Ne Olacak Beyoglu, Ne Olacak Sinemalar?

Beyoğlu’nun en sevdiğim demirbaşlarından biridir sinemaları. AVM’lerdeki sinema salonlarından kalkan filmleri Beyoğlu sinemalarında hala görebilmek, birinden çıkıp karşıdaki diğerine gidebilmek, arada bir “Es” verip küçük sandalyelerde çay içmek, İnci’sinde profiterol yemek, sinema sonrasında Kızılkayalar’a uğramak. Ama hepsi birer birer uzun yıllardır var olan yerlerin duvarlarını süsleyen eski İstanbul fotoğrafları gibi sadece duvarlarda kalacak çok yakında.

Önce Alkazar ve Emek Sineması ile başladı, şimdi de sıra “Min Dit” filminin gösterildiği ‘Yeni Rüya’ sinemasına geldi. Cadde boyunca herkese hitap eden sayısız yiyecek içecek yerinin dışında, tiyatro, sinema, kitapevleri ve sanat galerileri gibi birçok kültür merkezi de bu yıkımlardan payını alacak mı zamanla merak ediyorum. Yılların profiterolcüsü İnci Pastanesi’nin de kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu duymak çok üzücü gerçekten… Kapısına kilit vurulmadan, en iyisi gidip son bir kez profiterol yemek…


3 Comments

  1. Hiç bir kültürel mirasa sahip çıkmıyoruz… Çok üzücü bu, gelecekteki nesillere ne bırakacağız acaba?

  2. simon mad

    :( Ben bu duyguları sinametek kapanırken yaşamıştım… Bilmiyenler için şimdiki riddim bi zamanlar kemancı olan yer 90 larda sinametek ti çiçek barın hemen karşısı. Potiemkin zırhlısını da orda izlemiştim valentino;yuda…. En güzel tarafı hafızamda kalan hoş bir anı son gittigimde İhsan Yüceyle tanışmış konuşmuştum tabii daha o zamanlar bu şiirini bilmiyordum.

    Ekmek Şarap Sen ve Ben
    Birde sabahın dördü
    Dışarda kar
    Odamız ılık
    Gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
    Anlattın bana ağzı sarımsakı kokan bir çocukla yattığını
    Aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını
    Kıskandım Gogeni Tahitilim
    Terlemiş vücudunu silerken
    Cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
    Saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
    Güneşi doğurmuştu ölü cisim
    Martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
    Nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
    Sam yelim Sahra-i kebirim
    Kahrettim her şeye o gün
    Babanın çarap çanağına, Gogen’e, kadere, sana, bana birde gittiğin arabanın tekerine
    Ne diyordum arkadaş….
    Diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
    Ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
    Daha sonra yaparım hayatın felsefesini
    Sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni
    Bazen kadın hamamında tellak….
    Bazen Cristof Kolomb
    Napolyon’ken düşünürüm elbede geçen günleri
    Timur’ken Beyazıt’ı yenişimi….
    Bir kere Aristo’nun hocası olmuştum
    Ona verdiğim dersle gurur duymuştum
    Bazen Jan Dark’ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
    Bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum
    Eğer daha da içersem
    Shaskespare halt etmiş derim karşımda
    Salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
    İşte Mozart’ın aradığı melodi bu diye gülerim
    Enayiymiş be Platon…
    Bir içsinde görsün….Ne felsefesi varmış bu hayatın
    Anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu
    Islak kaldırımlarda yürürken acırım
    Önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline
    Ukalalık işte derim neme lazım senin
    Kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş….
    Ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım
    Şehrin hizbe sokaklarında
    Yavaş yavaş kaybolur benliğim.

  3. :-)
    Şiir için ayrıca teşekkürler, çok güzel gerçekten de…
    Biz de Beyoğlu’nu kendi çapımızda anmış olduk böylece…

Leave a Reply