Kusurlu bir dev…
Sinema dünyasının en önemli isimlerinden Clint Eastwood’un yönetmenliğini üstlendiği ‘J. Edgar’ın senaryosu, aynı zamanda 2009 yılında yazdığı ‘Milk’ filmiyle Oscar ödülü kazanan yazar Dustin Lance Black’e ait. Amerikan yakın tarihinin, gücünün yanında gizleriyle dolu böylesi önemli bir ismini anlatmak için bizlere verilen süre tam 137 dakika, üstelik makaslanmış haliyle. Olaylara J.Edgar Hoover’ın gözünden bakan ‘J. Edgar’, 24 yaşından ölünceye dek tüm hayatını adadığı FBI’ın düzenini hatta kuruluşunu, yenilikleri ve zorbaca metodu kendine has yorumluyor. Clint Eastwood, J. Edgar’ı ne bir halk kahramanı ne de bir hain olarak gösteriyor; kusurlu bir adamın kimi kusurlarını göstermekten de hiç geri durmuyor.
Son zamanlarda, yakın geçmişe (farklı alanlarda da olsa) adını yazdırmış isimler birer birer önümüze geliyor. Bir yandan Michelle Williams’ın Marilyn Monroe’su, öte yandan Meryl Streep’in Demir Leydi’si. Margaret Thatcher gibi tartışmalı figür J.Edgar Hoover, kariyerinin başında tahmin edilenin çok ötesine çıkardığı çıtasına bir çentik daha ekleyen Leonardo DiCaprio tarafından canlandırılıyor.
Ben insanın iyi giyimlisini ve nüfuslusunu severim
Her biyografide, asıl adamla birlikte, en çok yakın çevresindekiler ilgimi çeker. Ve itiraf etmeliyim ki ‘J.Edgar’, bu ilgimi fazlasıyla perçinleyenlerden. Genç yaşında Soruşturma Bürosu’nun başına gelerek, basamakları hızlıca tırmanan J.Edgar’ın her daim yanında yer alan üç kişi, filmi ve J.Edgar karakterini şekillendiren isimler olması açısından önemli. Hızlıca tanışarak hemen ertesinde evlenme teklif edip reddedildiği, kariyerini birinci sırada tutan uzatmalı sekreteri Helen Gandy (Naomi Wats), kariyerinin daha başında işe aldığı ve sonrasında en yakın dostu ve gerçekte ispatlanamasa da (ki bir filmde daha ne kadar ispatlanabilir) en büyük aşkı Clyde Tolson (Armie Hammer – ‘Sosyal Ağ’ ikizleri) ve elbette gücü seven, sevdiren ve hayatındaki en önemli varlığı; otoriter anne Anna Marie Hoover (Judi Dench). Bu üç ismin ortak noktası, J.Edgar’ın yaşamındaki yerlerinin, durum ne olursa olsun hiç değişmeyecek olması… Hal böyle olunca, ister istemez, tarihin tozlu sayfalarında Edgar’dan hayli geri planda kalan bu isimleri merak ediyor, filmi daha da kurcalamak istiyor insan. Ama tıpkı gerçekte olduğu gibi ser verip sır vermeyen J.Edgar ve ekibi için şimdilik sadece olanıyla yetinmek gerekiyor.

Yaklaşık 50 yıl boyunca FBI’ı kendi bildiği şekliyle ilmek ilmek şekillendiren, tabiri caizse at koşturan J.Edgar’ın, bu yolda nasıl ilerlediği yine kendi ağzından anlatılıyor. Ama bir filmlik süre bu önemli tarihi isme biraz kısa kalıyor. Clint Eastwood, FBI’ı FBI yapan ama aynı zamanda ırkçı, komünizm karşıtı, dönem başkanlarına şantajı kılıfıyla sunmasını borç bilen, hatta yalancı, ün şan şöhret düşkünü bu sıra dışı isme, dokunulmazlığına saygıda kusur etmemeye çalışarak belki de en çok merak edilen özel hayatını, iç dünyasını didiklemeye çalışıyor. Bana göre Black ve Eastwood’un en önemli başarısı, bizlere çok da yakın olmayan bir karakteri, çok derine inmese de kanlı canlı resmedebilmeleri. Hatta J.Edgar’ın izleyicisini de bir basın gibi görüp, yanlı anlatımını (daha doğru söyleyişle, inandıklarını) sürdürmesi ve gerçek açının Tolson’dan gelmesi Clint Eastwood’un zekice bir hamlesi. Amerikalı bir yönetmenin elinden çıkma Amerika’nın en güçlü isimlerinden biri, yakın tarihini ortalama bilen bir Amerikalıyı fazlasıyla tatmin edebilir. Ancak dünyanın geri kalanı için J.Edgar; biyografinin yanında, zemininde tarihiyle gizliden gizliye en çok zaaf ve zayıflıkların işlendiği bir figür, hatta bir aşk filmi olarak da okunabilir pekala. Önem verdiği tek şey dürüstlük, sadakat olmasına rağmen, bilgi için hiçbir engeli kabul etmeyen, gücüne rağmen annesine bağımlı, kusursuzluğa düşkün bir kusurlu, yani karşıtlıkların adamı J.Edgar, yakın tarihin önemli olaylarıyla (örnek teşkil eden Charles Lindbergh vakası, mafyanın dize getirilmesi, FBI’ın bilimsel suç araştırma laboratuvarının kurulması gibi) resmediliyor. Ve yetmez ama evet, sonucunda, karakterinde çok ilerlememize izin vermese de ilgiyi hak eden bir film çıkıyor ortaya. ‘J.Edgar’, yakın plan çekimleri, göze sokulmayan kronolojisi, dönemin atmosferi ve uzun zamana yayılan fiziksel değişimleriyle, özellikle benim gibi karakter öyküsü düşkünüyseniz, ilginizi çekebilir.

Bir yanıt yazın