‘Çoğunluk’, yönetmen Seren Yüce’in ilk sinema filmi. Önce yurt dışında şimdide ülkemizde festivallerde fırtına gibi esen ‘Çoğunluk’, Venedik Film Festivali’nde ‘Geleceğin Aslanı’ ödülünü aldı. Altın Portakal’da da En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini kazanan filmin en önemli özelliği, kanayan yaralarımızdan biri olan ayrımcılığı sade bir dille ele alması ve bu ele alışı da ‘çoğunluk’ tarafından yapması. Bu öyle bir ayrımcılık ki filmin her karesinde, her haliyle karşımıza çıkıyor ve daha ilk sahnede küçük beyin evin temizlikçisine karşı tutumuyla, tokat gibi patlatıyor yüzümüze.
Film, Mertkan’ın (Bartu Küçükçağlayan) kısa bir dönemine ve onun dünyasındaki gerçeklere odaklanıyor. Hali vakti yerinde, üst sınıfa parayla adım atmış bir ailenin oğlu olan Mertkan, babası Kemal (Settar Tanrıöğen) tarafından sürekli baskı görüyor. Askere gitmek ile okumak arasında kalmış, müteahhit babasının işinde ne yaptığı bile belli olmayan, ne yöne çeksen gelen yaşamında yolu, bir büfede çalışan ve aynı zamanda okuyan Gül ile (Esma Marda) kesişir. Bomboş hayatında Gül’ün ilgisi erkek egolarını harekete geçirir ve genç kadının sevgisine hiç de eşdeğer olmayan bir denklikle başlar ilişkiye. Ancak ilişkileri Gül’ün kökeni nedeniyle, baskıcı babanın vetosuna uğrar.
Evde yaşanan hayatın, babanın karısına, kendinden altta gördüğü insana , elbette oğluna ve hatta devlete karşı tutumunun hiç abartı olmadan yansıtılması, delikanlı Mertkan’ın gündemi ve diyalogları, annenin (Nihal Koldaş) ‘sizi ne biçim yetiştirmişim’ söylenmelerinin ardından oğluna kıyamaması da Türkiye’nin toplumsal gerçeklerinin sadece bir kaçı belki de. Sistemi gözler önüne sererek eleştiriyi masaya yatırıyor, okuyan okur mantığıyla…
Bartu Küçükçağlayan, farkındalıktan bir haber, ailenin yönlendirmeleriyle yaşayan, babadan oğula geçen sistemin erkeği Mertkan’ı mükemmel bir performansla canlandırıyor. Türkiye’nin gerçeği baba figürüyle Settar Tanrıöğen, tam da olması gerektiği gibi. Gül’ün, sevgisine denk olmayan Mertkan karakterini seçmesi bile aslında hayata tutunma çabalarının limitlerini gösteriyor. Taksici rolüyle görünüp kaybolan Erkan Can’ı da unutmamak lazım.
Film o kadar erkek tarafından bakıyor ki, kadın figürleri sadece serpiştirilerek, öncesiz ve sonrasız yer alıyor. Müziksiz başlayan ve biten film, aile hikayesinin merkezine ayrımcılığı ve toplumsal gerçekleri alıp yerleştirmiş. Ataerkil aile yapısını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren, erkek tarafından bakan bu çarpıcı dramdan etkilenmemek pek mümkün değil. Minimalist sinemanın neredeyse tüm gereklerini yerine getiren, abartıdan kaçınan ve hoş olmayan detayları dahi dürüstçe veren bir film “Çoğunluk”. İzlemenizi tavsiye ederim.
İyi Seyirler
Hilal Çetinder


Bir yanıt yazın