Son derece sarsıcı bir belgesele hazırlıklı olun. Bu yıl en iyi uzun metrajlı belgesel Oscar’ıyla birlikte pek çok ödül de kazanan “Koy”, korku filmini aratmayacak şekilde çekilmiş bir belgesel. İçinde belgeselin tüm unsurlarını barındırırken, sinema diliyle de belgesel dışına çıkmayı başarabilmiş. İzlerken yunuslar hakkında aslında ne kadar az şey bildiğimi üzülerek fark ettim. Sonucundaysa hem hüzünleniyor, hem fazlasıyla öfkeleniyor ama en önemlisi de farkında oluyorsunuz. Benim için tüm bunların dışında hissettiğim çaresizlik ise ayrıca eklenenlerden oldu. Bu nedenle kendi çapımda yazarak da olsa yunusların sessizliğine ve bu belgeseli ortaya çıkaranlara desteğimi bir şekilde göstermek istedim.
“Koy”un çekilmesine vesile olan Richard O’Barry aslında bu filmle bir vicdan hesaplaşması yapmış ve adeta günah çıkartmış. Ama filmin geneline baktığınızda hala yeteri kadar kendini affedememiş olduğunu da görüyoruz. Richard O’Barry geçmişte hepimizin çok iyi bildiği “Flipper” serisinin mimarlarından. Flipper dizisi için kullanılan 6 yunusun 5 tanesini bizzat kendisi yakalamış ve itinayla eğitmiş. Aslında son derece övgüye değer bir namı olan ‘yunuslarla eğlenme ve yüzme’ akımının başkahramanı olan O’Barry’da o yıllarda yunuslar hakkında çok fazla bilgiye sahip değilmiş. Belgeselde de söylediği gibi ‘bu gün bildiklerimi o gün bilseydim, onların doğal ortamının önüne barikat kurar ve kimsenin ulaşmasına izin vermezdim’ diyor. “Koy” belgeseli bu fikirle ortaya çıkıyor. Japonya’nın Taiji kasabasında yunus katliamını keşfeden O’Barry bir ekiple bunu görüntülemeye karar veriyor. National Geographic dergisinin de fotoğrafçılığını yapan gazeteci Louie Psihoyos ile birlikte yola koyuluyorlar. Ama tabi ki bu iş o kadar da kolay değil. Başlangıçta kasabaya girdiğiniz an da müthiş bir yunus sevgisinin hakim olduğunu görmek sizi epey şaşırtıyor.
Aktivistleri ve sevgi dolu yunus figürlerini görmek bir tezatlık oluşturuyor. Böyle bir kasabada değil yunuslara zarar vermek, onlar için en kutsal hayvan olduğu düşüncesi hakim oluyor. Yetkililerin ve özellikle balıkçıların tepkisi belgesel de tüm netliğiyle gösterilmiş. Öyle ki onlardan nefret ediyorsunuz. İşin ilginci ise Japon halkının bu olanlardan haberinin olmaması. Söz konusu yunus katliamı belirli sayıdaki balıkçının ve elbette ki hükümetin izni dahilinde gerçekleşiyor. Yapılan röportajlar, sorulara verilen bilinçsiz ve yalan yanlış yanıtlar insanı çıldırtabiliyor. Bu kasabada her şey güllük gülistanlık giderken tıpkı korku filmlerinde olduğu gibi sessiz ve kimsenin giremediği bir koy bulunuyor. İşte tüm katliam burada gerçekleşiyor.
![]() |
Bunun kolay olmadığını bilen Psihoyos ve O’Barry karşılaştıkları tüm engellere rağmen kendilerine müthiş bir ekip oluşturuyorlar. Hatta kendilerini ‘Oceans’ ekibi olarak tanımlıyorlar ki gerçekten de tüm hazırlıklarını ve planlarını hiçbir detayı atlamadan Oceans filmini aratmayacak şekilde düzenliyorlar. Uzun süren hazırlık döneminden sonra son derece gerilimli anlarla koya yerleştirdikleri kameralar ve teknik malzemeler sonucunda son sahne ve filmin temasını oluşturan bu katliam tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor. İtiraf etmeliyim ki izlemesi biraz zor. Denizin doğal rengini kanın renginden hatırlayamıyorsunuz bile. Ekibi de ayrıca tebrik etmek gerekiyor, hiçbir şekilde hedeften sapılmamış ancak bu gerçekliği abartan ve aşırı rahatsız edici görüntülere yer verilmemiş.
![]() |
![]() |
Filmi izlerken yunuslar hakkında ne kadar az şey bildiğime inanamadım. Sese ne kadar duyarlı olduklarını, bizim kalp atışlarımızdan kemiklerimizden çıkan sese kadar her şeyi tüm netliğiyle algıladıkları, doğal ortamlarının dışına asla çıkmamaları gerektiği ve en önemlisi de çok ciddi oranda cıva barındırarak aslında bir zehir bombası oldukları. Bunlar aslında hep bilinen pek çok hayvan için dile gelen şeyler. Ancak teoride…
![]() |
Bu filmde de görüyoruz ki, özellikle Japonya yunus ticaretinde çok önemli bir gelir sağlıyor. Özelikle sese çok duyarlı olan yunusları yakalama yöntemleri ise çok can acıtıcı. Sese son derece duyarlı ve elbette ki iletişimi de bu yönle sağlayan yunusları teknelerinde sopalarla inanılmaz sesler çıkartarak koya doğru gitmelerini sağlıyorlar. Burada yakaladıkları yunusların bir kısmı gösteri amaçlı eğlence havuzlarına, geri kalan kısmı ise acımasızca öldürülerek balık pazarlarına gönderiliyor. Sanırım hepimiz yunus şovunu izlemekten fazlasıyla hoşlanırız. Onlara dokunmak, onlarla yüzmek. Ama bu gülen suratlar, sese bu kadar duyarlı oldukları için aslında bu eğlence parklarında insanların seslerinden, tezahüratlarından fazlasıyla stres yüklenip o kadar şiddetle etkileniyorlar ki bir süre sonra ölüyorlar. Hemen ölmeyenleri de aslında canlı balıkla beslenen yunuslara parktaki görevlilerin ölü balık vermesiyle kendi pislikleri içinde ölüyor. Sonuç olarak aslında her şekilde ölüyorlar. Lütfen siz de bu belgeseli izleyin ve son zamanlarda ülkemizde de yaygın olan ve Japonya’dan alınan yunuslarla oluşturulan eğlence parklarına gidip yunus şovlarını izlemeyin.
Onları uzaktan sevmek, aşkların en güzeli…




Bir yanıt yazın