Sezonun en önemli filmlerinden biri olan ‘Biutiful’, elbette bu haftanın en izlenesi filmi. Yabancı Film dalında Meksika’nın Oscar adayı olan, daha da önemlisi Javier Bardem’e İspanyolca konuştuğu dille En İyi Erkek Oyuncu adaylığı ve 63. Cannes Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü getiren film, tüm çirkinliklerin içine hissedilen güzellikleri de serpiştiren ama karanlık tarafı ağır basan bir yapım. Alejandro Gonzales Inarritu, ‘Babil – Babel’, ’21 Gram’ ve özellikle de ‘Paramparça Aşklar, Köpekler – Amores Perros’ ile gönüllerimizi çoktan fethetmişti. Brad Pitt ve Cate Blanchett ikilisini bir araya getiren ‘Babil’ üzerinden tam dört yıl geçti ama beklediğimize değdi.
Öyle bir film ki; yönetmeni kesişen hikâyelerine alıştığımız Inarritu, yeni başrol oyuncusu ise ilk kez çalıştığı Oscar’lı oyuncu Javier Bardem. Inarritu bu kez hepimizin seyahat ajandasında ayrı bir yeri olan Barselona’nın gezi rehberine giremeyecek yerlerini resmetmiş, insanın yüreğini acıtan bir hikâye seçmiş. Bu kez coğrafya yelpazesini genişletmeden, hikayelere değil, bir merkezde geçen ana karaktere ve çevresindeki yan karakterlere odaklanmış. Neredeyse “kaç tane yasadışı işi bir arada yapabilirsin?” yarışmasına katılmış hissi veren Uxbal karakteriyle harikalar yaratan bir Javier Bardem ve eski karısı rolünü üstlenen Maricel Alvarez başrollerde. Hayatını tüm bu yasadışı işlerle kazanırken, uyuşturucu dünyasından ve özellikle de insanlık dramı kaçak göçmenlik meselesinden nasibimizi fazlasıyla alıyoruz. Tüm bu mücadele sürecine iki çocuğunun bakımı da dâhil oluyor olmasına ama sanki bu kadarı yetmezmiş gibi eklenen dramla, Uxbal karakterinin çırpınma hikâyesine ve teslimiyetine tanıklık ediyoruz. Yoksulluğun suçu, suçun doğurduğu bedeli ve buna eklenen insanı duyguları ipe dizmiş Innaritu.
Inarritu söz konusu olunca filme hakim olan dram, bizim için çok sürpriz olmuyor elbette. Ancak bu kasvetin merkezine yerleşen konular ve filmi tamamen çevreleyen bir Javier Bardem, bozuk aksanla oluşan “Biutiful” ismine yakışan güzellikte bir film koyuyor ortaya. Bu rol sanki O’nun için yaratılmış deriz ya hani, bu rol sahiden de Inarritu tarafından Javier Bardem için yazılmış, Bardem ise hüzünlü, zor hayatı sırtlanmış ve dönüşen baba figürüyle gerçekten çok başarılı bir performans ortaya koymuş.
Kimilerini fazlasıyla ajite edebilecek, belki sömürü gibi algılanabilecek dibe batma hikayesi rahatsız edici gelebilir. Ancak hayatların birbirine bağlılığını bu kadar güzel gözlemleyen ve resmeden bir yönetmeni, karakterini böylesi güzellikle anlatan bir oyuncuyu es geçmek olmaz. İzlemenizi şiddetle tavsiye ederim.
İyi Seyirler,
Hilal Çetinder


Bir yanıt yazın