Silver Linings Playbook

‘Umut Işığım (Silver Linings Playbook)’ı tanımlamak, ille de kalıba koymak şartsa eğer… Modern zamanların, sırtında küfeleriyle dolaşan kimi günümüz insanın -biraz da deforme edilerek- tuhaf ilişkileri demek gerek belki de… Romantik komedilere konu alan asıl oğlanla kızın, peşi sıra giriştiği başarısız ilişkilerin ardından ısrarla beyaz atlılarını bekledikleri ve kozlarını buna göre oynadıkları filmlerden değil. Aslında sorunsuz, hep güzel hep yakışıklı olanın, nedendir bilinmez, bulunamayan aşkların peşinde koşmalarının hikayesi de değil. ‘Romantik Komedi’ diyebilmek için iki kere düşünüp, önüne bir de ‘tuhaf’ı ekleyince tamam olan filmlerden, daha çok sıradışı karakterlerin alıp götürdüğü…

Tuhaf bir romantik komedi…

David O. Russel, Matthew Quick’in kitabından uyarladığı ‘Umut Işığım’ ile, ‘Dövüşçü (The Fighter)‘nün ardından, Oscar sezonunda adından söz ettirecek gibi duruyor. Yine oyunculuklarla, özellikle de Jennifer Lawrence ve Bradley Cooper ikilisinin sıcak, samimi ve ilgi çekici performanslarıyla…

Hayatı alt üst olmuş, evliliğinin yıkıcı tarafıyla baş etmeye çalışan bipolar bozukluk teşhisli Pat (Bradley Cooper) ile tanışıyoruz önce. Akıl hastanesinde süresini doldurmuş, baba ocağına dönmüş. Tek meselesi, kendine çekidüzen verip hayatını düzene sokmak ve hemen ardından asıl hedefe odaklanıp –yaşadığı trajediye rağmen- evliliğini kurtarmak. Burada, ‘çekidüzen’ kısmı önemli, zira obsesif bakış açısıyla da olsa, kendini yenilemeye adamış Pat’i gözlemlemek filmi daha da çekici kılıyor. Diğer yandan, filmin ikinci arıza karakteri Tiffany (Jennifer Lawrence) ile tanışıyoruz. Sözüm ona mükemmel bir evlilik portresi çizen ablasının organize ettiği yemekte karşılaşan Pat ve Tiffany, öyle bir başlangıç yapıyorlar ki tanışıklıklarına, geri kalanını merak etmemek, hangisi daha çılgın diye düşünmemek neredeyse imkansız. Yaşadıkları traijk olaylarıyla, kendilerine ait sorunlarıyla (bize göre rağmen) birlikte var olmaya çalışan Pat ve Tiffany’nin öncelikleriyle kesiştirdikleri ‘tuhaf’ iş birliği ilişkinin zeminini oluşturuyor.

‘Tencere kapak’ ile ‘Tencere dibin kara seninki benden kara’ birleşimi bir çift…

Normal koşullarda, karakterleri sıradışı da olsa, asıl adam ve kadının en azından belli bir aşamadan sonra sürpriz bir gelişmeyle sıçrama yapıp mükemmele ulaşması beklenir. Ama Umut Işığım, sorunlu karakterlerin üzerinden ilerken, ne sorunların üzerine ısrarla gidiyor ne de görmezden geliyor. Karakterlerini kompozisyon kıvamında ele alıp keskin hatlarla çizip giriş-gelişme-sonuç bölümüyle sınırlamaktansa mesafeli durmayı tercih ediyor, birden değiştirip mükemmelleştirmediği gibi, koyverip sürüncemede de bırakmıyor. Pat ve Tiffany, tüm uyumsuz koşullara ve çatışmalara rağmen, mizahın da etkisiyle, ilginç sürükleyici sahneler koyuyorlar ortaya. Filmdeki diğer karakterlerin de bir akışı, düzeni var. Tüm garipliklerine rağmen sahiciler ve hepsinin kendince hayatı, zaafları var. Tuhaflıkların buluşturduğu Pat ve Tiffany’nin de hala ve belki de hep, çözülmesi gereken problemleri, iyileşmeyi bekleyen yaraları… David O.Russel, tam anlamıyla pembe panjurlu bir film kurmamış. Öte yandan, ‘yeni, yeniden’ felsefesinin izinden giden toparlanma hikayesinde, insan psikolojisinin kuytularını depresyonunun rahatsız ediciliğini dengeleyen, varlığını her daim hissettiren bir eğlence de sunmuş bizlere. Umut Işığım, ‘rağmen’ sözcüğünü hatırlatıyor neredeyse her adımında. Kusursuz geçmiş yoktur, kusursuz insan, kusursuz aşk hatta kusursuz gelecek… Bu nedenle de sıradanlıktan hayli uzak karakterlerine sempati duymak çok kolay. Tek sorun, uzak durmayı amaç edinmiş genelin tersine, sona doğru klişelere yenik düşüyor olması. Romantik komedinin, kendini iyi hisset modelinin getirdikleriyle, sineye çekilecek kadar ebette. Uyumsuzluğun uyumu diyebileceğimiz, idealin çok dışındaki ilişki filmine, J. Lawrence ve B. Cooper’ın katkısı büyük. Üstelik, Bradley Cooper’ın gerçekten de ilgi çekici performansla sergilediği Pat karakterinin takıntılı mı takıntılı babasını canlandıran Robert De Niro’ya, yeniden hayran kalabilirsiniz benim gibi. Hele de yan karakterlerin neredeyse tümünün gerçekten de hikayenin içinde olduğu romantik komedileri (tuhafından da olsa) özlediyseniz, bu filmden rahatlıkla keyif alabilirsiniz. Oyunculukların tıkır tıkır işlediği ‘Umut Işığım’ın, Oscar adaylığı/ödül şansı ne olur ya da olmalı mı, bilemiyorum… Ama hoş bir seyir sunduğu kesin. Hepsi bu!

Günümü şenlendirdi, darısı başınıza…

İyi Seyirler

Hilal Çetinder

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir