atari salonu macerası “Oyunbozan Ralph” filminin senaristlerinden biri olarak Walt Disney Animation Studios’a katıldı. “Karlar Ülkesi”nin senaristi ve aynı zamanda bu komedi-macera filmini Disney emektarı Chris Buck ile birlikte yönetiyor. Lee’ye ait olan John Steinbeck’in “The Acts of King Arthur and His Noble Knights” eserinin beyazperde adaptasyonu şu anda Troika Pictures tarafından çekiliyor. Leonardo DiCaprio’nun Appian Way’inde de tamamlamakta olduğu bir orijinal senaryosu var. Ayrıca yazdığı orijinal senaryo “Lucid Dreams” Wolfgang Peterson’ın Radiant Productions şirketi tarafından opsiyonlandı. Lee, Columbia University’nin Sinema bölümünü bitirdi ve University of New Hampshire’da İngilizce bölümünde yüksek lisans yaptı.
PETER DEL VECHO (Yapımcı) Walt Disney Animation Studios’a 1995 yılında katıldı ve buraya gelmeden önce tiyatroda pek çok deneyim kazanmıştı. New York ve East Coast’ta sayısız tiyatroda çalışan Del Vecho en sonunda meşhur Guthrie Theater’a katıldı ve 1995 yılında oradan yapımcı yönetmen olarak ayrıldı. İşbirlikçi, sanatsal bir ortamda çalışmak arzusu onu Disney’e getiren şey oldu. “Hercules”ün prodüksiyon müdürü olan Del Vecho 300 sanatçıdan oluşan bir prodüksiyon ekibine rehberlik etmekle yükümlüydü. 2002 animasyon filmi “Treasure Planet”ta ortak yapımcı olarak görev aldı. Film, en iyi animasyon film dalında Oscar’a aday gösterildi. 2005 animasyon filmi “Chicken Little”ın ortak yapımcısı olan Del Vecho, stüdyonun ilk uzun metrajlı, üç boyutlu animasyon sinema filminin yapımında kreatif olarak görev aldı. Daha yalın zamanda ise Del Vecho “The Princess and the Frog”un animasyon müzikal komedi versiyonunun yapımcılığını üstlendi. Film 2009 yılında vizyona girdi ve en iyi animasyon film de dahil üç dalda Oscar’a aday oldu. Ayrıca 2011 yılının hiti olan “Winnie the Pooh”nun yapımcısı olarak Walt Disney Animation Studios’u yeniden Hundred Acre Wood’a döndürdü. Del Vecho, eşi Jane ile evil ve 16 yaşındaki ikizler Gregory ve Georgina’nın babası. Boston’lı sanatçının FAA Sport Pilot sertifikası var ve Los Angeles bölgesinin içinde ve çevresinde kendi ağırlığına uygun olan üç tekerlekli bisikletine biniyor.
İki kez Akademi Ödülü kazanan yönetmen JOHN LASSETER (Uygulayıcı Yapımcı), Walt Disney ve Pixar Animation Studios’a ait projelerde işbirliği yaptı ve tüm filmleri yaratıcı bir şekilde denetledi. Lasseter ilk yönetmenlik denemesini, 1995 yılında bilgisayarla anime edilmiş ilk uzun metrajlı film olan “Toy Story/Oyuncak Hikâyesi”yle gerçekleştirdi. Daha sonra “A Bug’s Life/Bir Böceğin Yaşamı”, “Toy Story 2/Oyuncak Hikâyesi 2” ve “Cars/Arabalar”ın yönetmenliğini üstlendi. 2011 yılında tekrar sürücü koltuğuna dönerek “Cars 2/Arabalar 2”yi yönetti. Lasseter’in uygulayıcı yapımcı olarak görev aldığı filmler arasında, “Monsters, Inc/Sevimli Canavarlar”, “Finding Nemo/Kayıp Balık Nemo”, “The Incredibles/İnanılmaz Aile”, “Ratatouille/Ratatuy”, “WALL•E/VOL•İ”, “Bolt”, “Up/Yukarı Bak” ve “Brave/Cesur” bulunuyor. Lasseter ayrıca Disney’in Oscar’a aday gösterilen filmi “The Princess and the Frog/Prenses ve Kurbağa” ve “Tangled/Karmakarışık”ın yanı sıra; Lasseter, Andrew Stanton ve Lee Unkrich’in hikâyesinden uyarlanan, En İyi Animasyon ve En İyi Orijinal Şarkı dallarında Akademi Ödülü’nü kazanan Pixar’ın “Toy Story 3/Oyuncak Hikâyesi 3” filminin uygulayıcı yapımcılığını üstlendi. Lasseter, Pixar’ın ilk kısa filmlerinden olan “Luxo Jr.”, “Red’s Dream”, “Tin Toy” ve “Knick Knack”i yazdı, yönetti ve anime etti. 1986 yılında En İyi Kısa Animasyon dalında Akademi Ödülü’ne aday gösterilen “Luxo Jr.”, bir Akademi Ödülü’ne aday gösterilen ilk üç boyutlu bilgisayarla anime edilmiş film oldu. 1988 yılında En İyi Kısa Animasyon dalında Akademi Ödülü’ne aday gösterilen “Tin Toy” ise Akademi Ödülü’nü kazanan ilk bilgisayarla anime edilmiş üç boyutlu film oldu. Lasseter stüdyonun daha sonraki tüm kısa filmlerinin uygulayıcı yapımcılığını üstlendi. Bu filmler arasında “Boundin’”, “One Man Band”, “Lifted”, “Presto”, “Partly Cloudy”, “Day & Night”, Akademi ödüllü “Geri’s Game” (1997) ve “For the Birds” (2000) bulunuyor. Pixar’ın uzun ve kısa metrajlı animasyon filmleri Lasseter’ın süpervizörlüğünde birçok ödül kazanmanın yanı sıra, çok sayıda da övgü aldı. Lasseter, 1995 yılında “Toy Story/Oyuncak Hikâyesi” ekibine ilham verici liderliğinden ötürü Özel Başarı Oscarı kazandı. O ve diğer “Toy Story/Oyuncak Hikâyesi” senaryo yazarları En İyi Orijinal Senaryo dalında Akademi Ödülü’ne aday gösterildi. Böylelikle ilk kez bir animasyon film bu dalda aday gösterilmiş oldu. Lasseter 2009 yılında 66. Uluslararası Venedik Film Festivali’nde Yaşam Boyu Başarı dalında Altın Aslan’la onurlandırıldı. Ertesi yıl ise Film kategorisinde Amerikan Yapımcılar Birliği tarafından verilen David O. Selznick Başarı Ödülü’nü alan ilk animasyon yapımcısı oldu. Lasseter ayrıca Sanat Yönetmenleri Birliği tarafından 2004 Outstanding Contribution to Cinematic Imagery Ödülü’ne, kariyerinde ulaştığı başarılar ve animasyon sanatına katkılarından ötürü ASIFA-Hollywood tarafından 2008 Winsor McCay Ödülü’ne layık görüldü ve Amerikan Film Endüstrisi tarafından kendisine onursal derece takdim edildi. Pixar’ın 1986’da kurulmasından önce Lasseter, Lucasfilm Ltd’nin bilgisayar departmanının bir üyesiydi. Burada, ilk karakter parçası temelli üç boyutlu bilgisayar animasyonu “The Adventures of Andre and Wally B.”nin ve Steven Spielberg’in yapımcılığını üstlendiği 1985 yapımı “Young Sherlock Holmes/Genç Sherlock Holmes”deki bilgisayarla üretilmiş Vitray Şövalye’nin tasarımını ve animasyonunu yaptı. Lasseter, Kaliforniya Güzel Sanatlar Enstitüsü’nün Karakter Animasyonu programına katıldı ve 1979 yılında sinema dalında güzel sanatlar diplomasını aldı. Animasyon dalında Öğrenci Akademi Ödülü’nü iki kez kazanan tek kişi olan Lasseter, Kaliforniya Güzel Sanatlar Enstitüsü öğrenci filmleri “Lady and the Lamp” (1979) ve “Nitemare”le (1980) bu ödüllerin sahibi oldu. Lasseter ilk ödülünü ise 5 yaşındayken yaptığı Başsız Süvari’nin mum boya resmiyle aldı. Bu resimle Kaliforniya-Whittier’deki Model Grocery Market’ten 15 dolar kazandı.
KRISTEN ANDERSON-LOPEZ (Şarkı yazarı) Broadway dışındaki ilk işini, tamamen vokalsiz sergilenen, ritimler ve metrodaki seslerden ilham alınan müzikal “In Transit” ile Primary Stages’de yaptı. Bu şov ona Drama Desk, Drama League, Outer Critics Circle ve Lucille Lortel adaylıkları getirdi. Eşi ve ortağı Robert Lopez ile birlikte 2011 yılının filmi “Winnie the Pooh” için Annie Ödülü’ne aday gösterilen şarkılar yazdılar. Ayrıca şu an Disney’in Animal Kingdom’ında sekizinci yılını oynayan, popüler bir canlı gösteri olan “Kayıp Balık Nemo: Müzikal” için de şarkılar yazdılar. Yazdığı şarkılar “Dawson’s Creek”te, Nickelodeon programı “The Wonder Pets”te ve Theatreworks/USA’in çocuk klasiklerini tiyatro sahnesine uyarladığı “The Tell Tale Heart,” “Fancy Nancy” ve “Diary of a Worm” projelerinde yurt çapında yer aldı. Kendisi BMI Harrington Award ve Dramatists Guild Fellowship sahibi ve prestijli BMI Lehman Engel Musical Theatre Workshop’un sık sık konuk moderator oluyor. Tiyatrodaki bir sonraki projesi “Up Here” adında orijinal bir müzikal. Projenin yönetmeni iki kez Tony’ye aday gösterilen Alex Timbers. Oyunun 2014 yazında gösterime girmesi planlanıyor. Williams College mezunu olan Anderson-Lopez, eşi ve iki kızıyla birlikte Brooklyn’de yaşıyor.
ROBERT LOPEZ (Şarkı yazarı) Tony, Grammy, ve Emmy ödülü sahibi, dünyaca ünlü Broadway müzikalleri “Avenue Q” ve “The Book of Mormon”un ortak yaratıcısıdır. Eşi ve ortağı Kristen Anderson-Lopez ile birlikte “Winnie the Pooh” ve 2006’dan beri Disney’in Animal Kingdom’ında oynayan “Kayıp Balık Nemo: Müzikal” projelerinin müziklerini yaptılar. Nickelodeon programı “The Wonder Pets”in müzikleri için iki Emmy ödülüne ortak oldu ve “Scrubs”ın müzikal bölümünde çıkardığı işle Emmy adaylığı kazandı. Yaptığı müzikler “South Park,” “The Simpsons” ve “Phineas and Ferb,” ayrıca “Bear in the Big Blue House,” “Third and Bird” ve “Johnny and the Sprites” projelerinde kullanıldı. Drama Desk, Outer Critics Circle, Drama League, Lucille Lortel, Frederick Loewe ve Edward Kleban ödüllerini sahibi oldu. Yaptığı müzikallerden hiçbiri şu ana kadar kapanmadı. Sahnedeki bir sonraki projesi Alex Timbers’ın yönettiği “Up Here” adlı orijinal bir müzikal. Projenin 2014 yazında sahnelenmesi planlanıyor. Aynı zamanda ABC Studios için orijinal bir komedi hazırlıyor. Yale College mezunu olan Lopez, eşi ve iki kızıyla birlikte Brooklyn’de yaşıyor.
Kanadalı besteci CHRISTOPHE BECK (Film Müziğinin Bestecisi) 5 yaşında piyano dersleri almaya başladı ve 11 yaşına geldiğinde kulaktan Bee Gees şarkıları öğreniyor ve ilk müzik grubuyla birlikte söylüyordu. Ne yazık ki, bugrubun adı “Chris and The Cupcakes”di. Lise döneminde piyano, saksafon ve bateri çalıştı ve 80’lerin o çok yumuşak aşk şarkılarından yazdı. Yale’de müzik okurken Beck, kardeşi Jason (nam-ı diğer Gonzales, Paris’te yaşayan piyanist, yapımcı, sunucu ve şakacı) ile birlikte iki müzikal ve aynı zamanda Edgar Allen Poe’nun “The Tell-Tale Heart” hikayesine dayanan bir opera yazdı. Beck mezun olduktan sonra Los Angeles’a taşınarak USC’nin prestij sahibi film çizim programında Jerry Goldsmith ile birlikte okudu. USC Müzik Departmanı’nın başında bulunan efsane isim Buddy Baker’ın şahsi bir tavsiyesi üzerine ilk işini Canadian TV dizisi “White Fang”de yaptı. Birçok televizyon dizisinde çalıştıktan sonra WB Network dizisi “Buffy the Vampire Slayer”ın ikinci sezonunun müziklerini yapması istendi. Beck, “Buffy”nin “Becoming, Part 1” adlı bölümüne yaptığı olağanüstü müzik için bir Emmy Ödülü kazandı. 2000 yılında amigo takımı komedisi “Bring It On” da Beck’i meslek hayatına eklendi. Ayrıca “Under the Tuscan Sun,” “Saved,” “The Pink Panther,” “We Are Marshall,” “Year of the Dog,” “What Happens in Vegas,” ve daha yakın zamanda, gelmiş geçmiş en yüksek hasılatı yapan “The Hangover” projelerinde yer aldı. Beck 2007 yılında menajeri Richard Kraft için “Finding Kraftlan” belgeselinde göründü. Beck, Kaliforniya-Santa Monica’daki stüdyosunda çalışmalarına devam ediyor.
Bir yanıt yazın