Çalsın Sazlar

Sinemamıza ‘’Kardeşim Benim’’, ‘’Selamsız Bandosu’’, -kıyıda köşede kalmış- ‘’İmdat ile Zarife’’ ve unutulmazlar arasına giren  ‘’Züğürt Ağa’’yı hediye eden Nesli Çölgeçen, sonrasında yaklaşık 10’ar yıllık aralarla devam etti uzun metraj kariyerine. ‘’Oyunbozan’’ ile (Altın Koza’dan ‘Yılmaz Güney Ödülü’ylü dönse de) ‘’Denizden Gelen (Zeytin Dalı)’’i ise 80’li yıllara damga vuranların ardından ‘beklentiyi karşılamayan’ filmleriydi. Araya Tv ve bir dizi belgesel de (Güzelim ‘’Son Buluşma’’ örneğin) serpiştiren Çölgeçen, yine uzun bir aradan sonra yeni filmiyle -‘’Çalsın Sazlar’’- çıkıyor karşımıza.

Nesli Çölgeçen, sade ama etkili bir biçimde anlatır hikayesini, mizahı da eksik etmeden üstelik. Vurucudur filmleri, hikayeleri, -kusurlu da olsa- karakterleri…  Benzer bir vuruculuk beklediğimiz yeni hikayesinde, dönem olaylarını üçlü bir aşk ve iki arkadaş arasındaki acı – tatlı sürtüşmeyle ilişkilendirmeyi tercih etmiş Çölgeçen.

1960’lardan günümüze uzanan hikaye, biri meyhaneci diğeri klarnet ustası iki arkadaşın aynı kadına aşık olduktan sonra yaşadıklarını anlatıyor. Hikayeye baktığımızda, belli başlı üç ana karakter arasında -bol müzikli- bir meyhane ortamında yaşananların, arka planda 6-7 Eylül olaylarını takip eden ‘tarih’in ilgi çekmemesi için hiçbir neden yok aslında.

Tam merkeze Yeşilçam tadında bir aşk yerleştiren film daha baştan kendini garantiye alıyor belki, ancak olay örgüsünün etkileyici bir sinopsisten öteye taşınamaması hikayeye de karakterlerin sahiciliğine de gölge düşürüyor ne yazık ki. Aşkın ve nedenlerin altı doldurulamıyor,  babadan miras ‘barba’ (Engin Hepileri) ile klarnetçi Mahir (Caner Cindoruk) arasında yaşananlar -ne kadar kızışırsa kızışsın- derinleşemiyor örneğin. Belçim Bilgin’in canlandırdığı (İki erkeğin aşık olduğu -Kelebeğin Rüyası- Suzan’a bu yönüyle benzeşen) Yasemin karakterinin ne hissettiğini, niyet ve seçimlerinin motivasyonunu anlayamadığımız gibi kendisini, biçilen rolle değil anne yadigarı Suna abla (Devrim Yakut) karakterinin bıraktığı birkaç kırıntıyla tanımak zorunda kalıyoruz daha çok. Caner Cindoruk’un tekrara düşen abartılı oyunculuğunu, daha inandırıcı olmayı başaran Engin Hepileri dengeliyor büyük ölçüde, ancak burada da senaryonun eksikleri devreye giriyor ve karakterinin gerçekte ne istediğini çözemiyoruz bir türlü. Bir anda kaybolan kadınları da merak ediyoruz doğrusu… Hacı dedeyi (Can Kolukısa) ve gizemi çözmeye çalışan kalabalık aile odaklı günümüz bölümleri ise bir sinema filminden çok sezonlarca sürecek televizyon dizisi düzeyinde ilerliyor daha ziyade.

‘’Çalsın Sazlar’’, hiçbir benzerliği olmamasına rağmen, geçtiğimiz yıl izlediğimiz Filistin yapımı ‘Omar’ı getiriyor akla (aklıma)… Oysa bölünmüşlüğü aynı kıza aşık olan iki çocukluk arkadaşın mizahı da eksik etmeyen gerilimiyle nasıl da sahici bir dille anlatmıştı Hany Abu-Assad…

‘Züğürt Ağa’ gibi sinemamızın en iyi filmlerinden biriyle hatırladığımız ve özlediğimiz Nesli Çölgeçen, öyle ya da böyle, -ne yazık ki sigarasız- bir Rum meyhanesine davet ediyor bizi. Tüm bu karmaşa içinde, güzel müzikler eşliğinde meyhane kültürüne -hele de bir müdavimin anısına kalkan kadehler özelinde (ki filmin tek sahici yanı belki de)- tanıklık etmek isterseniz keyif alabilir, hemen sonrasında rakı içmek isteyebilirsiniz.

 

 

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir