Eğlencenin ta kendisi…
Biri bana, ‘son dönemde izlediğin en eğlenceli film hangisi?’ diye sorsa, hiç düşünmeden ‘The Artist’ derdim. Filmekimi programında izlediğim ve salondan çıktıktan sonra, uzun bir süre yüzümde engel olamadığım tebessümle, 1900’lerin başında sinemadan çıkmış insan haresiyle dolaşmama neden olan ‘The Artist’ için, sadece eğlenceli demem sizi yanıltabilir. Ayrıca orijinalleri varken bu cover! filmi neden izleyelim sorusu da pekâlâ akla gelebilir. Oysa bunu yapmak zor iştir, detaycılığı ve risk almayı gerektirir. İşin aslı, günümüz sinemasında, geçmişin izlerini taşıyan, hele de unutulmaya yüz tutmuş sessiz film uyarlamasının ilgi çekmemesi, yankı uyandırmaması (tıpkı çoğu zaman geçmişe duyulan özlem gibi), zaten söz konusu değil. Bunu da arkasına alan siyah – beyaz film ‘The Artist’, usta işi oyunculukları ve dönem estetiğini kusursuz yansıtan Michel Hazanavizius’un katkılarıyla klasikler arasına girmeye aday.
Eskilerden bir hediye, kabul etmemek olmaz…
2011, sinema açısından çok doyurucu bir yıl olamadı maalesef. Ancak, geçmişe saygıyla bizlere nostalji yaşatan ‘Hugo’ ve sonrasında ‘The Artist’ ile yüreklere bir nebze de olsa su serpti. Sırf bunun için bile ilgiyi hak eden bir film ‘The Artist’…
Film içinde film açılış sekansıyla başlayan ‘The Artist’, sessiz sinemayı, tam da rafa kaldırılma dönemiyle kesiştiriyor; sessiz filmden de sessiz, gözümüzü biran bile ayırmamıza izin vermeyen anlatımıyla da beyazperdeye bağlıyor bizi. Öncesi, sırası ve sonrasıyla bir kompozisyon estetiğiyle anlatılan filmde, Jean Dujardin, sessiz film oyuncularını mükemmel performansıyla ve beraberinde saygıyla selamlıyor. Yüzünde sahte beniyle Bérénice Bejo’nun filme, gidişatına ve değişime uygunluğu, Dujardin ve Bejo ikilisinin nefes kesen dans figürleri ve elbette sadık köpek Uggie’yi izlemek öylesine keyifli ki, bu nostalji rüzgârına kapılmamak elde değil…

“Bir dakika! Daha bir şey duymadınız ki!”
Sadece bakış ve mimikle anlatılan o eski filmleri düşünün. Popüler sessiz film yıldızı George Valantin’in, sesli filme geçiş sancılarıyla yaşadığı çöküş ve buhranı, Yeşilçam melodramlarını aratmayan aşk hikâyesiyle sunuluyor. Sessiz’den sesli’ye geçiş dönemi (1920–29) için en uygun anlatım “daha bir şey duymadınız ki!”, filmin duygusal temposunu tetiklerken, Cannes Film Festivali’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülünü ve ardından Altın Küre’yi kazanan Jean Dujardin, sessiz sinema oyuncularının olmazsa olmazı ‘Doğru Bakışı’yla hedefi tam oniki’den vuruyor. Hazanavizius’ın karısı Bérénice Bejo ise, filmde her ne kadar sesli döneme yeşil ışık yaksa da, sanki sadece ‘sessiz filmler için yaratılmış’ büyüsüyle, Peppy Miller’ı canlandırıyor. Eğer sessiz filmlerde en popüler tür slapstick (fiziksel komedi) ise, bu filmdeki karşılığı sevimli köpek olmalı belki de.
‘The Artist’, en güçlü adaylar arasında yer alsa da, Akademi bu, durumu ne olur bilinmez. Ancak, şüphe yok ki sessiz sinemayı bizlere tekrar hatırlatan bu müthiş film, ilerde başyapıt olarak yer tutacak bir fikir. Fikri bu olanın filmi de pekâlâ bir başyapıt olabilir, benden söylemesi… ‘The Artist’i hiç tereddüt etmeden ve kesinlikle beyazperdede izlemenizi öneririm. İzlemekten bu kadar keyif alacağınız bir film, sizi asla yarı yolda bırakmaz.
İyi Seyirler,
Hilal Çetinder
Bir yanıt yazın