War Horse

Savaşın ‘ön bahçesi’…
Eğer at ise söz konusu, dostluk, beraberinde sadakat, cesaret ve fazlaca duygusallık beklemek kaçınılmazdır. Steven Spielberg’ün Oscar adayı filmi ‘Savaş Atı – War Horse’, tüm bunlara fazlasıyla yer verirken, serüvenini panaromik olarak sergileyen uzun bir yol filmi aslında. Broadway’de de sahnelenen Michael Morpurgo’nun romanı, Lee Hall (Billy Elliot) ve Richard Curtis (Notting Hill, Love Actually) tarafından senaryolaştırıldı. 1. Dünya Savaşı arifesinde, İngiltere kırsalındaki bir ailenin, olmayan paralarıyla satın aldıkları vahşi tayın (Joey) olgunlaşma dönemi ve zorlu yolculuğu; evin oğlu Albert (Jeremy Irvine’ın ilk sinema filmi) ile arasındaki ilişki, çevresindekilere etkileri ve değişen koşullarla anlatılıyor. Arka planında, tüm soğukluğuyla ilerleyen savaşın anlamsızlığını ve aslınca hiçliğini gözler önüne seren anlatım için, savaşın görünmeyen sessiz kahramanlarının gözünden iyisi düşünülemezdi sanırım. Hiç sözü olmayan karakter başrole taşınmış; tıpkı yaşı gelen gençler gibi savaşa gönderilen, defalarca el hatta saf değiştiren ve düşmanları tarafsız noktada birleştiren (benzerini gördüğümüz Joyeux Noel’de olduğu gibi ayrı taraf askerlerinin savaşa anlık da olsa kilit vurup biraya gelmesi) bu ana karakter sayesinde, savaşa rağmen insanlık kokan bir dil ortaya çıkmış.


Spielberg gözünden kısa hikâyelerle ‘Joey, I Love You’
Başrole yerleşen at ve ikinci çemberde konuşlanan genç sahibi Albert birbirine yakınken, David Thewlis, Tom Hiddleston, Benedict Cumberbatch gibi isimlerin yanı sıra, fazla söze yer vermeyen, her daim sarhoş yaralı baba (Peter Mullan) ve aileyi bir arada tutmaya kararlı anne (Emily Watson) seçimlerinde olduğu gibi tecrübeli isimlerin geri planda kalması, Spielberg’ün filmin özüne uygun oyuncu yönetimini örnekliyor. Savaş temalarının olmazsa olmazı ‘taraf tutma’yı engelleyen, insanlarını tanımamızı sağlayan kısa bölümlerle oluşan hikâyeler, masumiyetin en üst noktası belki de.
Filmi başka bir boyuta taşıyansa; savaşı hiçe sayan manzaranın, masalları andıran evlerin (özellikle Fransız çiftlik evi), siper karanlığından renk cümbüşüne geçiş kadrajının arkasındaki ismin, ‘Er Ryan’ı Kurtarmak’, ‘Schindler’in Listesi’ ve elbette ‘Dalgıç ve Kelebek’ filmlerinin ödüllü görüntü yönetmeni Kaminski’nin, yadsınamaz varlığı şüphesiz.
Sözün özü, Sipielberg ustanın ‘Savaş Atı’, muhteşem görüntüleriyle, her yaşa uygun, ailece izlenebilecek keyifli bir seyirlik, tabiri caizse iyi bir Pazar sineması örneği. Uzunluğu belki dikkati dağıtabilir, kimi klişeleri ve özellikle finali, tanıdık gelebilir, belki Oscar yarışındaki yeri tartışma yaratabilir. Ancak kendi adıma, özellikle ölüm ve şiddeti itinayla gizleyen Spielberg kamerasının ayrı bir övgüyü hak ettiğini düşünüyorum.
Güzeller güzeli atlara gelince; hiçbirine zarar gelmemesi için özenle davranılan filmde başrole yerleşen Joey, taylıktan yetişkinliğe geçiş döneminde 14, Joey ile cephede yolu kesişen Topthorn ise 4 farklı at tarafından canlandırılmış.
Kesinlikle seyre değer,
Hilal Çetinder


3 Comments

  1. Spıelberg’i fazla duygusal olmakla suçlayanlar ve filme burun kıvıranlar var Spielberg’i biz böyle seviyoruz. War Horse’la ilgili olumlu eleştirileri görmek güzel :)

  2. :-) Oscar yarışında olması ya da şansı tartışılabilir elbette, ancak keyifle izlenebilecek bir film olduğu kesin. Belki başka bir yönetmenin elinde çok daha dramatik sonuçlar çıkabilirdi üstelik:-)

  3. tek kelimeyle muhteşem bayıldımmm çok zevk aldım çok ağladım:)))

Leave a Reply