Skyfall Yapım Notları

Daniel Craig dünyanın gelmiş geçmiş en uzun soluklu film serisinin 23. macerası olan “Skyfall”la 007 James Bond olarak bir kez daha karşımızda. “Skyfall”da, Bond’un M’e karşı sadakati sınanacaktır çünkü M geçmişiyle yüzleşmeye başlar. Kişisel bedeli ne olursa olsun 007’nin tehdidi bulup yok etmesi gerekecektir. Film Albert R. Broccoli’ye ait EON Productions’la birlikte, Metro-Goldwyn-Mayer Stüdyoları ve Sony Pictures Entertainment ortak yapımı.

Bond’un son görevinde işler ciddi biçimde ters gidip dünyanın dört bir yanındaki bazı gizli ajanların kimliği açığa çıkınca, MI6 saldırıya uğrar ve M’in teşkilatı başka yere taşıması gerekir. Bu olaylar onun otorite ve konumunun İstihbarat ve Güvenlik Komitesi’nin yeni başkanı Mallory (RALPH FIENNES) tarafından sorgulanmasına yol açar. Bu durumda, MI6 içten ve dıştan tehdit altındayken, M’in güvenebileceği tek bir müttefiki kalır: Bond. 007 gölgelerde dolaşmaya başlar. Tek yardımcısı bir saha ajanı olan Eve’dir (NAOMIE HARRIS). Eve’in izini sürdüğü gizemli Silva (JAVIER BARDEM) ise henüz bilinmeyen ölümcül ve gizli amaçları olan bir kişiliktir.

Albert R. Broccoli’ye ait EON Productions, “SKYFALL”da Daniel Craig’i Ian Fleming’in James Bond ’si olarak sunar. Filmde ayrıca Javier Bardem, Ralph Fiennes, Naomie Harris, Bérénice Marlohe ve Ben Whishaw’un yanı sıra, Albert Finney ve ‘M.’ rolündeki Judi Dench yer alıyor. Sam Mendes’in yönettiği filmin yapımcıları Michael G. Wilson ve Barbara Broccoli; ortak yapımcıları ise Andrew Noakes ve David Pope. Senaryosunu Neal Purvis ile Robert Wade ve John Logan’ın kaleme aldığı filmin görüntü yönetmeni ASC BSC’den Roger Deakins, yapım tasarımcısı Dennis Gassner, kostüm tasarımcısı ise Jany Temime. Kurgusunu A. C. E.’den Stuart Baird’in gerçekleştirdiği filmin müziği Thomas Newman’ın imzasını taşıyor. “SKYFALL”un tema şarkısını Adele seslendirdi. Filmin dağıtımını Sony Pictures, seçilmiş bölgelerde ise MGM üstlendi.

“SKYFALL”  İngiltere’de 29 Ekim 2012, ABD’de ise 9 Kasım 2012 tarihinde gösterime girecek. Filmin Türkiye’deki vizyon tarihi ise 2 Kasım 2012.

 

FİLM HAKKINDA

23. James Bond macerası “SKYFALL” yaklaşırken, yapımcılar 2012’nin James Bond’un sinemadaki 50. yıldönümü olduğunu unutmadan hareket ettiler. Tarihteki en uzun soluklu film serisi olma özelliğine sahip yapımın, Bond’u “Bond” yapan özellikleri taşıması konusunda çok kararlıydılar: Nefes kesen aksiyon, sahne çalan kötü adamlar, güzel Bond kadınları, egzotik mekanlar, vurucu bir tema, bir Aston Martin DB5… ve elbette Daniel Craig tarafından canlandırılan 007’nin kendisi. Fakat bir Bond filmi parça parça şeylerin bir araya getirilmesi değildir; bu öğeler hikayeye hizmet edecek şekilde bütünleşir, tıpkı ‘karıştırılmış değil, çalkalanmış’ martini gibi. “SKYFALL”da bu bütünleşmeyi sağlayan isim Oscar ödüllü Sam Mendes’di. “SKYFALL”la üçüncü kez Bond olarak kamera karşısına geçen Craig, “Sam’in bu filme her şeyini vereceğini biliyordum. Tüm sinemacılık bilgisinin yanı sıra, Fleming ve Bond’a dair bilgi ve sevgisini de ortaya koyacağını biliyordum” diyor.

Mendes farklı tarzda bir filmin yönetmeni olarak ün yaptı, ama bol eğlence ve sanatsal bütünlüğün birbirine zıt şeyler olmadığını belirtiyor. Yönetmen, “Benim Bond’la henüz 9-10 yaşımda olduğum dönemden beri, ‘Live and Let Die’la başlayan kişisel bir bağım var” diyor ve ekliyor: “Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki büyük, eğlenceli, gösterişli, izleyiciyi alıp götüren bir film yaparken dünya hakkında bir şey söylemek de mümkün. Daniel’ın ‘Casino Royale’ ve ‘Quantum of Solace’taki performanslarıyla, James Bond tekrar gerçek durumlar içinde gerçek bir insan hissi verdi. Bu bana Sean Connery filmlerini izlediğim zamanları hatırlatıyor”.

Yapımcılar Michael G. Wilson ve Barbara Broccoli açısından serinin yıldönümünde beklentiler daha fazlaydı. “Bu bizim 50. yıldönümümüz ve 23. filmimiz, dolayısıyla gelmiş geçmiş en iyi Bond filmini yapmak için üzerimizde baskı hissettik. Olağanüstü bir oyuncu kadromuz, inanılmaz bir kamera arkası ekibimiz ve duygu yüklü bir senaryomuz var” diyor Wilson.

Broccoli ise Mendes’in Bond filmleriyle ilişkisi ve mazisinin daha en başından kişisel bir öğe kattığını söylüyor: “Sam bilgisi ve geçmişiyle, izleyiciyle özdeşleşiyor; neyin işe yaradığını ve izleyicinin ne beklediğini biliyor. Ve açıkçası sette bunu izlemek harikaydı”.

Bu 50 yıl boyunca, James Bond film serisinin denetimcisi ve koruyucusu Broccoli ailesi oldu: Önce Albert R. “Cubby” Broccoli ve ortağı Harry Saltzman, daha sonra da Cubby’nin çocukları Michael G. Wilson ve Barbara Broccoli. “Michael ile Barbara olağanüstüler çünkü ekip olarak çok iyi çalışıyorlar” diyen Mendes, şöyle devam ediyor: “Barbara’nın insanlara isimlerini ve sorunlarının ne olduğunu biliyormuş gibi hissettirme konusunda kayda değer bir yeteneği var; ve bir kriz durumunda, olaya o el atıyor. Michael da muazzam bir birikim ve bilgi kaynağı. Ayrıca sette de son derece kibar, asla zorbalık yapmıyor ya da nutuk çekmiyor. Bir fikriniz varsa ve ‘Bond bunu daha önce yaptı mı?’ merak ediyorsanız, Michael’a sorun, o bilir”.

Filmi yönetmesi için Mendes’i –Wilson ve Broccoli’nin de desteğiyle– davet eden Craig’di. Aktör bu konuda şunları söylüyor: “Sam’le film hakkında konuşmaya başladığımızda, Bond filmleri için benim duyduğum saygı ve coşkuyu tam anlamıyla paylaşan biriyle aramızda bağ kurulduğunu hissettim. Ayrıca, tabi ki Sam’in yönetmenliğine de büyük saygı duyuyorum. Ona, ‘Bu senin için yeni bir deneyim olacak, güven bana, çünkü ben iki filmde oynadım ve bu benim için yepyeni bir deneyimdi. Böyle bir şeyi hiç beklemiyorsun’ dedim”.

“SKYFALL” senaristler Neal Purvis ile Robert Wade’i bir kez daha kucaklarken, Oscar ödüllü John Logan’ı da Bond yazım ailesine dahil etti. Logan bu konuda, “Sam, Barbara Broccoli ve Michael Wilson tarafından senaryoyu olabildiğince eşsiz yapma, yazar olarak güçlü yönlerimi kullanma konusunda büyük teşvik gördüm. Tiyatro dünyasından gelmiş biri olarak, benim için, esas olan her zaman karakter ve diyalogdur. Geçmişteki Bond filmlerinin geniş yelpazesine bakacak olursanız, bazı şeylerin çoğu kez yıldırım gibi düştüğünü görürsünüz: Diyalogda harika anlar, karakter etkileşiminde –ister Bond ile Goldfinger, ister Bond ile Blofeld, ister Bond ile Vesper Lynd arasında olsun–  harika anlar vardır. Bunlar yüreğinizi durduran olağanüstü sahnelerdir çünkü tür filmi olarak anılan bir yapımda beklenmedik şeylerdir” diyor.

Elbette, her bir Bond filminde, yapımı yönlendiren ve şekillendiren yönetmendir. Mendes de seriye kendi imzasını atma özgürlüğünü hissettiğini belirtiyor: “Bana muazzam bir serbesti tanındı; kendimi serinin türüyle ilgili asla dizginlenmiş hissetmedim. Bunda kısmen yakından tanıdığım Daniel ve Judi’nin etkisi var. O ikisinin yönettiğim herhangi bir filmde birlikte olması fikri bana çok güzel geliyor. Ama kısmen de yapımcıların Bond, M ve serinin bütünüyle ilgili yeni fikirlere coşkuyla yaklaşması bunda etkiliydi”.

M rolünde yedinci kez karşımızda olan isim Judi Dench. Aktris, Daniel’la olan kamera arkası ilişkisinin son iki filmin merkezinde yer alan, M ile Bond’un beyaz perdedeki ilişkisine de yansıdığını söylüyor: “Bond ve M birlikte çalışan iki kişi ama M’in ona çok düşkün olduğu anlaşılıyor. Çoğu zaman onu kayırmakla suçlansa da, ona karşı çok da acımasız olabiliyor. Daniel’la ilk kez birlikte çalıştığımızdan beri iyi bir ilişkimiz var; ve bu ilişki her senaryo bizden biraz daha fazlasını istedikçe daha da gelişiyor. Bu ‘SKYFALL’ için özellikle çok doğru”.

Barbara Broccoli “SKYFALL”un Bond ile M arasındaki ilişkiyi, belki de önceki 22 filmin hepsinden daha çok irdelediğini söylüyor: “Bond ile M arasındaki ilişkiyi gerçekten deşmek istedik çünkü Bond’un hayatta sahip olduğu en önemli ilişki bu. M onun için otoriteyi temsil eden tek kişi. İki olağanüstü oyuncumuz varken sonuna kadar gidelim, diye düşündük. Son derece başarılı oldu. Çok duygusal bir hikaye çıktı ortaya”.

Craig ise, “Onların ilişkisi karşılıklı saygıya dayalı. Her ikisi de biliyor ki bıçak kemiğe dayandığında, ikisinden biri bir fedakarlık yapmak zorunda kalacak. Bu şartlar altında, herhangi biriyle dokunaklı bir ilişkiye sahip olmak zor” diyor ve devam ediyor: “Ama aynı zamanda, –ki Sam bu konuda çok istekliydi– Bond’un aklının bir köşesinde her zaman biraz daha fazlası var. Bu hiç göstermediği bir şey olsa da, bir bağ var. Bir oyuncu olarak, gösteremediğin bir hayatı yaşıyor olmayı canlandırmaktan çok zevk aldım”.

“SKYFALL”da 007’nin yaşadığı macera oldukça tehlikelidir çünkü saldırıya uğrayan MI6 kökünden sarsılır. Mendes aksiyon sekanslarını yönetirken karakterin de dublör ve kamera çalışması kadar önemli olduğunu şu sözlerle vurguluyor: “Karakterlere angaje olmamışsanız, ne kadar iyi olursa olsun aksiyon anlamsızdır. Bana göre, karakterleri inanılır ve makul durumlara sokmalısınız; hayatta kalmaları neredeyse imkansız gibi olmalı ve sonra nasıl hayatta kaldıklarını göstermelisiniz. İşte zorluk burada”.

Javier Bardem, MI6’yı riske sürükleyen Silva karakterini canlandırdı. ”No Country for Old Men”deki unutulmaz Anton Chigurh performansıyla Oscar kazanan aktör karanlık ve karmaşık karakterler canlandırmaya yabancı değil. “Senaryoyu okuduğum zaman, hikaye ve karakterin sunduğu olasılıklar hemen ilgimi çekti; ayrıca, Sam Mendes’le çalışmak ve olağanüstü bir oyuncu ve yapımcı kadrosunun bir parçası olmak söz konusuyken böyle bir fırsata hayır diyemezdim” diyor Bardem.

Mendes harika bir Bond kötü adamı yaratmanın anahtarının belli bir dengeyi yakalamak olduğunu dile getiriyor: “Performansın hem yeterince gerçek, hem de şaşalı olması gerekiyor. Dr. No, Rosa Klebb, Goldfinger gibi kötü adamlar harikaydı çünkü hafif teatral bir yanları vardı ama işte tam da bu yüzden daha korkutucuydular. Javier, Silva rolü için, kendine oyuncu ve haşarı olma izni verdi ama tehlike, gizem, tuhaflık ve başkalık olgularını kaybetmeden. Bence muhteşem bir iş çıkardı”.

Bond izleyicileri bir Bond filminden bol aksiyon beklerler. Wilson’ın da vurguladığı gibi, 50 yıllık Bond aksiyonu yapımcılar için muazzam bir meydan okumadır: Bond daha önce yapmadığı ne yapabilir? Wilson bu konuda şunları söylüyor: “Gary Powell (“Quantum of Solace”, “Casino Royale”), Chris Corbould (“Dark Knight Rises”, “Inception”, yedinci Bond filmi) ve Alexander Witt’in de (“X-Men First Class”, “Casino Royale”, “Bourne Identity”) aralarında bulunduğu müthiş bir ekibimiz var. Sam’le bir araya gelip, hayal edebileceğimiz en heyecanlı ve ilginç sekansı formüle ettiler, üstelik bir yandan da hikayeyi anlatırken. Daniel da aksiyonun tasarımına büyük katkı sağladı; kaldı ki aksiyonu esas hayata geçiren kendisi. Sahnelerin olabildiğince çok kısmında kendi oynadı. Bence böylesine başarılı olmasının nedeni Daniel’ın onu inandırıcı kılması.  Bizde kural bu: Gerçek hissi vermeli”.

Ve hiçbir Bond filmi bir Bond müziği olmaksızın tam olmaz. Yapımcılar için, geçen yarım asır boyunca Shirley Bassey, Tom Jones, Carly Simon, Paul McCartney, Nancy Sinatra, Madonna ve daha nicelerinin yarattığı efsanenin 21. yüzyıldaki varisi olabilecek tek bir şarkıcı vardı.  Barbara Broccoli, “İstediğimiz tek kişi Adele’di” diyor ve ekliyor: “Bizimle buluşmaya geldi, senaryoyu okudu ve projeyi çok ama çok ciddiye aldı. Paul Epworth’la birlikte her anlamda istenileni veren çok güzel bir şarkı yazdı, ve tabi o olağanüstü sesiyle klasik bir Bond şarkısına hayat verdi. Adele’in ekipte olması bir hayalin gerçekleşmesiydi”.

OYUNCU SEÇİMLERİ HAKKINDA

“SKYFALL”un oyuncu kadrosunun başını elbette 007 rolündeki Daniel Craig, M rolündeki Judi Dench ve intikam yemini etmiş Silva rolündeki Javier Bardem çekiyor.

Başroldeki Daniel Craig üçüncü kez James Bond olarak kamera karşısına geçti. Sam Mendes, “Bond aslında canlandırması son derece zor bir rol çünkü söyleyecek çok az şeyi var; onu çok konuşturduğunuz anda Bond olmaktan çıkar” diyor ve ekliyor: “Çoğu zaman içgüdüsüyle hareket ediyor. Kendi iç şeytanları var ve bunları diğer karakterlere açık etmiyor. Yine de izleyicinin bunlardan haberdar olması gerek, özellikle de bu filmde. ‘SKYFALL’da izleyicinin Bond’u bir anlamda param parça olmuş da kendini tekrar toparlamış olarak görmesi önemli, ama diğer karakterlerden hiçbiri perdenin arkasında neler olup bittiğini bilmiyor. Daniel bunu bence müthiş bir şekilde başardı”.

Barbara Broccoli ise aktör için şunları söylüyor: “Daniel bugüne dek çalıştığımız aktörler arasında en iyilerden biri. Bond rolüne büründü ve karakteri mümkün olduğunu bile  düşünemeyeceğiniz noktalara taşıdı. ‘Casino Royale’den başlayıp, ‘Quantum of Solace’da da buna devam etti. Hele son filmde, kesinlikle, Bond’un iç dünyasını, daha önce hiç görmediğimiz, Fleming’in kitaplarında yaptığı şekilde ortaya koyuyor. İçsel çalkantılarını, karmaşasını ve çatışmalarını gerçekten anladığınızı hissediyorsunuz. Bu senaryo ve Sam’in yönetimiyle, Bond’un geçmişiyle bağlantılı duygunun büyük kısmını ve bundan kaynaklanan dramatik gerilimi gün ışığına çıkardık”.

Yedinci kez M rolünü canlandıran Dench, karaktere silinmez bir şekilde damgasını vurdu; aynı anda hem klasik M rolünü doldurup, hem de onu kişiselleştirmeyi başardı. “SKYFALL”da Sam Mendes’le tekrar çalışmak aktris için karşı konulmaz bir fırsattı. “Sam gençken beni ikinci ya da üçüncü filmi olan ‘The Cherry Orchard’da da yönetmişti. Bu yüzden onu çok iyi tanıyorum ve aramızda çok güzel bir iş ilişkisi var. Birbirimize takılır, birbirimize elimizden gelenin en iyisini veririz” diyor aktris.

Dench gerçek hayatta M’in işini yapan kişiyle tanışma olanağı buldu. “Bir keresinde MI6’da, Sör David Spedding’le öğle yemeği yemiştim. Odada altı kişi bir aradaydılar ve bu bana MI6 organizasyonun nasıl bir şey olduğunu ve neler yapmak zorunda olduklarını gösterdi. Ne zaman akşamları MI6’nın önünden geçsem, ve ışıklarının yanık olduğunu görsem, burasının ışıkların boşuna açık olmadığı bir bina olduğunu düşünürüm. Orada sürekli çalışan insanlar olduğu için o ışıklar açık” diyor aktris.

Javier Bardem ise canlandırdığı Silva karakterini, “Bir ölüm meleği; çok temiz görünümlü ama içten çürümüş biri” olarak tanımlıyor.

Oscar ödüllü aktör, kötü adamın karakteri için şunları söylüyor: “Dünyayı yok etmeye çalışmıyor, çok kişisel bir amacı var. Bu hedefe ulaşmak için dümdüz bir çizgide ilerliyor. O, intikam arayan biri. Ortadan kaldırmak istediği tek kişiye odaklanmış”.

Aktör sözlerini şöyle sürdürüyor: “Konu her zaman karakterin ardındaki kişidir. Sadece bir simge olarak gördüğüm bir rolü oynamak benim için çok zor olurdu. Bu filmde, acı çeken, keder ve hayal kırıklığıyla dopdolu bir adam var ve tek istediği bu durumu düzeltmek. Onun yaşadıkları içinde komik ya da saldırgan olmak mümkündü ama ben onun kim olduğunu mükemmel şekilde anlayabildim. Bu da bana onu canlandırmamda yardımcı oldu”.

Üç başrol oyuncusunu çevreleyen olağanüstü yetenekli oyuncular vardı. Mendes’in sinemacı ve tiyatrocu olarak şöhreti sektördeki en iyi oyuncuları projeye çekti. Yapımcı Michael G. Wilson, bu konuda payeyi Mendes’e veriyor: “Harika bir oyuncu kadromuz var ve bunu Sam’e borçluyuz. Müthiş oyuncuların yapıma ilgi duymalarının nedeni onunla çalışmak istemeleriydi”.

Craig içinse, rol arkadaşlarında aradığı en önemli özellik projeye kendilerini adamalarıydı. “Doğru kişileri, coşkulu kişileri bulmak için zaman ve çaba sarf etmelisiniz” diyen Craig, şöyle devam ediyor: “Ben olsun, Fiennes olsun, Bardem ya da Finney ve tabi Judi Dench olsun, her karakterde çok talihliydik. Ayrıca, Naomie ve Bérénice de hem olağanüstü güzel, hem de zeki, çalışkan ve çok yetenekli aktrisler”.

Naomie Harris MI6 saha ajanı Eve’i canlandırdı. Mendes, “Son yıllarda, Bond filmleri iki tip kıza yer verdi: Egzotik olan ve ülkede yetişmiş olan. Naomie her ikisi de olmayı başarıyor” diyor.

Harris ise şunları söylüyor: “Eve bir saha ajanı olarak çok bağımsız, çok zeki, çok esprili, eğlenceli ve cesur. Bond’un karşısında geri adım atmıyor ki bence bu onu çok daha ilginç kılıyor. Eve’i canlandırmak gerçekten kişiliğimin daha maceracı yönünü ortaya çıkarmamda bana yardımcı oldu. Bu çok eğlenceliydi”.

Harris’in karaktere yaptığı eklentiler yapımcıları hem şaşırttı hem de sevindirdi. Wilson ve Broccoli bunu şöyle açıklıyorlar: “Karakter, senaryo üzerinde, oldukça küstah bir saha ajanından öte değildi. Ne zaman ki Naomie sahneye çıktı, o zaman bu karakterin Bond filmleri için tamamen yeni bir şey oluşturma potansiyelini gördük. Eve karakteri çok yaratıcı. Bond’un başına gerçekten bela olsa da, ona büyük sevgi besleyebiliyorsunuz. Ayrıca, Bond ile aralarında harika bir flörtleşme var. Bond’a karşı dik durabiliyor. Bence izleyiciler onunla gerçekten özdeşleşecek. Naomie olağanüstü bir aktris”.

Kast yönetmeni Debbie McWilliams “SKYFALL”da resmi olarak çalışmaya çekimlerden bir yıl önce başladı. Sürekli olarak, yeni, ilginç ve keşfedilmemiş yeteneklerin peşindeydi. “Sanırım olağan ticari kaygılar olmadan yeni yetenekleri önemli rollerde oynatabilme konusunda eşsiz bir konumdayım” diyen McWilliams, şöyle devam ediyor: “İzleyiciler şaşırmak istiyorlar ve beklentiler hep çok yüksek. Bütün bir dünyadan oyuncu seçme olanağımız var. Daha önce belki de adı duyulmamış özel oyuncuları gidip bulmak benim işim. Tüm dünyadan başvuru kabul edildi ve oyuncu seçmeleri başta Şangay, Stockholm, Madrid, Saraybosna, Atina, İstanbul ve Pekin olmak üzere birçok yerde yapıldı”.

“SKYFALL”un bir diğer kilit rolü olan Severine’i Bérénice Marlohe canlandırdı. “Eğer bir Bond kızı icat etmem gerekseydi, o, Bérénice olurdu” diyor Mendes gülerek ve ekliyor: “Bir Bond kızının tüm klasik öğelerini barındıran birini bulmak istedim: Ateşli; seksi; kız değil kadın olan ve gizemli. Bérénice yarı Kamboçyalı yarı Fransız. Bize o gizemi hissettiriyor. Tüm bunların yanında, olağanüstü bir aktris”.

Marlohe, Severine’i eşsiz kılmak için destek gördüğünü söylüyor: “Karakterimin stilini yaratmak için kendi kişiliğimi ve hayal gücümü kullanabileceğimi hissettim. Bu tür bir filmin bana bunlar için alan bıraktığını bildiğim için özgürdüm”.

Yazar Robert Wade, Severine’in ardında yatan düşünceyi şöyle açıklıyor: “O hayatta kalmayı öğrenmiş biri. Fleming kitaplarındaki pek çok kadın gibi, kendini katılaştırmış çünkü erkekler tarafından istismar edilmenin nasıl bir şey olduğunu biliyor”.

Marlohe ise, “Severine, Bond ile Silva arasındaki bağlantı. O çok gizemli bir kadın. Bu karaktere yoğunluk katmak istedim” diyor.

Ralph Fiennes filmde M’in teşkilatını gözlemekle sorumlu hükümet görevlisi Mallory rolünü üstleniyor. “Yüzeyde, Mallory sevimli ve görgülü biri ama katı bir yanı da var. M’e karşı durabiliyor ve onunla kafa kafaya gelebiliyor” diyor aktör.

Michael G. Wilson ise şunu ekliyor: “Filmde Mallory’nin kime sadık olduğundan emin olamıyorsunuz: M ve Bond’a destek mi köstek mi olacak bilmiyorsunuz. Çok zor sorular soruyor ve çok da eleştiriyor. Oldukça muğlak bir karakter”.

Ben Whishaw, “SKYFALL”da, Bond’un tedarikçisi Q rolünü üstlenen dördüncü aktör. Çok sevilen bu karakterin seriye dönmesi sevinçle karşılandı. Rolü –nam-ı diğer Binbaşı Boothroyd’u– Peter Burton canlandırmıştı. Bunun ardından, Desmond Llewelyn 1963-1999 yılları arasında 17 Bond filminde bu rolü üstlendi. Son olarak da, Q’nun asistanı R olarak John Cleese “The World is Not Enough”ta seyirciyle buluşup, “Die Another Day”de Q pozisyonuna terfi etti.

Yapımcılar Wilson ve Broccoli bu rol için Ben Whishaw’un neden doğru isim olduğunu şöyle açıklıyorlar: “Q karakterini yeniden seyirciyle buluşturmaya çalışırken, onun şimdi genç bir teknoloji dehası olması mantıklı geldi ve karakter bu şekilde yazıldı. Ben, en net seçimdi çünkü onda muhteşem bir açık sözlülük, gerçek bir zeka ve espri anlayışı var”.

John Logan, “Bond, Q’yla tanıştığında, önce bir kuşku var: “Kim bu çocuk ve neden bana işimi nasıl yapmam gerektiğini söylüyor?’ Ama çok geçmeden aralarında karşılıklı saygı oluşuyor” diyor.

Whishaw ise şunu ekliyor: “Q filmdeki en önemli çatışmalardan birini temsil ediyor: Eski ile yeninin karşı karşıya gelişi. ‘SKYFALL’un başından sonuna kadar, dünyanın şu anda işleyiş şekli ile istihbarat servislerinin geleneksel yönetiliş biçimi arasındaki bu çekişme ve tema sürüyor”.

Casusluğun her yerde olduğu kadar siber ortamda gerçekleştiği çağımızda bu özellikle geçerli. “Yeni Q bir tür bilgisayar dahisi, dünya üzerinde belli bir bilgiye sahip altı kişiden biri. Muzip bir mizah anlayışına sahip, oldukça gizemli biri” diyor Whishaw.

Albert Finney de filmde Bond’un esrarengiz geçmişinden gelen sevimli karakter Kincade’i canlandırdı. “Albert Finney son derece sıradışı bir adam: Seksi, muhteşem ve çok hoş” diyen Broccoli, şöyle devam ediyor: “Bana kalırsa bu rolde akıllara yer edecek çünkü Kincade’in Bond’la arasındaki ilişki çok eskilere dayanıyor ve Kincade tam zamanında ortaya çıkıyor. Albert’ın bir Bond filminde olması harika bir şey çünkü Cubby onunla çalışmayı çok istiyordu. Tabi ben de istiyordum ama şimdiye dek buna hiç fırsatımız olmamıştı. O bir efsane, olağanüstü bir aktör. Komik, çekici, muhteşem ve feci seksi. Hâlâ yüreğimi hoplatıyor!

YAPIM TASARIMI HAKKINDA

Oscar ödüllü yapım tasarımcısı Dennis Gassner bir Bond filminde ikinci kez, Sam Mendes’le üçüncü kez ve görüntü yönetmeni Roger Deakins’le yedinci kez birlikte çalıştı. “Herhangi bir karakter için herhangi bir set tasarımı planlanırken hikayenin önce geldiğine inanıyorum” diyor Gassner ve ekliyor: “‘SKYFALL’ süreci boyunca, Bond’un duygusal yolculuğunu ve her bir ortamın onu, onun da her ortamı nasıl etkilediğini göz önünde bulundurdum. Otuz bir tane set hazırladık, ama Londra da bu filmde önemli bir rol oynadı”.

Daniel Craig ise şunları söylüyor: “Sam söz konusu olduğunda, Londra’da çekim yapma fırsatı, boğaya kırmızı göstermek gibiydi. Londra’nın daha önce görmediğimiz yerlerini görmek, şehri çoğu filmde olanaksız olacak şekilde kullanmak istedik. Neyse ki Bond ismi bazı kapıları açıyor! Londra’nın gerçek bir karakteri var ki bu beni en çok heyecanlandıran şey çünkü bu şehri seviyorum. Bence Londra çok nadiren filmlerde iyi şekilde yansıtıldı. Bizim amacımız Londra’nın çılgınlığını, gizemini, tehlikesini ve ihtişamını yakalamaktı. Şehre çok yakından odaklanmak cesurca ve harika bir şeydi”.

Hikayenin büyük bir kesimi de Londra caddelerinin altında geçiyor. Burası için, tarihte Churchill sığınak sistemi olarak anılan yeraltı düzeneği esas alındı. İkinci Dünya Savaşı sırasında, pek çok hükümet teşkilatının ofisleri koruma amacıyla yeraltına taşındı; benzer şekilde, “SKYFALL”da da, MI6 merkezi saldırıya uğradığında, M yer değişikliği kararı alıyor.

Gassner, “Her hükümetin sorması gereken türde bir soru bu: Olağandışı bir acil durumda, nereye gidilecek? Londra’da, İkinci Dünya Savaşı sırasında şehrin altına, yeraltına gidildi. M de bunu yapmaya karar veriyor ve teşkilatı yeraltına taşıyor”.

Bu şekilde, MI6 merkezini şehrin altına taşımak gibi bir alt hikaye bile, filme belirgin bir İngilizlilik hissi veriyor. Craig, “Sam’le yaptığımız konuşmalarda, ‘SKYFALL’un temel İngiliz değerleriyle örülmesini istedik. Bu filmi şaşmaz bir şekilde İngiliz yapmak bizim hayalimizdi” diyor.

Gassner, Old Vic Tünelleri gibi gerçek bir mekanla, MI6 sığınağı gibi platoda inşa edilmiş setleri nasıl bütünleştiğini şöyle açıklıyor. “Başlıca sahneleri kontrol edebilmek ve Roger Deakins’in muhteşem ışıklandırmasına olanak verebilmek için platoya ihtiyacımız vardı. Old Vic mekanlarında ise çalışmak bir zevkti ve genelde bürokrasiye takılan yeraltı Londra’sı, bize Pinewood’da inşa ettiğimiz setler için ilham kaynağı oldu. Gerçek mekanlarla setlerin harika bir füzyonunu elde ettik, biri diğerine ilham kaynağı oldu ve tek bir birim oldular”.

TEHLİKELİ SAHNELER VE EFEKTLER HAKKINDA

Dublörler Bond filmlerinde her zaman önemli yer tutarlar; “SKYFALL” da buna bir istisna değildi. Yönetmen Sam Mendes, İkinci Birim Yönetmeni Alexander Witt ve Dublör Koordinatörü Gary Powell yakın bir işbirliğine girerek Bond için fizikselliği yüksek ama inandırıcı bir serüven yaratmayı hedeflediler. Gerek Mendes gerek Powell için filme daha gerçekçi bir bakış açısından yaklaşmak önemliydi. Aksiyon senaryoda başladığı için, “Aksiyon sekansları yazmak en büyük zorluklardan ama aynı zamanda bir senarist olmanın en keyifli yanlarından biridir” diyor senarist John Logan ve ekliyor: “‘SKYFALL’daki zorluk aksiyonu olabildiğince ‘Bondvari’ yapmaktı; yani sert, gerçekçi ve yoğun”.

Elbette hiçbir oyuncunun Craig kadar tehlikeli sahnesi yoktu. Javier Bardem, Craig’i Bond rolünde izlerken gözlemlediğini belirtip, “Kendi rolüm de bir miktar fizikselliğe hazırlıklı olmayı gerektiriyordu, ama tabi benimki Daniel’ınkinin yanında solda sıfır kalır. Üstelik Daniel aksiyon sahnelerini çok kolaylıkla yapıyor. Ben dışarıdan onu seyrederken, ‘Yerinde olsam, bunu yapmazdım!’ diye düşündüm” diyor gülerek ve ekliyor: “Tabi benim de aksiyon sahnelerim var ama Daniel’ın yaptıklarıyla mukayese kabul etmez”.

Yapımcı Michael G. Wilson da, “Daniel inanılmaz çalışkan bir oyuncu, muhtemelen tanıdığım en çalışkan aktör. Sadece zihinsel hazırlıktan değil, fiziksel hazırlıktan da söz ediyorum. Deli gibi, profesyonel bir sporcu gibi spor yapıyor. Role, Bond olmaya kendini gerçekten yüzde yüz adıyor” diyor.

Dublör koordinatörü Powell dijital teknoloji ve bilgisayar grafiklerindeki ilerlemeyi takdir ediyorsa da, aksiyonun gerçek olmasını tercih ediyor. “Hepimiz, özellikle de Sam ve Gary, bu filmin sınırlarını olabildiğince zorlamamız gerektiğini hissediyordu. Bond filmlerinde her zaman aksiyonun gerçek olmasına güvendik ve bu yoldan gittik.CGI’ı sadece destek amaçlı kullandık, sahneyi yaratmak için değil” diyor Powell ve ekliyor: Saatte 50 kilometre hızla, köprüye doğru ilerleyen bir trenin tepesinde, Ola Rapace’la dövüşmek muhtemelen oldukça akıl almaz bir andı”.

Broccoli ise şunları ekliyor: “Daniel aksiyonun, özellikle de dövüşlerin tasarımına büyük katkı sağlıyor ve bu işin hakkını veren de kendisi, çünkü aksiyonun olabildiğince çok kısmını kendi yapmak istiyor. Tren sekansı için Türkiye’deydik ve tüm çekimler boyunca yüreğim ağzımdaydı. Daniel ve Ola hareket hâlindeki bir trenin tepesinde dövüşüyorlardı ve yaptıkları hareketler tek kelimeyle kalp krizi yaratacak türdendi. Aksiyonun bu kadar başarılı olmasının nedeni Daniel, çünkü sahici; trenin tepesinde o var ve izleyici de bunu biliyor bence”.

Açılış sekansı perdede her ne kadar sadece 12 dakika sürüyor olsa da, hayata geçirilmesi üç aylık prova ve 2 aylık çekim yapmayı gerektirdi. Powell, Motocross şampiyonu Robbie Maddison, Top Gear’ın eski isimlerinden ‘Stig’ Ben Collins ve İngiliz ralli şampiyonu Mark Higgins’i dublör ekibine dahil etti. “Aksiyonu adım adım yürütmek önemlidir. Bu sayede ekibim onu avuçlarının içi gibi öğrenebilirler. Aylarca prova yaptıktan sonra, beyinlerine kazınır, ve hata yapılması olasılığını düşürür” diyor Powell.

Aksiyon yüksek tempolu olsa da, Mendes çekim sürecinin öyle olmadığını belirtiyor. “Şöyle söyleyeyim: Aksiyonu kurgulamak çekmekten çok daha heyecan verici. Aksiyon çekimi yapmak çok ama çok büyük titizlik gerektiriyor, milim milim yol alıyorsunuz. Bana göre zorluk paralel aksiyon yaratmak çünkü düzlemsel bir kovalamacaya kilitlenip kalmıyorsunuz. Hiçbir zaman A’nın ardından B gelmiyor, aynı anda süregiden başka bir şey var. Dolayısıyla, aynı zamanda birbiriyle örtüşen çeşitli hikayeleri takip ediyorsunuz” diyor yönetmen.

Yazar Neal Purvis ise şunu ekliyor: “İstediğiniz kadar patlama yaratabilirsiniz ama esasında bunların dramatik özünün başarılı olmasını sağlamalısınız”.

Bond serisinin bir diğer vazgeçilmez unsuru da Bond’un arabası. Aston Martin DB5 yıllar içinde Bond ile eş anlamlı hâle geldi. Wilson, söz konusu Bond’un arabası olunca, James Bond’um diyen tek bir araba olduğunu vurguluyor: “Ara sıra başka arabalarla flört ettik ama hep Aston Martin’e geri döndük. Bu artık Bond’un imzası, klasiği oldu, onunla özdeşleşti”. Öte yandan, Aston Martin’ler arasında da, Bond’la bire bir özdeşleşen model DB5’ti; 60’ların üretim modellerinden olan bu arabayı Bond ilk kez “Goldfinger”da kullandı. ‘SKYFALL’ için, Bond’un geçmişine yapılan bu gönderme serinin hayranlarına hitap etmekle kalmayacak, hikayenin örgüsünde de anlamlı olacak.

Yazar John Logan, Bond’un ikonlaşmış arabasının geri dönüşüne çok sevindiğini dile getiriyor: “DB5’e aşığız! Bond denince çok net bir şekilde aklınıza gelen bazı şeyler var;  onlardan biri de işte bu araba modeli. Bond’un bu esas arabasını Bond’un geçmişine ve geleceğine yeniden yön veren bu filmde kullanmaya mecbur hissettik kendimizi; tabi arabanın son derece havalı olması da cabası”.

Daniel Craig de Bond’un bu klasik arabasına büyülenenlerden. “Bu modeli seviyorum, ve filmimizin hikayesi de DB5’i yeniden sahneye çıkarmak için mükemmel bir platformdu. Bu film Bond’un köklerine dönüp, şeytanlarıyla yüzleşmesini konu alıyor. Bu anlamda, doğru bir seçim gibi geldi. Arabadan oldukça iyi bir şekilde yararlandık” diyor Craig.

MEKANLAR

BİRLEŞİK KRALLIK:

“SKYFALL”un yapımı Londra’nın biraz dışındaki Buckinghamshire’da yer alan tarihi Pinewood Stüdyoları’nda gerçekleştirildi. Pinewood yıllar içinde James Bond filmleriyle eşanlamlı hâle geldi çünkü “Moonraker”, “License To Kill” ve “GoldenEye” haricindeki tüm filmler burada hayata geçirildi. Sekiz ayrı platoda otuz bir farklı set inşa edildi. MI6 yeraltı sığınağının iç mekanı; Bond’un Severine’le ilk karşılaştığı Golden Dragon Casino’nun iç mekanı; ve Silva’nın yaşadığı, Makau açıklarındaki ıssız Dead City adasının dış mekanı bu setlerden sadece birkaçı.

Bond’un Silva’yı kovaladığı sırada gerçekleşen görkemli tren kazası 007 Platosu’nda gerçekleştirildi.  Çekim ekibi kaza için her biri yedi ton ağırlığında iki tane tam boyutlu vagon ürettiler. İnsanların sette durması çok tehlikeli olacağı için, 007 Platosu’nun içine on tane uzaktan kumandalı kamera yerleştirilerek, kaza çeşitli açılardan görüntülendi.

Platodaki padok tankı Golden Dragon Casino’nun dış görüntü mekanı oldu. Set üç yüz tane yüzen fener ve iki tane 9 metre boyunda ejderha başıyla ışıklandırıldı. Otantik ejderha başları yaratmaları için Çin’den on iki sanatçı getirtildi. Ejderha başları sarmal çelik tel ve ipek dokumadan yapılıp içeriden 400 ampulle aydınlatıldı.

“SKYFALL”un birçok dış mekan sahnesi Londra’nın merkezinde gerçek mekanlarda çekildi. Mendes en büyük zorluğu burada yaşadığını belirtiyor ve, “Burası benim şehrim. Onunla arama mesafe koymam çok zor. Buraya mitsel bir boyut katmaya çalıştım: Bir havası, bir atmosferi, bir tehdit boyutu olmasını amaçladım. Tahmin edilebilecek bazı yerlerde çekim yaptığımız söylenebilir ama umarım bunları tahmin edilemez şekillerde yapmışızdır” diyor.

Şehrin çeşitli yerlerinde dokuz farklı Londra mekanı kullanıldı. Old Vic Tünelleri MI6’nın eğitim alanının yerine geçti; Smithfield Çarşısı yakınındaki Great Suffolk Caddesi’ndeki yeraltı otoparkı yeni MI6 merkezinin girişi olarak kullanıldı; ve Londra’nın en yüksek dördüncü yapısı olan Broadgate Kulesi’nin girişi de Şangay’daki bir iş merkezine benzemesi için dekore edildi ve ışıklandırıldı. Burası Bond ile Patrice (OLA RAPACE) arasında bir dövüşe sahne oldu. Kanarya Rıhtımı’ndaki Virgin Active havuzu Bond’un Şangay’daki otelinin havuzu görevini gördü.

Ayrıca, Ulusal Portre Galerisi Bond ile Ben Whishaw’un canlandırdığı karakter arasında gizli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Çekim ekibi müzenin kapalı olduğu gece saatlerinde, dünyanın en güzel resimlerinden oluşan bir koleksiyonla çevrili olarak çalıştılar. Güneş doğduğunda ise, birim dışarı çıkarak, Bond’un Londra’nın simgelerinden olan Trafalgar Meydanı’na girişini görüntüledi.

Filmin fragmanının açılış sahnesi Bond’u DECC’nin (Enerji ve İklim Değişikliği Şubesi) çatısında gösteriyor. Mekan departmanı çeşitli mekanları taradıysa da DECC’nin manzarası bu önemli sahne için mükemmel bir fon sağlayan tek yerdi.

Belediye Başkanlığı ve Londra Ulaşım Dairesi’nin işbirliği ve yardımıyla, M’in MI6’nın merkezine yapılan saldırıya tanık olduğu sahne için, yapımcılar hem Vauxhall Köprüsü hem de Millbank’te çekim yapma olanağı buldular. Çekim günü birkaç havai fişeğiyle temsil edilen patlama, daha sonra, Pinewood’da inşa edilen bire üç ölçekli MI6 modeli üzerinde yeniden yapıldı. Filmin özel efektler ve minyatür efektler amiri olan Chris Corbould saldırıyı yirmi sekiz patlayıcıyla yeniden yarattı.

Yapımcılar dört haftasonu boyunca Londra Metrosu’nun Charing Cross durağında çekimler gerçekleştirdi. Yapım birimine kullanılmayan hatlardan birinde Bond ile Silva arasındaki kovalamacanın çeşitli kısımlarını çekme izni verildi. Kovalamaca Parlamento Meydanı’ndan Whitehall’a doğru devam etti ve sekansın doruk noktasına ulaşılan Trinity Meydanı’nda son buldu.

Eski Kraliyet Deniz Harp Akademisi ve Surrey’deki Hankley Common Golf Kulübü filmde görülen diğer İngiltere mekanları arasında yer alıyor.

İSKOÇYA:

Sondan bir önceki James Bond romanı “You Only Live Twice”da, Fleming, Bond’a bir aile geçmişi verdi: Bond’un babasının İskoçya-Glencoelu olduğunu yazdı. Glencoe ülkenin en muhteşem doğalarından birine sahip; dağları dünyadaki en eski tortul ve volkanik katmanlarını içinde barındırıyor. Bu dağlar Bond ile M’in Glencoe’nun güzel manzaralı yollarında efsane araba Aston Martin DB5’le giderlerken harika bir fon oluşturdu.

ÇİN:

John Logan, Şangay’ın hikaye akışında ne kadar önemli bir rolü olduğunu şöyle aktarıyor: “Aradığımız şey Londra’nın tezadıydı. Bond’un büyüdüğü dünyaya, yaşamakta olduğu dünyaya benzemeyen egzotik mekanlar istedik; bir bakıma, Bond’un rahat edemeyeceği yerler aradık”.

İkinci Birim yönetmeni Alexander Witt ve ekibi Şangay’a gidip temel çekimleri ve araba sekanslarını gerçekleştirdiler. Ekip dünyanın en dinamik şehirlerinden olan Şangay’da, Çin Yılbaşısı’ndan önceki yoğun haftada, geceler boyu sürekli değişen bu cıvıl cıvıl şehri görüntüledi. Marc Wolff’un pilotluğunu yaptığı hava ekibine Çin hükümetinden ödünç alınan bir helikopterle şehrin semalarında çekim yapma izni verildi. Bu nadiren elde edilen bir izindi. Dennis Gasser ve sanat departmanı Çin ortamının geri kalanını yaratmak için Pinewood Stüdyoları’nda çalıştılar.

TÜRKİYE:

“SKYFALL”un sabırsızlıkla beklenen ilk jenerik sekansı İstanbul ve Adana’da çekildi. Bond yaralı bir MI6 ajanından kritik bilgilerin çalındığını öğrendiğinde, ajanı yaralayan Patrice’i Eve’in yardımıyla İstanbul’un merkezindeki kalabalık ve hareketli sokaklarda kovalar. Bond, Patrice’in peşinden şehrin en eski ve en muhteşem meydanlarından olan, tarihi Mısır Çarşısı ve şahane Yeni Cami’yle çevrili Eminönü Meydanı’na ulaşır. Sanat ve aksesuar departmanı Bond’un motosikletle içinden geçmesi için Eminönü Meydanı’nda iki yüz elliden fazla pazar tezgahından oluşan bir çarşı alanı yarattı ve dekore etti.

Yüksek tempolu kovalamaca çatılarda ve sonra da İstanbul’un ünlü Kapalı Çarşı’sının içinde devam etti. Kapalı Çarşı dünyanın en büyük ve en eski üstü kapalı pazarlarından biri. Toplamda 61 tane üstü kapalı sokak ve üç binden fazla dükkan her gün 400.000 ziyaretçi çekiyor. Sekansın hasara neden olma riskinden dolayı, film için mekana giriş izni çarşının kapalı olduğu pazar günü ile sınırlıydı. Mekan departmanı, set dekorasyonu, sanat ve aksesuar ekiplerinin ortak çabasıyla, çarşı cumartesi akşamları dekore edildi ve normalde çarşının sahip olması gereken yoğunluk imajı sağlanmaya çalışıldı. Kapalı Çarşı’ya 500 Türk figüran getirilerek mekana her zamanki kalabalığı ve uğultulu atmosferi kazandırıldı. Çarşı’nın çatıları İstanbul’un tarihi ve dinamik ufkunu göstermek için harika bir platform oluşturdular. Yapımcılar Kapalı Çarşı’nın tarihi mimarisini korumak için her türlü önlemi aldılar. Bu önlemlerden biri de orijinal yapıyı korumak için mevcut seramiklerin üzerini çelik takviyeli çatı panelleriyle kaplamaktı.

Kovalamaca 12 Land Rover Defender ve 16 Audi A5 filosu gerektirdi. Tüm araçlar sahnenin ve kameraların gerektirdiği doğrultuda modifiye edildi ve güçlendirildi. Eve’in kullandığı Defender’lardan ikisinde aracın tepesine monte edilmiş ‘Kapsüller’ vardı ki bu da Naomie Harris’in repliklerine odaklanmasını sağladı çünkü bu kapsüller sayesinde şehrin kalabalık caddelerinde saatte 75 km hızla giden aracı aslında ‘Stig’ Ben Collins kullandı.

“SKYFALL” İstanbul’da çekilen üçüncü Bond filmi. İlki “From Russia With Love”dı (1963) ve bu filmde Ian Fleming’in kendisi Cubby Broccoli, Harry Saltzman ve çekim ekibine eşlik etmişti. İkinci film olan “The World Is Not Enough”ın (1999) ise kısa bir bölümü İstanbul’da geçmişti.

Yapımcılar Bond-Patrice kovalamacasının hızla giden bir Türk yolcu treninde devamını çekmek için İstanbul’dan Adana’ya geçtiler.

Adana, Türkiye tarımının kalbinin attığı, doğu sınırına yakın, modern bir şehir. Burası kovalamaca sekansının önemli bir bölümüne mekan oldu. Kovalamaca yüz tane süratle giden araba ve minibüs, yüksek hızda bir kamyon kazası, motosiklet ustaları Lee Morrison ve Robbie Maddison tarafından gerçekleştirilen bir motosiklet durdurma gösterisi ve elbette tren sekansını içeriyordu.

Trendeki kovalamaca yapım açısından birçok zorluklar barındırıyordu. Hareket hâlindeki bir tren üzerinde çalışmak açılış sekansının en karmaşık ve teknik açıdan en kapsamlı bölümlerinden biriydi.

Bu tehlikeli sekansın doruk noktası, Adana’ya bir saat mesafedeki nefes kesici Varda Köprüsü’nde gerçekleşti. Varda Köprüsü 1912 yılında inşa edilmiş, 172 metre uzunluğunda, 92 metre yüksekliğinde bir köprü. Bond ile Patrice arasındaki dövüş, Eve’in Patrice yerine  yanlışlıkla Bond’u vurmasıyla ve Bond’un trenden uçarak aşağıdaki nehre düşmesiyle son buluyor. Sahnede Bond dublörü Andy Lister yer aldı. Güvenlik ağı oluşturması için bir vagonun üzerine vinç monte edildi. Andy silah atışına sadece kendini 92 metrelik boşluğa gevşekçe bırakarak tepki verdi.

Türkiye’nin sahil kasabalarından Fethiye, Bond’un kendini dibe vurmuş haldeyken bulduğu gözlerden uzak bir sahil ortamına ev sahipliği yaptı.

Yardımcı yapımcı Gregg Wilson yapım tasarımcısı Dennis Gassner’la birlikte yönetmen Sam  Mendes’in hayal ettiği tarzda coğrafi bir kumsal bulabilmek için kapsamlı bir mekan taraması yaptı. Üzerinde karar verilen Çalış Plajı gözlerden uzak bir kumsal olsa da, mekan departmanının çekim izni alması oldukça zor oldu. Türkiye’nin bu güzel kıyısında çekim yapabilmek için, yapım ekibinin kumsalın 613 hisse sahibinden izin alması gerekti.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir