Her – Yapım Notları

Bir Spike Jonze Aşk Hikayesi

Los Angeles’ta yakın gelecekte geçen “Her” başkaları için duygusal ve kişisel mektuplar yazarak hayatını kazanan komplike, romantik Theodore’un (Joaquin Phoenix) hikayesini anlatıyor. Uzun bir ilişki sonrası kalbi kırık Theodore’un ilgisini sezgisel ve kendi doğruları olan benzersiz bir mevcudiyete söz veren yeni gelişmiş bir işletim sistemi çeker. Kurulumunu yaparken anlayışlı, hassas ve şaşırtıcı şekilde komik şaşaalı kadın sesi “Samantha” (Scarlett Johansson) ile tanışmaktan çok memnun olur. Theodore’unkilerle birlikte Samantha’nın ihtiyaçları ve istekleri büyüdükçe arkadaşlıkları birbirlerine duydukları aşk olarak derinleşir. Oscar adaylığı olan Spike Jonze’un aykırı bakış açısından “Her” modern dünyada yakınlık doğası ile gelişen orijinal bir aşk hikâyesini keşfediyor. Jonze tarafından yazılan ve yönetilen romantik dram filminin başrollerinde Oscar adaylığı olan Joaquin Phoenix (“The Master,” “Walk the Line,” “Gladiator”), Oscar adaylığı bulunan Amy Adams (“The Master,” “Doubt”), Oscar adaylığı bulunan Rooney Mara (“The Girl With the Dragon Tattoo”), Olivia Wilde ve Scarlett Johansson bulunmakta. “Her”ün yapımcılığını Megan Ellison, Spike Jonze ve Vincent Landay üstlenirken, Daniel Lupi, Natalie Farrey ve Chelsea Barnard ise uygulayıcı yapımcılar olarak görev aldılar. Bir Annapurna Pictures Production’ın Warner Bros. Pictures sunumu olan “Her” ABD’de de Warner Bros. Pictures tarafından dağıtılıyor. Yazar/yönetmen Spike Jonze aşkın doğasına alışıla gelmişin dışında bakan filmi “Her”e farklı stilini ve modern ilişki anlayışını katıyor. Jonze “İlişkinin en zor yanlarından biri de dürüst olmak ve yakın ve sevdiğin insanın kendisi olmasına izin verme. Sürekli olarak değişiyor ve büyüyoruz, bu yüzden soru olmaları gereken kişiler olmalarına nasıl izin vereceğimiz. Anbean, günbegün, yıldan yıla. ” diye belirtiyor. Dahası hala seni sevebilirler mi?

Theodore Sanat şaheseri ses ile kontrol edilen bilgisayar işletim sistemini eve getirdiğinde ve Samantha ile tanıştığında ortaya bazı sorular ve fikirler çıkıyor. Jonze “Dinleyen, anlayan ve sizi tanıyan sezgisel bir sistem olarak pazarlandı.” diyor. Sofistike yapay zekâ Samantha ilk önce sıcak ve anlayışlı yaklaşıyor. Daha sonra bağımsız bir yön çiziyor, geniş yelpazede duyguları olan Samantha aynı zamanda hınzır bir espri anlayışına ve gerçekleri öğrenmek gibi bir hünere sahip. Var olduğu andan itibaren ilişkileri gibi kendisini de geliştiriyor. Jonze “Samantha asistandan güvenilen bir arkadaş ve sırdaşa ve daha sonra çok daha fazla bir şey oluyor.” diye açıklıyor. Theodore olarak karşımıza çıkan Joaquin Phoenix hikâyeyi “şaşırtıcı” buluyor. Film Oscar adaylığı aldığı “The Master”ın çekimleri sırasında gelişse de Phoenix şöyle açıklıyor: “Spike ile fırsat buldukça senaryo ve karakterler hakkında konuşuruz ve tüm bunların geliştiğini görmek çok hoş.” Senaryoyu tamamladıktan bir hafta sonra Phoenix’e yaklaşan Jonze “Onun içgüdülerine güveniyorum, bir şeyde en küçük bir tereddüttü olsun daha derin bir bakışa ihtiyacı olduğunu bilirim.” diyor. “Görüşmemizin ilk beş dakikasında ‘Bu adamı seviyorum. Filmde olmasını istediğim kişi bu.’ diye düşündüm. Joaquin karaktere çok büyük bir kalp ve samimiyet getiriyor. Theodore içinde çok büyük bir mutsuzluk tutsa da onda sevinç ve eğlence için de büyük bir yer var ve bu tatlı bir kontrast.” Kendi başına gelişmesi için tasarlanmış Samantha her roman deneyiminden oldukça keyif alıyor ve daha fazlasını istiyor. Ayrıca Theodore’daki en iyi tarafı ortaya çıkarıyor. Samantha’ya ses veren Scarlett Johansson “Dünyadaki tüm bilgilere ulaşımı olsa da o tüm düşünceleri ve yanıtları o anda yaratıyor. Önceden karar verilmiş hiç bir görüşü yok. Yani tüm derinliğinin yanında masumiyeti ve açık görüşlülüğü de var.” diye belirtiyor. Samantha’nın farkındalığı arttıkça Theodore’unki de artıyor. Theodore onu şehirde kıyı gezintilerine, dağ yürüyüşlerine, sahile gezintiye çıkarıyor ve bu günlük rutini haline geliyor ve Samantha’nın bakış açısı ile birlikte daha önce hiç fark etmediği yerlerin farkına varıyor. Kendisini farklı görmeye başlıyor ki yönetmen bunu romantizmin tomurcuklandığı her filmin ana öğelerinden biri olarak kabul ediyor: “Birbirinize her şeye farklı bakmayı öğretirsiniz ki bu da âşık olmak demek. Umarım âşık olmak ta bakış açısı da ilginizi çeker. Size ilham veren ve sizi zorlayan biriyle beraber olmak demek sezgilerinize yeni bir bakış açısı veriyor demek.”

Sofistike ama fazlasıyla ilişkilendirilebilir “Her” iki uyumlu başrolü arasında yükselen romantizmin ve yansımalarının dramdan kalp kırıklığına macerası. Phoenix ve Johansson Jonze ile birlikte ekranda hiç gözükmeyen Samantha’yı oluşturma, hak ettiği varlığı yaratma zorluğunu beraber üstlendiler. Jonze “Samantha’nın birçok yönü var. Dürüst olmalı ama aynı zamanda hazır cevap, zeki ve sakin aynı zamanda seksi ve ilgi çekici olmalı. Duygusal olarak gelişirken tüm yaşadıkları Scarlett’ın performansından geçiyor.” diye not alıyor. Johansson şöyle hatırlıyor: “Çok akıcı bir süreçti. Bazen Joaquin ve ben beraber kayıt yapardık ve bazen de ben Spike ile çalışırdım ama karakterin ve ilişkinin nüanslarını ortaya çıkarırken her zaman bir derece spontanelik vardı.” Phoenix şöyle ekliyor: “Yapımda herkes filmi samimi ve gerçekçi yapmak için kendini adadı. Bu filmde hiç bir şey normal hissettirmiyor. Senaryodan Scarlett ile çalışmaya, setteki hislere kadar ve bu filmi inanılmaz bir deneyim haline getirdi.” Ayrıca filmin çekimi sırasında oyuncuların dikkatini dağıtan atmosferin her zamanki kinetik enerjiden farklı olduğunu ekliyor.

Jonze “Her”ü yıllarca kafasında taşıyarak oluşturmuş. Şöyle hatırlıyor: “İlk kıvılcım on yıl önce internette gördüğüm bir makaleyle başladı. Makale yapay zeka ile anında mesajlaşma ile ilgiliydi. Link’e tıkladım ve ‘Merhaba.’ dedim ve bana geri ‘Merhaba’ dedi. ‘Nasılsın?’, ‘İyiyim teşekkür ederim. Sen?’. Küçük bir diyalog yaptık ve ilk düşünceler geldi ‘Aman Tanrım bu şeyle konuşuyorum ve beni dinliyor.’ oldu. Ama sonra illüzyon hemen bozuldu ve beni tekrarladığını anladım. Sadece zeki bir programdı. Ama ilk his heyecan vericiydi. En sonunda bir adamın böyle bir mevcudiyet ile ilişki yaşadığı düşüncesi geldi aklıma. Tamamen oluşmuş bir bilinç ile bu nasıl olabilirdi ve bunu bu aşk hikayesini hayal etmek için kullandım.” Jonze “Bu filmde teknolojinin izole bir hayat yaratacabileceği gibi kontak kurabileceği ve toplum olarak nasıl değişebileceğimiz gibi konular hakkında birçok fikir veriyor. Ama hikâyeyi yazarken kendimi bu temaları arka plana atarken buldum. Büyük konsept hep Theodore ve Samantha ilişkisi arkasında kaldı. Tüm sahneler onların gerçek bir çift oldukları gerçeği üzerine kuruldu. İki kişinin arasındaki ilişki olarak baktık ve aşka bakan bir hikâye ve karmaşık bir ilişkiye ve oluşturabildiğimiz kadar açı oluşturduk.” diyor. “Bazı korkulara ve ihtiyaçlara değinmek istedim. İlişkilere getirdiğimiz önyargılara ve beklentilere. Anlamak istemediğimiz şeylere veya ihtiyacımız yokmuş gibi davrandığımız şeylere ama yine de ihtiyacımız vardır. Birbirimize nasıl bağlandığımıza, bağlanmaya çalıştığımıza ve başarısız girişimlerimize odaklanmaya çalıştım. Tanınmak isteriz ama aynı zamanda tanınmaktan korkarız. Samantha gelişmesi için yaratıldı. Ve bir kez harekete geçti mi bizi nereye götüreceği ve neye dönüşeceğimizin hiçbir limiti yok.” 

KAST VE KARAKTERLER

Theodore: Hayatını biriyle paylaşmanın harika hissettiren bir yanı var.

Samantha: Hayatını biriyle nasıl paylaşırsın?

İki âşıktan biri sadece sesi ile var olduğunda bir aşk hikâyesini sunması oldukça zor. Jonze “Bu sadece bir şekilde çalışabilirdi ve tamamen Joaquin ve Scarlett’a bağlıydı. Bağlantıyı sağlayan onların ilişkisiydi ve Theodore ile Samantha’nın aşkı izleyicinin hissedebileceği bir şeydi.” “Kamera Joaquin’in yüzündeyken Samantha’yı dinleyişini görüyoruz ve mimiklerinde ona olan aşkını görüyoruz. Bana göre bu filmin en heyecan verici yönlerinden biri. Film sadece karakterinin ne hissettiğini göstermiyor aynı zamanda cevaplar sunuyor ve Samantha’yı somutlaştırıyor.” Phoenix şöyle ekliyor “Hiçbir zaman bu ilişkiye gerçek bir ilişkiden farklı davranmadık.” Eşit derecede önemli bir konu ise Johansson’ın Samantha’nın farkındalığının arttığını sesi ile yansıtabilmesi. Tüm duyguları hissediyor: keyif, umut, şefkat, özgüven, kıskançlık, şüphe, asabiyet, korku. Johansson şöyle açıklıyor: “Fiziksel beklentiler olmadan bir karakter yaratmak oldukça özgürleştirici bir şeydi.” Samantha ile eş zamanlı olarak bu romantizime dahil olmak demek Theodore’un Catherine ile olan eski evliliğine de göz atmak demekti. Catherine Rooney Mara tarafından canlandırılan başarılı bir nörologolarak karşımıza çıkıyor. Mara: “Spike ilk başta Catherine’i canlandırmak için genç olabileceğimi düşündü ama ben gerçekten peşinden koştum. Çok güçlü bir hikâyeydi. Sadece ilişkilerle ilgili değil. Film kim olduğumuz ve birbirimizle nasıl iletişim kurduğumuz hakkında birçok ilginç soruyu ortaya atıyor. Çok sevdim ve gerçekten bunun bir parçası olmak istedim.” Hala Catherine’in düşüncesi Theodore’un peşini bırakmıyor, o olanlarla ve nedenleri ile barış sağlamaya çalışıyor. Mara: “Filmde Catherine ve Theodore arasında geçen önemli anlara geri dönüş yapılıyor bu yüzden geçmişleri, bir çift olarak hayatları ve Mara’nın hayatının nasıl değiştiği hakkında bir fikre sahip oluyorsunuz.”

Theodore’un hayatında olan bir başka kadın ise en yakın arkadaşı Amy Adams tarafından canlandırılan Amy. Görünüşe göre onunla paralel zamanda kendi evliliğini sonlandırıyor ama koşullar daha farklı. Adams şöyle açıklıyor: “Amy karakterinin evliliği öyle bir noktaya ulaştı ki olmadığı biri gibi davranmaya çalışıyor, kendisi gibi otantik olamıyor. Ve bu onda çok büyük bir strese yol açıyor. Bence bunu yaptığınızda gelişiminiz duruyor, duygusal ve entelektüel olarak. Amy ve Theodore’un ortak yanı çalışmayan bir şey üstünde uğraşmaları.” “Bu tarz bir kadın-erkek arkadaşlığını keşfetmek harika, saklı bir duygu ya da ima edilen bir duygu yok. Amy Theodore’un bu dönemini atlatması için onu zorluyor ama aynı zamanda bunu tatlılıkla yapıyor çünkü onun savunmasızlığının değerini biliyor.” “Spike’ın insanlara ve kadın bakış açısına, onları neyin motive ettiğine ilgisi var, bu yüzden Amy, Catherine ve Samantha gibi karakterleri anlıyorsunuz. Spike bu insanları ve Theodore ile ilişkilerini anlamamız için inanılmaz bir zaman ve enerji harcıyor. Bu karakterlerde kendilerini yansıtan ve ilişkilerle nasıl başa çıktıkları ile ilgili herkesin bir şey bulacağına inanıyorum.”

Olivia Wilde ise inanılmaz canlı bir sahne ile başkalarının ayarladığı bir randevu için Theodore’la bir araya geliyor. Yüzeyde bu randevu tamamen mükemmel: göz alıcı, akıllı, başarılı ve kusursuz ama bir yandan başka bir hikâye. Wilde: “O her şeye sahip ama yine de yaralı. Korkularına göre yaşıyor, biyolojik saatinin verdiği korkular, kendi başarısızlıklarının getirdiği korkular ve hayatının nereye gittiği. Theodore ile benzer bir boşluğa sahip ve umutsuzca bunu doldurmaya çalışıyor. Bu kadar çok duygusal yük ile Samantha’ya ilginç bir kontrast yaratıyor.” Wilde bilerek Phoenix ile kendi sahnelerinden önce görüşmemiş. “Spike ilk defa tanışacağın biriyle randevuya çıkmanın verdiği gergin heyecanı sürdürmek için bizi o ana kadar ayrı tutmak istedi. Bu yüzden havuza atlamak gibi bir şey oldu ki bu heyecan vericiydi ve bir oyuncu için oldukça eğlenceliydi.” Filmin yardımcı oyuncularından Chriss Pratt Theodore’un uyumlu ofis arkadaşı Paul olarak karşımıza çıkıyor. Paul Samantha ve Theodore’u kendi canlı sevgilisi ile birlikte randevuya davet eder ve bir saniye bile Samantha’nın işletim sistemi olduğunu vurgulamaktan çekinmez. Matt Letscher ise Amy’nin önyargılı eşi Charles rolünde.

HAYALİMİZİN LOS ANGELES’INI YARATMA

Film zarif ve iyimserlikle evrimleşmiş Los Angeles’ın hikâyesini çözümlüyor. Gerçek gibi hissedeceğimiz kadar tanıdık ama birazcık ulaşamayacağımız kadar farklı. Jonze “Filmin hangi zamanda geçtiği hiç bir zaman gerçekten tanımlanmadı. Buna çok erken karar verdik. Geleceğin ne olacağı tahminleri ve öngörüleri ile ilgilenmiyorduk. Önemli olan hikayeye doğru gelecek geleceği yaratmaktı.” diyor. Öngörülen aslında “…havanın güzel, yemeklerin harika, her şeyin güzel olduğu ve rahat ve kaliteli materyallerle yapılmış, kumaşların yumuşak ve zengin ve yaşamak için güzel, sıcak bir yer; bir bakıma ütopik bir ortam. Teknolojinin daha sofistike bir hale geldiği ve hayatımızı daha kolay ve iyi yapmaktan çok daha fazla servis sağladığı bir yer. Her şeyin temiz ve renkli olduğu yer. Bana yalnızlık ve iletişimsizlik için ilginç bir yer gibi geldi.” Arabasız bir LA? Shanghai yakınlarındaki Pudong Distirct’te yükseltilmiş yaya yolları insanları arabaların gürültüsünden koruyor. Çin’e özgü olan ile Los Angeles’ı bağdaştırmak bazı dijital sanata ihtiyaç duyurdu. Los Angeles ait birçok otantik referans noktalarını gösteriliyor, Samantha ve Theodore’un eğlenceli bir akşam geçirdikleri Santa Monica Pier, şık Pacific Design Center Theodore’un yaşadığı binan girişini oluşturuyor.

page7image16688

MÜZİK

Filmin müzikleri Owen Pallett iş birliği ile Grammy ödüllü grup Arcade Fire tarafından yaratıldı. Jonze müzikler için şöyle diyor: “Arcade Fire müzikleri yazmaya biz filmi çekerken başladılar, bu yüzden bazen müzikleri sette çalardım. Onlara fotoğrafları ve videoları gönderirdim, bize büyük bir materyal demeti gönderdiler, belki 50 adet müzik vardı. Yapılan müzikler gerçekten çok güzel ve hikâye için özel.”

KAST HAKKINDA

JOAQUIN PHOENIX (Theodore) “The Master” filmi ile 2013 yılında Oscar, BAFTA, Altın Küre ve Critics Choice Ödüllerinde En İyi Erkek Oyuncu adaylığı aldı. Puerto Rico’da doğan oyuncu kariyerine sekiz yaşında başladı. Küçük bir çocuk olarak birçok televizyon dizisinde yer aldı; “Hill Street Blues,” “The Fall Guy” ve “Murder, She Wrote.” 2000’de Phoenix Russell Crowe ile karşılıklı rol aldığı Ridley Scott’un “Gladiator” filmi ile ilk Oscar adaylığını aldı. Oscar yanında Altın Küre ve BAFTA kazandı.

Rol aldığı bazı filmler: “Quills”, “The Yards”, “Signs”, “The Village”, “Buffalo Soldiers”, “Ladder 49”, “Hotel Rwanda”, “Walk the Line”, “We Own the Night”, “Reservation Road”, “Two Lovers”, ve “I’m Still Here”.

SCARLETT JOHANSSON (Samantha) Hollywood’un en yetenekli genç oyuncularından biri olarak bir Tony ve BAFTA kazandı, dört Altın Küre adaylığı bulunuyor. Bu yılın başlarında Maggie rolünde “Cat on a Hot Tin Roof” müzikalinde yer aldı. Johansson “Lost in Translation” filmindeki rolü ile güzel eleştiriler ve Venice Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldı. Johansson 12 yaşında “The Horse Whisperer” filmindeki rolü ile tanındı daha sonra “Ghost World” filmindeki rolü ile Toronto Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü aldı. Rol aldığı diğer filmler: “The Avengers”, “Hitchcock”, “We Bought A Zoo”, “Iron Man 2”, “In Good Company”, “A Love Song for Bobby Lon”, “Match Point”, ”He’s Just Not That Into You”, “Vicky Cristina Barcelona”, “The Other Boleyn Girl”, “The Spirit”, “Girl with a Pearl Earrin,,” “The Island”, “The Prestige”, “The Nanny Diaries”, “North” ve “Just Cause”.

AMY ADAMS (Amy) dört Oscar adaylığına sahip. Bulunduğu etkileyici çalışmalar büyük stüdyo projelerinden bağımsız yapımlara kadar değişiklik gösteriyor.

Bulunduğu projeler: “American Hustle”, “The Master”, “Man of Steel”, “The Ten Best Days of My Life”, “Object of Beauty”, “Junebug”, “Doubt”, “The Fighter”, “Enchanted”, “Catch Me If You Can,” “Talladega Nights: The Ballad of Ricky Bobby”, “Charlie Wilson’s War”, “Sunshine Cleaning”, “Miss Pettigrew Lives for a Day”; “Night at the Museum: Battle of the Smithsonian”, “Julie & Julia”, “The Muppets” ve “Trouble with the Curve”.

ROONEY MARA (Catherine) kariyerine New York Üniversitesine kayıt olduktan çok kısa bir süre başladı. Üniversite yıllarında bağımsız bir filmde rol alarak oyunculuğa olan ilgisini keşfetti ve daha sonra tam zamanlı olarak oyunculuk yapmak için Los Angles’a taşındı. “The Girl with the Dragon Tattoo” filmi ile tüm eleştirmenleri kendine hayran bıraktı. Yakın zamanda ise “Side Effects” filminde Channing Tatum ve Jude Law ile karşılıklı oynadı. Rol aldığı diğer filmler ise: “Tanner Hall”, “The Social Network”, “Youth in Revolt” ve “The Winning Season”. Rol aldığı bazı televizyon programları ise “ER”, “The Cleaner”, “Women’s Murder Club” ve “Law & Order: SVU”.

OLIVIA WILDE (Blind Date) yakın zamanda Formula Bir biyografisi olan “Rush”ta rol aldı. Wilde film yapımcılarının dikkatini rol aldığı film “Tron: Legacy” ile üstüne çekti. Daha sonra ise “People Like Us”, The Words”, “Butter”, “The Next Three Days”, “Year One”, “Alpha Dog”, “Bickford Schmeckler’s Cool Ideas” ve “Conversations with Other Women”gibi filmlerde rol aldı. Wilde beyazperde dışında dört Emmy ve iki Altın Küre ödüllü televizyon programı “House”ta yer aldı.

FİLM YAPIMCILARI HAKKINDA

SPIKE JONZE (Yazar/Yönetmen/Yapımcı) Oscar adaylığı olan “Being John Malkovich” ve Nicolas Cage, Chris Cooper ve Meryl Streep’in başrollerinde olduğu “Adaptation” gibi iddialı filmlerin arkasında duruyor. Yapımında bulunduğu bazı filmler ise “Where the Wild Things Are”, “Human Nature”, “Synecdoche, New York”, ve “Jackass Presents: Bad Grandpa”. Kendisi aynı zamanda “Jackass” TV programı ve filmlerinin yaratıcısı ve yapımcısı. 

(Basın bülteninden)


Leave a Reply