Superstar

Geçtiğimiz Eylül ayında gösterime giren, Woody Allen’in ‘Scoop’tan bu yana ilk kez yeniden kamera karşısına geçtiği ‘Roma’ya Sevgilerle (To Rome with Love)’ sıradan bir adamın aniden şöhret oluşuna da değinmişti. Çok da albenisi olmayan vasat bir filmdi belki, ama Roberto Benigni ile devleşen bu kısa hikaye İtalyan TV şovlarına hicivsel bakışıyla en keyif aldıklarımdandı.

Xavier Giannoli’nin yönetmenliğini üstlendiği Fransa-Belçika ortak yapımı ‘Süperstar’, sıradan bir adamın durup dururken ünlü(!) olmasını ve bu beklenmedik duruma ‘neden?’ bulma çabasını anlatıyor. Son derece mütevazi, kendi halinde yaşayan Martin Kazinski her gün yaptığı rutin metro seferinde aniden olağan dışı durumla karşılaşıyor. Önce genç bir kadınla göz göze geliyor. Ancak çok geçmeden sıradan, flörtöz bir bakış olmadığını ya da keyfini çıkaramayacağını anlıyor. Bir anda herkes tarafından ismi söylenen, fotoğraf/videoları çekilen daha üç adım atmadan internete düşen Ünlü Martin, ‘aniden ünlü’ durumuna yakalanıyor.

Henüz başındaki beş dakikalık sahnenin özeti, ‘halet-i ruhiye’si bu! Karikatürize bir özet gibi algılanabilir, hatta film bu şekliyle okunabilir. Ancak ‘Neden?’ olduğunu bilmediğimiz, sadece ünlü olduğu için ünlü olan ya da durduk yere ünlenen insanları, sistemin bu durumu kavrayışını ve gösterilen sonsuz ilgi/yergiyi de eklersek bu abartı ve karikatürize anlatım hafif bile kalabilir. Bir yanda olanları anlamaya, diğer yanda ün’süz hayatına geri dönmeye çabalayan Kazinski’nin etrafını akbaba gibi saran medyanın yanı sıra, şöhret algısı, iletişim çılgınlığı ve elbette sürü psikolojisi de taşlamalardan nasibini alıyor.

Kısalarının ardından 2000’li yıllarda uzun metraj filmlere imza atan Fransız yazar-yönetmen Xavier Giannoli, az sayıdaki filmine rağmen festivallerde boy gösteren simalardan. 2006 yapımı filmi ‘Şantör’ün yıldızı Cecile de Frande ile tekrar bir araya gelen yönetmen, başkarakteri Martin’i canlandıran Kad Merad’a çok şey borçlu. Şaşkın, kafası karışık ve sade vatandaş vurgusunda payı önemli. ‘Süperstar’ın yolu uzun: Yeni dünyaya, hızla tüketilen her şeye, şöhret algısına, medya patronlarına, tüketene, tüketilene dokuna dokuna gidiyor. Süresi uzun gelebilir, keyfi bir noktada kabak tadı verebilir. Ama ben, uzadıkça uzayan bu evreyi sarmalın tamamlanması olarak görmeyi tercih ediyorum.

31 Mayıs’tan bu yana izleyebildiğimiz tek tük filmlerde benim gibi ‘algıda seçicilik’ hastalığına yakalananlardansanız, herhangi bir bölümle yaşadığımız günler arasında yakınlık kurmanız mümkün. Atılan sloganlar ve bir kıvılcımla sembolleşecek işaretten tutun da,  komplo teorileri, bilgi kirliliği ve birbirini etkileyen kitlesel hareket gibi. Bana kalırsa Giannoli, abartılı da olsa, toplumsal eleştirisini yapıyor ve sözünü açıkça söylüyor: ‘Dünya artık böyle, her an her şey olabilir!’

‘Süperstar’ işleyişine uygun olarak sürpriz bir şekilde ‘hızlıca’ girdi vizyona. Özellikle son yıllarda TV ve internetin de katkısıyla neredeyse herkesin ‘ünlü’ olduğunu düşünürsek, ‘ünlü kimdir, ne yer ne içer?’ i görmek, bir de bu açıdan bakmak keyifli olabilir.

Hilal Çetinder

(4 Temmuz 2013 tarihinde beyazperde.com da yayımlanmıştır.)


Leave a Reply