Killing Them Softly Yapım Notları

SİNOPSİS

‘Kibarca Öldürmek‘, kendini akıllı zanneden üç saf adamın yüksek bahisli bir mafya kart oyununu soyması ile başlıyor ve onları yakalaması için tutulan profesyonel kiralık katil Jackie Cogan’ın başından geçenleri anlatıyor.
Film, 2012 Cannes Film Festivali’nde yarışma filmleri arasında yer aldı. Brad Pitt’in kariyerinde ilk kez kiralık katil rolünde yer aldığı Kibarca Öldürmek, George V. Higgins’in “Cogan’s Trade” adlı romanından uyarlama. 

YAPIM NOTLARI

Yönetmenin Görüşü – Andrew Dominik
“The Friends of Eddie Coyle” filmini televizyonda izlediğimde, hemen karakterlerin, durumların ve diyalogların gerçekliğine kendimi kaptırdım. İnternetten George V. Higgins hakkında araştırma yaptım ve 20 yıldır Boston’da savcılık yaptığını öğrendim. İşte o zaman düşünmeye başladım… Karşımda yazdığı şeyler hakkında bilgi sahibi olan ve bugün hiçbirinin baskısı kalmamış 20 kitabı bulunan bir adam vardı. Hollywood’da işlerin nasıl yürüdüğünü bildiğimden Eddie Coyle’un ticari başarısızlığından sonra büyük güçlerin onun adının üstünü çizdiklerinden emindim, ancak burada henüz keşfedilmemiş bir define yatmaktaydı adeta. Hemen ikinci el kitapçılardan yazarın 10 adet kitabını sipariş ettim ve kitaplar posta kutuma gelir gelmez okumaya başladım. “Cogan’s Trade” üçüncü sıradaydı ve filme kolaylıkla uyarlanabilir bir kitaptı: Karakterler, diyaloglar harikaydı ve oldukça basit bir olay örgüsü vardı.
Başta filmi bir dram olarak kurgulamıştım ancak kitabın içine girdikçe bunun bir ekonomik kriz öyküsü olduğunu anladım; kumarın beslediği bir suç ekonomisi, üstelik sorun bir yönetim krizinden doğuyordu. Yani dönemin Amerika’sında karşımıza çıkan mikrokozmoz bir hikaye.
Sonra bir nükleer kaza sonucunda yaşananları anlatan önemli fakat kolay unutulur bir film olan “Failsafe” ve aynı öykünün komediye uyarlanmış hali “Dr. Strangelove’ın temeli olan “Red Alert” kitabını düşünmeye başladım. Kubrick bize korkularımıza gülebileceğimizi göstermişti, ben de belki insanlara dünyayı felaketin eşiğine getiren ekonomik krize gülebileceklerini gösterebilirim diye düşündüm.
Suç filmlerinin özünde hep kapitalizmle alakalı olduğunu düşünmüşümdür, zira bu filmler kapitalizm fikrinin temelde nasıl işlediğini gösterir. Aynı zamanda bu film türü, para aşkıyla yanıp tutuşan karakterlerin normal karşılandığı tek türdür. “Aile değerlerinin”,“hayallerinin peşinden git” gibi saçmalıkların hiçbiri yoktur.
İnsanların bir papel için birbirine girdiği bir film izlemiştim; ne kadar mutsuz olduklarının farkında bile değillerdi, işlerini omuzlarında birer yük olarak görüyorlardı; kendilerini uyuşturucuyla, seksle, alkolle uyutan kararsız ve niteliksiz patronlarının kurbanları olmuşlardı, kurbanlarının gözlerine bakamayan patronlarının. Bunun üzerine kendi kendime şöyle dedim: Bu bir komedi olmalı.
Brad ile iletişime geçtim ve ona aklımdaki temel fikirleri yazdım; işi daha da ilerletmeden önce ilgisini ölçmeye çalışıyordum. O zamanlar daha büyük bir işle meşgul olduğunu ve muhtemelen bu kadar kısa bir zamanda böyle mütevazı bütçeli bir film yapmakla ilgilenmeyeceğini düşünmüştüm; ancak bana hemen cevap verdi ve 45 dakika sonra projeyi kabul etmekle kalmamış, benimle bir anlaşmaya bile varmıştı. Geriye bir tek temsilcileri bilgilendirmek, Dede’yi (Gardner) aramak ve finansman bulmak kalıyordu. Aslında o zamanlar bir finansörüm vardı ancak bu bütçe bir Brad Pitt filmi için fazla iyimser kalıyordu, dolayısıyla o da desteğini geri çekti. Hollywood deliler şehridir, eğer gidip de birine iyilik yapmaya kalkarsanız koşarak uzaklaşırlar sizden.
Neyse, gerisi çorap söküğü gibi geldi zaten. Takır takır vergi indirimi yapan bir devlette çökmüş bir ekonomiyi çekmek istedik. New Orleans, Detroit’e nazaran daha mantıklı geldi; biz de “The Assassination fo Jesse James by the Coward Robert Ford” filminden alabildiğimiz kadar temel noktayı aldık, uygun olan en iyi oyuncuları tuttuk, oraya gittik ve filmi çektik. Ortaya KİBARCA ÖLDÜRMEK çıktı.

Yapımcının Görüşü – Dede Gardner
Andrew bana 70’li yıllarda yazılmış bir kitap bulduğunu, kitabın aslında bir suç kitabı olduğunu ancak kurumları ve başarısızlıklarını ele alışı açısından eğlenceli olduğunu söyledi. Kitabı hükümetin kurtarma yasasına karşıt konumlandırarak kullanmayı düşünüyordu. Yozlaşma sistemli bir şeydir. Bir sefere mahsus değildir. Hepimizi etkiler ve hepimiz onun bir parçasıyızdır. Hayatınızın merkezine suç ortaklığını koyun bakalım neler oluyor.
Senaryoyu daha ilk kelimesinden sevdim. İnsanların neyi nasıl söylediğine oldukça önem veren bir senaryoydu bu. Andrew’un tek isteği insanları, seslerini gerçekten çıkardıkları, gerçekten konuştukları zaman betimlemekti. Bunun ne kadar rahatlatıcı bir şey olduğuna inanamazsınız.
Bu oyuncularla çalışmak gerçekten istediğiniz bir buluşmaya gitmek gibiydi, eski dostlarla bir araya gelmek gibi ama aynı zamanda yeniliklerle dolu.
Patti (Norris) ile yeniden bir araya gelmek çok keyifliydi, “The Assassination fo Jesse James by the Coward Robert Ford” filminden sonra bu film için tekrar birlikte olmak gerçekten özel ve değerliydi. Patti’nin bizimle birlikte olması kesinlikle film için bir nimetti, defalarca hayatımızı kurtardı, diyebilirim. Andrew ve benim böylesi bir şansı yakalamış olmamız bile bir mucizeydi, JESSE JAMES’i yaptık ve bir daha hiç birlikte çalışmayacağımızı düşünmüştük ama işler öyle yürümedi. Bütün bunlar insanın yüzünde küçük bir gülümsemeye neden oluyor.
İkimiz de Greig Fraser’in çalışmalarına hayrandık. Andrew onunla Avustralya’da tanışmıştı ve birçok ortak arkadaşları vardı. Çok korkusuz, deli dolu, harika bir insan. Halihazırda birbirini tanıyan insanların arasına girdi ve yine de çıtayı yükseltmeyi başardı. İnsan daha ne ister ki?
Her bir hücremle inanıyorum ki Andrew günümüzün en önemli film yönetmenlerinden biri. Bunu tüm kalbimle söylüyorum. İnsanlar buna katılır veya katılmaz, ama benim için Andrew ile çalışmak demek hayatımı sürdürmek için yapmayı seçtiğim şeye karşılık geliyor, yani üretmeye. O çok eğlenceli, karmaşık, ipe sapa gelmez, komik ve bilgili biri ve daima filmi ile meşgul. Bu filmin ortaya çıkışında değer verdiğim bir arkadaşlığın payının olması da cabası. Her şey bir yana, bildiğim bir şey varsa o da kendimi çok şanslı hissettiğim, çok şey öğrendiğim ve gurur duyduğumdur. Yaşlarımız ilerliyor, giderek daha bilinçli oluyoruz ve birbirimizi eskisinden daha çok seviyoruz. İnsan bir arkadaşlıktan daha ne bekleyebilir ki?
Bence ortaya konulan iş zaten kendini belli ediyor. Terry’den (Malick) öğrendiğim bir şey varsa o da, insanın düşündüğü şeyi zaten biliyor olmasıdır. O yüzden önemli olan insanın yeni düşünceleridir. İşte yaptığınız ya da yapacağınız şeyin ucunun açık olması bu demektir ve belki de bu yüzden bu işi yapmaya devam ediyoruz.

page4image22576

Andrew DOMINIK (Yönetmen/ Yazar)
Andrew Dominik Swinburne Film Okulu’ndan 1988’de mezun olmuştur. Reklam ve müzik videoları alanında çalışmıştır.
2007’de, başrollerini Brad Pitt ve Casey Affleck’in paylaştığı dünya genelinde büyük yankı uyandıran drama “The Assassination fo Jesse James by the Coward Robert Ford”nı yönetmiştir. Film, San Francisco ve St. Louis Film Eleştirmenleri Derneği’nce En İyi Film seçilmiş, Empire Ödülleri ve Londra Film Eleştirmenleri Birliği de filmi En İyi Film kategorisine aday olarak göstermiştir. Ayrıca, filmin prömiyerinin yapıldığı Venedik Film Festivali’nde Pitt, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü almaya hak kazanırken, hem Affleck hem de görüntü yönetmeni Roger Deakins çok takdir edilmiş, sonuç olarak da Affleck, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu kategorisinde, Deakins ise En İyi Görüntü Yönetmeni kategorisinde Akademi Ödülleri’ne aday gösterilmişlerdir.
Dominik’in ilk filmi Avustralyalı kötü şöhretli Kasap Read’in hayat hikayesinden uyarlanmış olan Chopper’dır. Eleştirmenlerce çok konuşulan film birçok ödülün de sahibi olmuştur. Bunlar: Avustralya Film Enstitüsü’nden En İyi Yönetmen ödülü; Avustralya Film Eleştirmenleri Birliği’nden En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödülleri; IF ödüllerinden de En İyi Aktör ve En İyi Yeni Bağımsız Film Yapımcısı ödülleridir.

OYUNCULAR

Brad PITT (Jackie)
Günümüzün en yetenekli ve çok yönlü aktörlerinden biri olan Brad Pitt, aynı zamanda Plan B Entertainment adlı şirketiyle de başarılı bir film yapımcısıdır.
Bennett Miller’ın “Moneyball”, David Fincher’ın “The Curious Case of Benjamin Button” ve Terry Gilliam’ın “Twelve Monkeys” filmindeki rolleriyle Akademi Ödülleri’ne aday gösterilmiş, “Twelve Monkeys” ile Altın Küre Ödülü’nü almaya hak kazanmıştır. Ayrıca, “Moneyball”, Edward Zwick’in “Legends of the Fall” ve Alejandro González Iñárritu’nun “Babel” filmlerindeki rolleriyle de Altın Küre Ödülü’ne aday gösterilmiştir.
Pitt, son dönemde de Marc Forster için hem başrol oyunculuğunu hem de yapımcılığını üstlendiği “World War Z”’yi tamamlamıştır. 2011 Sonbaharı’nda Sony tarafından piyasaya sürülen “Moneyball” filminin de yapımcılığını üstlenmiştir. Terrence Malick’in “Tree of Life” filminde de başrolleri Sean Penn ve Jessica Chastain ile paylaşmış ve bu filmin de yapımcılığı üstlenmiştir. Bir Plan B yapımı olan bu film, En İyi Görüntü dalında Akademi Ödülü’ne aday olmakla beraber 2011 Cannes Film Festivali’nde de Altın Palmiye’ye layık görülmüştür. Daha öncesinde ise Pitt’i, Quentin Tarantino’nun “Inglorious Basterds” filminde Teğmen Aldo Raine karakteriyle izlemiştik. “Inglorious Basterds’dan önce de Joel ve Ethan Coen’un dünya prömiyerini 2008 Venedik Uluslararası Film Festivali’nde yapan “Burn After Reading” adlı komedi filminde rol almıştı. Bir önceki yıl da Venedik’te, yönetmenliğini Andrew Dominik’in üstlendiği “The Assassination fo Jesse James by the Coward Robert Ford” da Jesse James canlandırmasıyla En İyi Erkek Oyuncu ünvanını almıştı.

“Burn After Reading”de başrolleri paylaştığı George Clooney ile Steven Soderbergh’in OCEAN’S 11, OCEAN’S 12 ve OCEAN’S 13 filmlerinde de beraber rol almıştı.
Shawnee, Oklahoma’da doğup Springfield, Missouri’de büyümüş, Kolombiya’daki Missouri Üniversitesi’nde gazetecilik okumuştur. Mezun olmadan hemen önce grafik tasarımı okumak için Los Angeles’a gitmiş ancak bunun yerine Roy London ile çalışarak aktörlük kariyerine ilk adımını atmıştır. Kısa bir süre sonra, “Glory Days” adlı dizide ve Peter Werner’in yönetmenliğini yaptığı The Image ve Robert Markowitz’in yönetmenliğini yaptığı “Too Young to Die” adlı televizyon filmlerinde rol almıştır.

Pitt’in dikkatleri üzerine toplamasını sağlayan, Ridley Scott’un Akademi Ödüllü “Thelma and Louise” filmindeki rolü olmuştur. Daha sonra da, Robert Redford’un Akademi Ödüllü “A River Runs Though It”, Dominic Sena’nın “Califorinia” ve Neil Jordan’ın “Interview with the Vampire” filmlerinde rol almıştır. Kendisini ayrıca, Tom DiCillo’nun 1991 Locarno Uluslararası Film Festivali’nin En İyi Görüntü dalında Altın Leopar Ödülü’nü almaya layık görülen “Johnny Suede” filminde, Ralph Bakshi’nin “Cool World”ünde, Tony Scott’ın “True Romance”’inde, Berry Levinson’ın “Sleepers” filminde, Alan J. Pakula’nın “The Devilis Own”’unda, Jean-Jacques Annaud’un “Seven Years In Tibet”inda, Martin Brest’in “Meet Joe Black”inde ve David Fincher’ın önceki filmlerinden “Seven” ve “Fight Club”ta da izlemiştik.

Rol aldığı son filmler ise 2005’in en çok konuşulan filmlerinden Doug Liman’ın “Mr & Mss Smith”i, Wolfgang Petersen’ın “Troy”u, Patrick Gilmore ve Tim Johnson’ın animasyon filmi “Sinbad: Legend Of The Seven Sea”, Tony Scott’un “Spy Game” filmi, Gore Verbinski’nin “The Mexican”ı ve Guy Ritchie’nin Snatch”idir. Soderbergh’in “Full Frontal’ında ve Clooney’nin “Confessions Of A Dangerous Mind”ında da küçük rollerde oynamıştır.

Pitt’in Plan B Entertainment adlı şirketi, hem sinema hem de televizyon projeleri geliştirmekte ve bu projelerin yapımcılığını üstlenmektedir. Plan B’nin şimdiye kadar yapımcılığını üstlendiği filmler, Martin Scorsese’in En iyi Görüntü ve En iyi Yönetmen dalları da dahil olmak üzere dört Akademi Ödüllü “The Departed” filmi, Angelina Jolie’nin boy gösterdiği rolle Altın Küre, Bağımsız Ruh, Eleştirmenlerin Seçimi ve SAG (Oyuncular Birliği) ödüllerine aday gösterildiği Michael Winterbottom’ın “A Mighty Heart” filmi, Robert Schwentke “Time Traveller’s Wife” filmi, Rebecca Miller’ın “Private Lives Of Pippa Lee” filmi, Tim Burton’ın “Charlie And The Chocolae Factory” filmi ve Ryan Murphy’nin “Running With Sissors”, “Troy” ve “The Asssination Of Jesse James By The Coward Robert Ford” filmleridir.

2010’da, Ryan Murphy’nin yazıp yönettiği, Julia Roberts, Javier Bardem ve James Franco’nun başrollerini paylaştığı “Eat Pray love” ve Aaron Johnson, Chloe Moritz ve Nicholas Cage’in Lionsgate için bir araya geldiği “Kichass” filmi de MARV films işbirliği ile Plan B’den çıkmıştır. Plan B şu anda, Rupert Goold’un “True Story” ve Steve McQueen’in “Twelve Years A Slave” yapım öncesi çalışmalarını sürdürmektedir.

JAMES GANDOLFINI (Mickey)
James Gandolfini, hem sinema hem tiyatro hem de televizyondaki çeşitli rolleriyle iz bırakmayı başarmış aktörlerdendir. Şu anda, Steve Carrell ve Jim Carrey ile beraber rol alacağı “The Incredible Burt Wonderstone”un çekimleri ile meşgul olan Gandolfini’yi daha sonra sinema filmi için David Chase’le yeniden buluştuğu “Twylight Zone”nda izleyeceğiz. Gandolfini, kendisine Tony Ödülleri’nden En İyi Erkek Oyuncu Başrol adaylığını getiren, Tony Ödüllü tiyatro “God Of Carnage”ının Broadway ve Los Angeles gösterimlerini başarıyla tamamlamıştır. 1992’de, Alec Baldwin ve Jessica Lange ile “A Streetcar Named Desire”ını Broadway’de ilk kez yeniden sahneye koymuşlardır.
Boy gösterdiği son filmler arasında Emmy’ye aday HBO filmi “Cinema Verite”, Geoffrey Fletcher’ın “Violet And Daisy”i, Spike Jonze’un Maurice Sendak’ın klasik çocuk hikayesi “Where The Wild Thins Are”ın uyarlaması, Tony Scott’un yeniden yaptığı “The Taking Of Pelham 123” filmi ve bağımsız film “In The Loop yer almaktadır.
HBO’nun Belgesel Filmlerinden “Wartorn” ve yapımcılığını üstlendiği Emmy adayı “Alive Day Memories: Home From Iraq” da ufak rollerinin bulunduğu yapıtlardır. Ayrıca, Emmy Ödüllü HBO drama dizisi SOPRANOLAR’da da (THE SOPRANOS) Tony Soprano rolüyle başroldedir. Buradaki mafya babası canlandırması kendisine üç Emmy Ödülü, bir de Drama Dizisi dalında, En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde Altın Küre Ödülü getirmiştir. Ayrıca, iki adet Drama Dizisi dalındaki En iyi Erkek Oyuncu ödülü, iki adet de The Sopranos kadrosuyla paylaştığı En İyi Oyuncu Kadrosu ödülü olmak üzere dört SAG ödülünün de sahibidir. Gandolfini’nin diğer filmleri: Romance And Cigarettes, Lonely Hearts, All the King’s Men, Surviving Christmas, The Men Who Wasn’t There, The Last Castle, The Mexican, 8MM, A Civil Action, The Mighty, Fallen, Night Falls On Manhattan, The Juror, Get Shorty, Crimson Tide, Angie True Romance’tir.

Richard JENKINS (Şoför)
Akademi Ödüllerine aday Richard Jenkins, rol aldığı altmıştan fazla filmle Hollywood’un en gözde aktörlerindendir.
Yönetmen koltuğunda Tom McCarthy’nin oturduğu “The Visitors” filmindeki rolüyle övgüye boğulan Jenkins, En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde de Oscar’a aday gösterilmiştir. Film, prömiyerini 2007’de Toronto Film Festivali’nde ve 2008’de de Sundance Film Festivali’nde yapmış, 34. Deauville Amerikan Filmleri Festivali’nde Büyük Ödül kazanmıştır. Richard’ın canlandırdığı, New York’ta hayatı değişen Conneticut’lı hayattan bıkmış bir ekonomi profesörü olan ‘Walter Vale’ karakteri “The Visitors” filminin 2008’e damga vurmasını sağlamış, Jenkins’e de Bağımsız Ruh Ödülü ve SAG Ödülü adaylıklarını getirmiştir.

Jenkins’in 2012’de görücüye çıkacak başka filmleri de mevcuttur. Nisan’da, başrolleri Kevin Kline, Diane Keaton ve Dianne Wiest ile paylaştığı Sony Pictures’tan çıkan Lawrence Kasdan filmi “Darling Companion”da rol almıştır. Bir kadının Rocky Dağları’nda çok sevdiği köpeğini aramasını konu edinen bu komedi-dram filmi dünya prömiyerini gecenin açılış filmi olarak 2012 Santa Barbara Uluslararası Film Festivali’nde yapmıştır. Aynı ay, Drew Goddard’ın dört gözle beklenen gerilim-korku filmi “The Cabin in the Woods”da da kendisini izlemiştik. Chris Hemsworth ve Bradley Whitford’un da rol aldığı film, tatile çıkan beş arkadaşın ormanın derinliklerindeki bir kulübede kalmaya başlamalarını ve bu gizemli yeri saran gerçeği açığa çıkarmaya çalışmalarını anlatıyor. Lionsgate, 2012 SXSW Film Festivali’ni açtıktan sonra 13 Nisan’da filmi gösterime sokmuştur.

Jenkins yine bu yıl, başrollerini Redford, Nick Nolte, Shia LaBeouf ve Susan Sarandon ile paylaştığı, Robert Redford filmi “The Company You Keep”de boy gösterdi. Ayrıca, Josh Radnor, Elizabeth Olsen ve Allison Janney ile beraber rol aldığı, 2012 Sundance Film Festivali’ndeki prömiyerinde övgülere boğulan ve ayakta alkışlanan bir Radnor filmi, “Liberal Arts”da kendisini izledik. Son dönemde ise, Tom Cruise ve Robert Duvall’ın da rol aldığı Christopher McQuarrie filmi “Jack Reacher”da rol almıştır.

1997’de, Ben Stiller, Tea Leoni, Josh Brolin ve Lily Tomlin’in de rol aldığı David O. Russel’ın komedi filmi “Flirting with Disaster”daki performansıyla Bağımsız Ruh Ödülleri’ne En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu kategorisinde aday gösterilmiştir.
1986’da ise Oscar’lı yazar Horton Foote’un “On Valentine’s Day” filminde ilk defa başrol oyuncusu olarak rol almıştır. Bunun akabinde sayısız filmde rol almıştır. Bunlar; Jack Nicholson, Susan Sarandon, Cher ve Michelle Pfeiffer’ın da rol aldığı George Miller filmi “The Witches of Eastwick”; River Phoenix ve Sidney Poiter’ın da rol aldığı Richard Benjamin filmi “Little Nikita”; Al Pacino ve Ellen Barkin’le “Sea of Love”; bir kez daha birlikte rol aldığı Jack Nicholson’la bir Mike Nichols filmi “Wolf”; Charlize Theron’ın da boy gösterdiği 2005 filmi “North Country”; Jim Carey ve yine Tea Leoni’yle rol aldığı Judd Apatow komedisi “Fun with Dick &Jane” ve Peter Berg’in 2007 filmi “The Kingdom”dır. Kendisini en son izlediğimiz filmler ise Matt Reeves’in yazıp yönettiği Overture’dan çıkan “Let mi In”; Julie Roberts ve Javier Bardem ile rol aldığı, Ryan Murphy filmi “Eat, Pray,Love”; Justin Timberlake ve Mila Kunis’li Will Gluck filmi “Friend With Benefits”; Nicholas Sparks romanından uyarlanan Lasse Hallstrom filmi “Dear John”; George Clooney, Brad Pitt, John Malkovich ve France McDormand’ın da rol aldığı Coen Kardeşler imzalı “Burn After Reading” (yazar ve yönetmen ikilisiyle beraber üçüncü çalışması) ; Will Ferrell, John C. Reilly ve Mary Steenburgen’lı Adam McKay’in süper komedisi “Step Brothers”dır.

Richard Jenkins yıllar boyunca “Absolute Power”da Clint Eastwood; There is Something About Mary, “Me,Myself &Irene” ve “Hall Pass” Farrelly Kardeşler; Harrison Ford ve Kriston Scott Thomas’la rol aldığı “Random Hearts” filminde ise Sydney Pollack olmak üzere çok değerli film yapımcılarıyla çalışmıştır.

Jenkins, Joel ve Ethan Coen ile çalışmaya, 2001’de Billy Bob Thornton, James Gandolfini ve Scarlett Johansson ile beraber rol aldığı “The Man Who Wasn’t There”deki rolüyle başlamıştır. Coen Kardeşler ile işbirliğini 2003’te George Clooney ve Catherine Zeta-Jones ile rol aldığı “Intolerable Cruelty” filmiyle sürdürmüştür.

Televizyonda ise akıllarda en çok yer etmiş rolü Fisher ailesinin merhum reisi Nathaniel Fisher karakterini canlandırdığı HBO’nun başarılı drama dizisi “Six Feet Under”daki rolüdür. Jenkins’in düzeni oturmamış bu ailenin temel taşı olarak arada sırada görünmesi, dizinin 2002’de Drama Dizileri dalında Oyuncu Kadrosu olarak En İyi Performans kategorisinde SAG ödülünü almasını sağlamıştır. Ayrıca sayısız televizyon filminde de rol almıştır. Bunlardan bazıları, “Sins of the Father” ve Emmy Ödüllü HBO filmi “And the Band Played On”.

Tiyatro dalında da oldukça başarılı işlere imza atan Jenkins 14 yıl boyunca Rhode Island’da bulunan Trinity Repertory Company’ye hizmet vermiş ve yine bu şirkette dört yıl boyunca Sanat Yönetmenliği yapmıştır.

RAY LIOTTA (Markie Trattman)
Boy gösterdiği altmıştan fazla filmle Ray Liotta, hem komedi hem de drama dallarında farklı ve zorlu roller seçmiştir. Liotta’nın kariyeri, Jonathan Demme imzalı “Something Wild” filmindeki performansıyla Altın Küre’ye aday gösterilmesiyle başlamış, Tom Hulce ile boy gösterdiği “Dominic and Eugene”deki ‘Eugene’ karakteriyle devam etmiştir. Daha sonra da Oscar’a aday gösterilmiş ‘Ayakkabısız Joe Jackson’ karakteriyle “Field of Dreams”de rol almıştır.
Ancak Liotta’ın adının tam anlamıyla duyulmasını sağlayan film muhtemelen, gerçek bir ganster olan ‘Henry Hill’i canlandırdığı, Robert De Niro ve Joe Pesci ile birlikte rol aldığı, yönetmen koltuğunda ise Martin Scorsese’i gördüğümüz “Goodfellas”dır. Bu filmdeki performansı filmin En İyi Görüntü kategorisinde Akademi Ödülleri’ne aday olmasına katkıda bulunmuş, aynı zamanda da Liotta’nın eleştirmenler ve seyirci gözündeki yerini sağlamlaştırmıştır.

page9image19536

Yönetmenliğini James Mangold’un yaptığı, “Copland”da Robert De Niro ve Harvey Keitel ile birlikte, yönetmenliğini Ridley Scott’un yaptığı “Hannibal”da Anthony Hopkins ile birlikte, “Heartbreakers” Sigourney Weaver ile birlikte, “Blow”da Johnny Depp ile birlikte rol almıştır. Daha sonra yönetmenliğini Joe Carnahan’ın yaptığı bir polisiye ve dram filmi “Narc”ın yapımcılığını ve başrolünü üstlenmiştir. Film, eleştirmenlerin takdirini almış ve unutulmaz ‘Henry Oak’ performansıyla Liotta’ya Bağımsız Ruh Ödülü adaylığını kazandırmıştır.

Daha sonrasında ise Liotta’yı, The Weinstein Company için başrolleri Tobey Maguire ile paylaştığı “The Details”da izledik. Ayrıca Derek Cianfrance’in yönetmenliğini yaptığı, başrollerini Ryan Gosling ve Bradley Cooper’ın paylaştığı “The Place Beyond the Pines”da yardımcı oyuncu olarak rol almıştır. Son dönemde de Paul Rudd ve Jennifer Aniston’ın da yer aldığı, yapımcılığını Judd Apatow’un yaptığı komedi filmi “Wanderlust”nda küçük bir rol üstlenmiştir.

Son zamanlarda boy gösterdiği diğer filmler Al Pacino ve Channing Tatum ile “Son of No One”, Tina Fey ve Steve Carell ile “Date Night”, Seth Rogen ile “Obeserve and Report”, Michael Sera ile “Youth in Revolt”, Tim Allen ve John Travolta ile “Wild Hogs” ve yönetmen Joe Carnahan ile yollarını bir kez daha kesiştiren, Ryan Reynols ile birlikte rol aldığı “Smokin’ Aces”dır.

Liotta ayrıca “ER” dizisinde konuk oyuncu olarak yer almış ve bu rolüyle dizinin reytingleri tavan yapmıştır. Bölüm, en çok konuşulan bölüm haline gelerek Liotta’ya da En İyi Erkek Konuk Oyuncu kategorisinde Emmy Ödülü kazandırmıştır. Ayrıca, HBO filmi “THE Rat Pack” Frank Sinatra’yı canlandırmıştır. Bu performansıyla En iyi Erkek Oyuncu kategorisinde SAG Ödülü’ne aday gösterilmiştir.

2004’te, Stephen Belber’ın MATCH oyununun Broadway’deki ilk gösteriminde Frank Langella ile rol almıştır. Bu performansıyla da 70. Drama Birliği Ödülleri’nde, Üstün Performans ödülüne layık görülmüştür.
New Jersey’li olan Liotta aktörlük kariyerine Miami Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarında adım atmıştır. Şu anda Los Angeles, Kaliforniya’da yaşamaktadır.

Film Hakkında Oyuncu Görüşleri

Richard Jenkins

Çetelerin koruması altında oynanan bir poker oyunu sırasında gerçekleşen silahlı soygunu araştırmak üzere tutulan kiralık katil Jackie Cogan ile arabulucuk görevini üstlenmiş şoför ve avukatı canlandıran Richard Jenkins “Oyunlar durduruldu, bu soygunu kimin yaptığını bulmalıyız” diyor. “Bunu yapanlar hala dışarıda bir yerde olduğu sürece oyunları başlatmayacaklar. Onlara bu konuda ciddi olduğumuzu göstermek zorundayız, bu nedenle işin uzmanı Cogan’ı tuttuk” diyor Jenkins Pitt’in rolü için. “O kendince çok zeki bir adam, sokakları çok iyi biliyor ama onunla daha önce hiç çalışmadığımız için çok dikkatli davranıyoruz.”

“Arabada geçen çok fazla diyalog var; bu çok güzel oldu aslında çünkü oradan oraya dolaşıp durmak zorunda kalmadık, sadece oturduk ve konuştuk.” Jenkins ve Pitt bir haftadan fazla bir süre arabanın içinde oturup kendi sahnelerini çektiler. “Arabada buluşuyorduk. Çok güzel bir haftaydı, gerçekten çok güzeldi” diyor Jenkins. “Onunla çalışmaktan çok keyif alıyorum, o inanılmaz bir oyuncu.” Senaryoyu ilk okuduğunda Jenkins “karakterler çok karmaşık insanlarmış gibi konuşuyor, film karakteri gibi değil” yorumunda bulunmuş. Jenkins Dominik’le ilk olarak telefon sahnesi hakkında konuşmuş ve yönetmenin film yapımına dair tutkusuna hayran olmuş. “Andrew çok yaratıcı bir adam, söyleyecek çok şeyi var ve bunun için de en uygun aracı bulmuş. Sanki o cennette ve bizler de onun yanındayız. Andrew özel şeyler arayan yönetmenlerden değil. Yaptıklarınızı izliyor, sanki seyirciymiş gibi. Bir keresinde bana ‘İlgimi çeken şeyler olduğu sürece sonsuza kadar izlemeye devam edeceğim’ demişti” diyor Jenkins.

Jenkins yapımcı Dede Gardner ve Pitt ile en son YE DUA ET SEV filminde çalışmıştı; “Brad’in Andrew ile ilgili söylediklerini hatırlıyorum, onunla çalışmayı ne kadar sevdiğinden bahsetmişti, ben de kendi kendime dedim ki deli misin, bunu yapmalısın” diyor oyuncu.
AMERİKAN SIĞIRI filmindeki ahlaki havada David Mamet’in yansımalarını hatırlayan Jenkins “Jackie bunu bir eğlence olarak değil bir iş olarak görüyor” diyor. “O hep iş başka arkadaşlık başka derdi, işte bu film öyle bir film. Bu bir iş, herkes kendi başının çaresine bakıyor.”

Ray Liotta

“Andrew öyle bir adam ki ne yaparsanız yapın bunu kendi gözleriyle görmesi ve duyması gerekiyor”

diyor filmdeki birçok rol için seçmelere katılan ancak gönlünde Markie Trattman rolü yatan Ray Liotta. “Ben bütün bu karmaşa içindeki en iyi adamım; ben kart oyunlarının kontrolünü elinde tutan adamım, her zaman kolunda bir hatun olan adamım, herkes Markie’yi çok seviyor. Bu yüzden bu rolü istedim, iyi bir ‘kötü adam’ olmak için.”

Çete kart oyunları güme gidince dişlerini göstermeye başlıyor ve Markie şüpheli konumuna düşüyor.

“Ben sıradan bir adamım, oyunları izler, paraları kontrol ederim. Onlar için bunu benim yapıp yapmadığım önemli değil, önemli olan suçlayacak birine ihtiyaç duymaları, böylece oyunlar yeniden başlayabilecek” diyor Liotta.

“Benimle ilgilenmesi için James Gandolfini’yi (Mickey) getiriyorlar ancak o film boyunca yüzündeki şişeyle meşgul” diye gülüyor Liotta. İlginçtir ki Markie kumar borçlarını toplamaları için çağırdığı iki adam tarafından dövülüyor, kendi “adamları” ona ihanet ediyor. Bununla ilgili “Bu beni şok ediyor, çok rahatsız edici bir şey. Onların ne yapacaklarını ve yapabileceklerini biliyorum üstelik. Yani evet, beni fena benzettiler” diyor.

Rol çok fazla fiziksel güç gerektiriyordu ve Dominik’in “her şeyin gerçekçi olmasını istediğini” çok iyi biliyordu. Liotta dövüşmesi ve camlardan atlaması gereken tüm sahnelerin hakkını vermek istiyordu; bu yüzden Darrin Prescott ve Wade Allen yönetimindeki dublör takımıyla işbirliği yapması çok önemliydi. “Dediğim gibi eskiden hep yumruğu atan kişiydim ben, ama yumruğu yiyen olmak gerçekten de başka bir şeymiş” diyor Liotta. “İşte dublörler bana bunu öğretti. Her şeyiyle rolümün hakkını vermek istiyordum ve oldukça yorucu olmasına rağmen çok eğlenceliydi. Yumruğu yemek atmaktan çok daha zevkliymiş.”

Dominik işin fiziksel boyutu kadar zihinsel boyutuna da çok önem veriyor. Yönetmeni “Kasap” filminden beri tanıyan Liotta “Belirli bir ahengi olan bir sürü diyalog var” diyor. “O harika bir yönetmen ve inandığı işi başaracağını düşünen birini görmek gerçekten çok güzel. Tasarladıkları şeyleri gerçekleştirme konusunda böylesine istekli olan birkaç yönetmenle çalışma fırsatı yakaladığım için çok şanslıyım.”

Vincent Curatola

Vincent Curatola sürekli entrikalar çeviren ve zar zor hapse girmekten kurtulan karakteriyle ilgili “Johnny Amato hiçbir zaman başarılı olamamış biri” diyor. “O özenti bir insan. Büyük adamlarla birlikte olmak istiyor; çünkü büyük adamlar çalışmazlar, onlar her bokun üstesinden gelirler. Yarın gece altı tane kamyonu kaçırıp altı yıl bununla geçinebilirler.”

Johnny’yi rahatsız eden şey Frankie’nin arkadaşı. “Russell’ı da (Ben Mendelson) yanında getiriyor, adam tam bir baş belası. Bu ayrılmaz ikili içeri giriyor, onlara bakıyorum ve adama hapishaneden çıkmış gibi görünüyorsun diyorum. Neden bahsettiğimi anlamışsınızdır. Bu iş için gidip Yale’den adam seçmedim yani.” Asıl mesele onların bu işi becerip beceremeyeceği. “İşin heyecanı da biraz burada zaten” diyor Curatola.

“Jackie Cogan gerçekten de her şeyin mükemmel olmasıyla kafayı bozmuş bir karakter, bana Roma İmparatorluğu zamanlarından kalma bir generali anımsatıyor” diyor Curatola. “Her şey doğru düzgün olmalı, eğer birileri ona göre hareket etmiyorsa defolup gitmesi gerekiyor. Ama Jackie bunu öyle zekice yapıyor ki 10 kişiyi öldürüp sonra da gidip yemek yemesine neredeyse saygı duyuyorsunuz.”

Curatola insanoğlunun durumunu ustaca ortaya koyan ve kara mizah ögeleri içeren Dominik imzalı bu senaryoya hayran kalmış. “Diyaloglar öyle yoğundu ki sanki bir rahip okulunda okuyormuşum gibiydi” diye espri yapıyor. “Dokuz yıl SOPRANOLAR (THE SOPRANOS) dizisinde çalıştım; artık karakterlerimizi öyle iyi tanıyorduk ki sete konuk yönetmenler geldiği zaman bize neredeyse hiçbir etkileri olmuyordu. Ama Andrew Amato’nun özünü hemen anladı. Andrew ile çalışmak okuldaki ilk gününüz gibi, öğretmen yanınıza geliyor ve 4800 tane çarpım tablosu yap diyor.”

Scoot McNairy

“Johnny hep bir dakika sonrasının şu andan daha iyi olacağına inanıyor.” Bir planı var ve işte Scoot McNairy’nin oynadığı Frankie karakteri de burada devreye giriyor. Bu genç adamla hapishanede tanışan ve kendisini akıl hocası olarak gören Johnny Frankie’yi bir işin başına getiriyor. “Oyuncunun 7/24 karakterine bürünmesi hoşuma gider” diyor Curatola filmin çekildiği New Orleans’ta McNairy ile geçirdiği zamanları hatırlayarak. “Bana ‘Selam patron, benim Frankie, çok acıktım bir şeyler yiyelim, ama benim hiç param yok’ diye mesaj atardı hep. Şaka tabi.” “Scoot işine inanılmaz dikkatini veriyor; ne verirseniz hemen kapıyor. Sonra onu bir güzel harmanlayıp size geri veriyor, hem de her seferinde bir öncekinden daha farklı olarak. Bu inanılmaz bir yetenek!”

Mali krizin ortasında, 2008 başkanlık seçimleri sırasında hapishaneden yeni çıkmış Frankie ile tanışın. Dünya harap olmuş, değişmiş, her yerde çöküşün izleri var. “Frankie bir ev, araba ve bir kadın istiyor” diyor McNairy. “Bunları elde etmek için her şeyi yapar, Johnny Amato da tam bu kafada bir insan. Onlar da bu planı yapıyorlar, harika bir fikir buluyorlar ve film böylece başlıyor.”

McNairy Dominik ile oyuncu seçimleri için telefon aldığında Utah’daymış. “Bana ezberlemem için üç sayfalık bir monolog verdi” diyor oyuncu. “Ben de baştan sona okudum, sonra Andrew teşekkür etti ve vedalaştık. İlk düşüncem ‘Utah’tan bunca yolu senaryoyu bir kere okumak için mi geldim yani?’ oldu. Sonra gün içinde beni tekrar çağırdı ve o gece rolü bana verdiğini söyledi.” Sonraki bir ay boyunca ikili telefonda konuştu ve Dominik yaklaşık 400 sayfalık orijinal senaryoyu ona verdi. “Kitabı okuduğunda göreceksin, aşağı yukarı bütün hikayeyi anlayacaksın… Frankie ile ilgili sorularım olduğunda Andrew ile oturur konuşurduk.”

“Vinny (Curatola) ile çalışmak adeta bir macera” diyor McNairy. “O harika biri, çok yetenekli bir adam, üstelik de çok eğlenceli. Çete üyesi gibi, ağzında sigara dolanıp duruyor, onunla birlikteyken her an nalları dikebilirmişsiniz gibi hissediyorsunuz.”
Frankie’nin tetikçisi Russell’ın kafasının güzel olmadığı tek bir gün bile yok ve Amato’nun onu filme dahil edip etmeme konusunda ciddi şüpheleri vardı. Böyle bir adamla iş yapılmaz diye düşünüyordu, suç filmi olsun veya olmasın. “Ama Frankie’nin bu işe ihtiyacı vardı ve önemli değil diye düşünerek, ‘haydi yapalım şu işi, önümüze bakalım” dedi McNairy, ikili fikirlerini mucizevi bir şekilde hayata geçirirken.

“Çok geçmeden Frankie’nin parası, arabaları ve bir kadını oldu. Her şey gayet iyi gidiyordu, ta ki bardaki o geceye kadar” diyor McNairy. “Andrew’a o güne kadar Brad’le (Cogan) tanışmak istemediğimi söyledim, yani önceden tanışmadık biz, ne bir prova ne bir şey. Ben barda oturuyordum, o geldi ve doğrudan olaya girdik. Cogan benden nasıl yararlanabileceğini görmek için uğraşıyordu, Frankie de iki saat hatta iki saniye sonra neler olacağından habersiz bu düşünceler içindeydi. Yani bizi hem filmde hem de gerçek hayatta ilk defa karşıya karşıya gelirken izleyeceksiniz.”

“Andrew çalışırken bizim neyi nasıl düşündüğümüzü çok iyi tahmin edebiliyor” diyor McNairy. “Bu işte düşüncelerin rastgele havada uçuşmasını istiyor, dolayısıyla ortaya tamamen doğal bu performanslar çıkıyor. Andrew sizi zorluyor ve çok fazla tekrar alıyor, ancak her bir çekim kendi içinde yeni fırsatlar doğuruyor.”

Ben Mendelsohn

Frankie, geçimini köpek hırsızlığı yaparak kazanan Russell adında Avustralyalı biriyle hapis yatıyor.

“Hayali uyuşturucu alacak ve satacak kadar para kazanmak ve kullanabildiği kadarını da kendisi kullanmak” diyor Ben Mendelsohn Russell karakteri için. “Fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak normal biri değil, hatta kanunlar nezdinde hiçbir açıdan normal değil. Leş gibi, kötü bir adam o.” Dominik’in deyişiyle “o zevk için yaşayan bir domuz.”

Frankie ve Russell’ın hayata bakışlarını anlatan Mendelsohn “ikisi de şöyle bir durup gerçekten çok çalışırlarsa istedikleri kişi olabileceklerini söyleyen klasik Amerikan rüyasını kabullenecek tipler değil” diyor. “Bu hiç de onlara göre bir şey değil ama birbirlerini kollarken onlar da değişiyor elbette. Birkaç kere Russell hapishanede Frankie’nin başını beladan kurtarıyor, özellikle de bazı mahkumlarla yakınlaşmak istediğinde. Mümkün olduğunca birbirlerine destek oluyorlar ve anlıyoruz ki onlar için de en iyisi bu zaten.”

“Diyaloglar muhteşem, Andrew gerçekten de kitabı senaryoya uyarlarken harika bir iş çıkarmış” diyor yönetmenle 20 yıldır arkadaş olan Mendelsohn. “Çoğu zaman karakterleri birbiriyle konuşturursunuz, ikisinin de hayatında başka şeyler olup bitmektedir ve genellikle etraflarındaki insanlara neler olduğunu aktaramaz ve anlayamazlar. Ancak dünyanın nasıl işlemesi gerektiğine ilişkin çok sağlam görüşleri var.”

“Film aslında çok da başarılı olmayan insanlarca gerçekleştirilen bir silahlı soygunla ilgili” diyor Mendelsohn. “Suç dolu bu dünyada yer alan çeşit çeşit ilişkileri ve görüşleri anlatan, bunlara uygun olması beklenen kural ve kaidelerle ilgili bir komedi bu. Burada yapmaya çalıştığımız şey ortaya etrafımızda olup biten her şeyle ilgili bir iş çıkarmak. Cogan geliyor ve bir düzen sağlamaya çalışıyor, ama pek de hoş bir biçimde değil.”


Leave a Reply