Winter’s Bone

Acımasız dünyada ‘Gerçeğin Parçaları’…

Winter’s Bone, Sundance Film Festivali’nde Jüri ve Senaryo ödülüyle döndüğünde dikkatleri üzerine çekmişti. Ardından da, olası kazanacaklar yarışına giremese de En İyi Film başta olmak üzere 4 dalda Oscar adaylığı kazandı. ‘Gerçeğin Parçaları’ geceden eli boş döndü belki ama oyunculukları, sade ve içe dokunan anlatımıyla kendini kanıtladı. Daniell Woodrell’in kitabından uyarlanan filmin yönetmeni Debra Granik. Geçtiğimiz hafta vizyona giren ve Coen’lerin ‘İz Peşinde’ filminde olduğu gibi yaşından önce olgunlaşmak zorunda kalan küçük kadının, babasının izini bulma yollarına odaklandığı bağımsız yapım, bizi girmekten hoşlanmayacağımız bölgeye davet ediyor.

17 yaşındaki Ree Dolly (Jennifer Lawrence), esrar üreticisi babasının ortadan kaybolması üzerine, iki küçük kardeşine ve ruhen kendinde olmayan annesine bakmakla yükümlü. Aslında belki idealleri, hatta hayalleri olabilecek bu küçük kadın, babasının kefalet olarak yaşadıkları evi göstermesi üzerine evsiz kalma tehlikesiyle de karşı karşıya. Henüz reşit bile olmayan Ree, yaşamak ve sefil bile olsa düzenini devam ettirmek için, babasını bulmak ve kirli dünyasına girmek zorunda kalır. Zamana karşı yarışı birinci sıradaki gerilim olabilecekken, gizem ve yol aldığı ketum dünya ilk sıraya yerleşiyor.

Ree Dolly’nin sırf evini kurtarabilmek için babasını bulma yolculuğu, insanın içini acıtacak aile dramı ve girift insan hikâyeleri, filmin kendine has ortamıyla bütünleşiyor. Karakterlerin bir anda değişen iyi/kötü yönleri, neredeyse yöredeki herkesle kan bağı bulunan uzak akrabaların varlığı ve tutumları, adeta oksijen almak gibi esrarın doğallığı, bir türlü kapanamayan kan davası misali hesaplaşmalar, Ree yoluna devam ettikçe yürümesine engel olan küçüklü büyük çakıl taşlarını oluşturuyor.

Soğuk, sevimsiz, çıplak ve kasvetli ortam, adeta birbirinin kopyası gibi yaşayan insanlarıyla sanki saklı kalmış ve karantinaya alınmış, görünmeyen çitlerle çevrili girişi de çıkışı da olmayan bir bölgeyi andırıyor adeta. Film, bizi de o alana hapsediyor, çıkmamıza olanak tanımıyor. Hikâyesi ve genç kız portresiyle devam eden serüven, Coen’lerin ‘İz Peşinde’siyle benzerlik gösterse de, Coen tarzının nefes aldıran abzürd mizahının yerinde yeller esiyor. Her şey göründüğü gibi, ne bir eksik ne bir fazla. Ree Dolly rolüyle genç yaşında En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar adaylığı kazanan Jennifer Lawrence, büyüklerin gizemli dünyasında çok başarılı bir performans sunuyor. Kimi zaman karşıt kimi zaman da yandaşı olacak amca Teardrop rolünde ise En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar adaylığı kazanan harika performansıyla John Hawkes rol alıyor.

Kara modeli deneyen yapım, tıpkı ortamı gibi ‘soğuk’ etiketini yemesi an meselesi haliyle, Oscar adayları arasında olmasaydı, izlenir miydi, hatta vizyona bile girebilir miydi? Çok emin değilim… Herkesin sanki bilmediğimiz bir dille konuştuğu, çaresizlikle yoğrulduğu filmi, özellikle Lawrence proforması için izlemenizi tavsiye ederim.

İyi Seyirler

Hilal Çetinder

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir