Take Shelter

İnsanların birbirini yanlış anlaması için 9 ihtimal olduğunu söylemiş Sylviane Herpin; düşündüğünüz, söylemek istediğiniz, söylediğinizi sandığınız, söylediğiniz, karşınızdakinin duymak istediği, duyduğu, anlamak istediği, anladığını sandığı ve elbette anladığı… Bir de henüz kendinizin bile anlayamadığını, önceliklerin inci gibi dizildiği hayat ağacında, anlatabilme ihtimallerini düşünün…

Doğa bu; sağı solu belli olmaz, insan bu; sağı solu belli olmaz

Seattle Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazanan ‘Shotgun Stories – 2007’ filminin yönetmeni Jeff Nichols, gözde oyuncusu Michael Shannon’ı yanına alarak, aile üzerinden karakterine ve nihayetinde genele yayıyor hikâyesini. Yılın bağımsız sinema örnekleri arasında yerini alan ‘Take Shelter – Sığınak’, felaketin tanımını hipnotize edici bir yöntemle, özel efekt veya görsel şölene sırtını dönerek yapıyor. Şüphesiz ki Nichols’ın, tıpkı Trier gibi, aksiyonla hiç mi hiç işi yok…

‘Sığınak’, gayet dengeli olduğunu varsaydığımız karakteri Curtis, karısı Samantha (Jessica Chastain) ve işitme engelli kızlarıyla normal bir güne uyanıyor. Kaldıkları yerden, oldukları gibi… İşi, iyi bir sağlık sigortası, mutlu, en azından huzurlu çekirdek ailesi, Curtis’in çemberini oluşturuyor görünürde. Ancak aniden beliren ve giderek etkisini artıran kâbuslar işin rengini değiştiriyor; bu kâbuslardan kopup gelen ortak noktadan, olası bir ‘kasırga’dan, her şeyi göze alarak korunma çabası, sığınak inşa etme takıntısı, Curtis’in ve içinde yer aldığı düzenin çözülmesine neden oluyor. En yakın arkadaşıyla yaptığı güzel ve iyi hayat sohbeti, ‘normal’liğe dikkatimizi çekiyor önce. Kızlarının, yaşıtları yerine çivili tahtayla oynaması ise gerilime… Küçük dokunuşlarla ‘diken üstü’ yaratılıp sığınağa giden yol belirirken, ortaya çıkan rüyalar önce Curtis’e, sonuçları beraberinde çevresindekilere eziyet ediyor çoğu zaman.

Her şey bıçak sırtı

Annesinden miras kalacağına neredeyse ikna olduğu akıl hastalığı ile inandığına ısrarla tutunma isteği arasında bocalayan Curtis, hayal ve gerçek, gerilim ve dram arasında, paronayanın içine hapsediyor izleyenini. Curtis’in üstüne üstüne gelen belalarla yaşadığı sancılı çaresizlik, baba olmanın, iyi eş olmanın gereklilikleriyle iç içe giriyor adeta. Her şey ama her şey bıçak sırtı… Küçük bölgede sessiz sedasız süregelen hayatın; iyi baba, iyi eş, iyi dost olabilmenin hatta tüm düzenin değişimi, filmin durağan gidişatının tamamen aksi hızında sanki.

Kelime anlamının hakkını veren ‘Sığınak’, süresi uzun da olsa, paranoyak felaket filmi gerilim ve belirsizliğinin altını çize çize, tavizsiz ilerliyor ve çok etkileyici bir denge kuruyor. Felaket ögesini karakter(ler)inin üzerinden veren ve sadece motif olarak bırakan filmlere (Magnolia, A Serious Man gibi belki de) alışığız aslında. Ancak bu kez motif filmin ta kendisi…

‘Sığınak’, herkese göre değil… Ama hipnotize edici anlatımı, merak uyandıran etkileyici finali ve karakterini gittikçe derinleştiren Michael Shannon’ın müthiş performansı apayrı bir ilgiyi hak ediyor. Kaçırmayın!

Bu filmi izlemek, Jeff Nichols’ını Michael Shannon ile tekrar bir araya getiren yeni projeyi (‘Mud’ – popüler oyunculara yer verse de) beklemek için çok güzel bir neden.

İyi Seyirler

Hilal Çetinder

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir