‘Aşk Tesadüfleri Sever’, ‘Ya Sonra?’ ve ardından gelen ‘Bir Avuç Deniz’. Yerli yapımlar, Hollywood’da çokça iş yapan romantik komedi ya da aşk filmlerinin rotasını takip etme yönünde önemli atılımlar yaptı bu yıl. Adını aşkla uzatan Şubat ve uzantısı Mart, bu filmlerden fazlasıyla nasibini alıyor. Ancak ‘Bir Avuç Deniz’ yazmakta en zorlandığım filmler arasında yer aldı. Emeğe saygı ve en önemlisi de ‘kötü bir şey söyleyeceksem hiç söylemem’ felsefeme sağdık kalmak adına.
Bakmayın isminin bir avuç deniz olduğuna, sere serpe deniz ve başroldeki ‘Deniz’ karakteriyle hak ediyor bu ismi. Başrollerde, son zamanların ön plana çıkan jönlerinden Engin Altan Düzyatan ve güzeller güzeli Berrak Tüzünataç. Hal böyle olunca aşk filmi ile karşılaşmayı beklemek kaçınılmaz oluyor. Kaçınılmazla da karşılaşıyoruz elbet, içinde bulunmak istemeyeceğimiz ‘ilişki durumu karışık’, insanı alıp götüremeyen ve çirkinleşen aşklara yelken açıyoruz bir avuç denizde. Annenin oğluna, denize duyulan aşk, iki gencin yasaklara ve birbirine duyduğu aşk… Hangisi gerçek, hangisi değil? Belli ki hepsi gerçek, hiçbiri değil.
İstanbul’un elit bölgesinde konuşlanmış zengin aile yapısında olması beklenmeyen tek şey karmaşa. Köşesine çekilip resim yapmakla meşgul bir baba, çiçeklerini oğlunun, oğlunu çiçeklerinin yerine koyan bir anne ve iyi eğitim almış(!) el bebek gül bebek bir genç. Mert (Engin Altan Düzyatan) Amerika’da okumuş, artık daha fazla aile (anne) hasretine dayanamayarak, özgür görünümlü ana kuzusu hayatına geri dönmüş. İyi bir iş, sevgi dolu anne baba (Ayda Aksel, Can Gürzap), düzgün sevgili (Zeynep Özder) ve can arkadaşlar (Tuğrul Tülek, Ahu Yağtu) yanı başında. Her şey seyrinde devam ederken, asi, her daim kavga etmeyi bir uzvu gibi gören sorunlu genç kadın Deniz (Berrak Tüzünataç) çıkar Mert’in karşısına. Biryanda huzurun, düzenin temsili sevgili, diğer yanda maceranın, tutkunun adresi Deniz. Bu ikilimle birlikte az önce sıralanan tüm o yanı başındakiler Mert’le birlikte savrulur dört biryana.
Film belli ki iyi bir amaca hizmet etmek, erkeklerin anlaşılamayan dünyasına, aldatma felsefesinin aslında hiç de derin olmayan iç yüzüne, anne – oğul arasındaki kimselerin çözemediği bağlılığa, dün, bugün ve yarın da devam edecek sınıf farklılığına el atmak ve sonuna da sürprizinden bir final yerleştirmek istemiş. Aslında enteresan bir karakter kurgusu var karşımızda. Ancak bunlar bir arada olsun, üstelik sadece sözlerle olsun denince, ortaya tiyatrovari diyaloglarla klişeleşmiş bir senaryo ve havada kalan, zorlama oyunculuklar çıkmış. Daha ilk sahnede başlayan, usta oyuncu Ayda Aksel’e rağmen akmayan diyaloglar, ilerleyen sahnelerde yerini, suskun Mert karakterinin ikilemlerinden oluşan, belli ki eleştiri amaçlı verilen, tutuk ama aynı zamanda da güldüren cümlelere bırakıyor.
‘Bir Avuç Deniz’, reklam filmleriyle tanınan Leyla Yılmaz’ın ilk uzun metrajlı filmi. İlk elin günahı olmaz diyor, film hakkındaki yorumları size bırakıyorum.
İyi Seyirler
Hilal Çetinder

Bir yanıt yazın