Ondine

Masalla gerçekliğin bir arada olduğu “Ondine” filmi, Colin Farrell’in alışık olduğumuz sert ve sorunlu erkek tipinden farklı olduğu için ilgi çekti öncelikle. Ben de merakıma yenilip haftanın vizyon filmlerini ‘Ondine’ ile açtım. İrlandalı senarist ve yönetmen Neil Jordan, köklerine dönerek İrlanda’nın içinden bir masal hikayesi oluşturmuş. Filmin platformu, ileride görmek istediğim yerler listesine giren çok şirin bir İrlanda sahil kenti olan Cork. Yönetmenin vampir hikayesiyle çok ilgi çeken ‘Vampirle Görüşme’ filmi düşünülürse, denizkızı hikayesi fikri çok da sıra dışı gelmiyor aslında.

Filmin bana göre en güzel tarafı İrlanda’nın sahil kentinin manzarasını, yaşamını, evlerini ve hayatını filme taşımış olması. Onun dışında masal ile gerçekliğin birbirine karıştığı bu umutsuz gibi gözüken mutlu film, mükemmel kategorisinde yer almıyor. Ama yine de Colin Farrell’ı uysal ve anlayışlı bir karakterde görmek ilginç bir deneyim olabilir.


read more

Lars Von Trier deyince zaten sanırım bir duraklama hakkı oluyor sinemaseverlerde. Antichrist’de öyle herkesin seveceği hatta izleyebileceği bir film değil. Benim de ille de izleyin diyebileceğim bir film olamıyor. İçinde bolca cinsellik, durağanlık, zaman zaman bilinmezlik ve tahminlerin  çok ötesinde şiddet var. Eğer Von Trier’in ‘Dogville’ ve ‘Manderlay’ filmlerinden hoşlanmadıysanız bu filmi size gönül rahatlığıyla tavsiye edemem. Hatta o filmlerden hoşlandıysanız bile tavsiye etmesi zor bir film. Nasıl, yeteri kadar merak uyandırabildim mi :-)

Tüm bu kafa karıştırıcı yorumların ardından, itiraf etmeliyim ki film çok etkileyici bir sahneyle başlıyor.


read more

“Le Herisson” filminde Paris’in bir apartmanına konuk oluyoruz. Dış mekanın yok denecek kadar az olduğu filmde mekan apartman ve apartman sakinlerinin evi.  Özellikle Avrupa filmi sevenlerin keyif alacağı bir film “Yaşamaya Değer – Le Harisson”. Paris’in zengin ve durumları hayli iyi olanların yaşadığı apartmanda birbirinden tamamen farklı insanların hayatlarının kesişmesi ve etkisinin anlatıldığı hikayede başkarakter 11 yaşındaki Paloma’dır. Filmin ilk sahnesi Paloma’nın kameraya kendisini çekmesiyle başlıyor zaten.

Yaşıtlarından farklı düşünen Paloma, hayatı çok da yaşamaya değer bulmadığına ve yeni yaşına gireceği gün intihar etmeye karar vermiştir.


read more

Son derece sarsıcı bir belgesele hazırlıklı olun. Bu yıl en iyi uzun metrajlı belgesel Oscar’ıyla birlikte pek çok ödül de kazanan “Koy”, korku filmini aratmayacak şekilde çekilmiş bir belgesel. İçinde belgeselin tüm unsurlarını barındırırken, sinema diliyle de belgesel dışına çıkmayı başarabilmiş. İzlerken yunuslar hakkında aslında ne kadar az şey bildiğimi üzülerek fark ettim. Sonucundaysa hem hüzünleniyor, hem fazlasıyla öfkeleniyor ama en önemlisi de farkında oluyorsunuz. Benim için tüm bunların dışında hissettiğim çaresizlik ise ayrıca eklenenlerden oldu. Bu nedenle kendi çapımda yazarak da olsa yunusların sessizliğine ve bu belgeseli ortaya çıkaranlara desteğimi bir şekilde göstermek istedim.

“Koy”un çekilmesine vesile olan Richard O’Barry aslında bu filmle bir vicdan hesaplaşması yapmış ve adeta günah çıkartmış. Ama filmin geneline baktığınızda hala yeteri kadar kendini affedememiş olduğunu da görüyoruz. Richard O’Barry geçmişte hepimizin çok iyi bildiği “Flipper” serisinin mimarlarından. Flipper dizisi için kullanılan 6 yunusun 5 tanesini bizzat kendisi yakalamış ve itinayla eğitmiş.


read more

Gerçek hikayeden senaryolaştırılmış bu anlaması da, izlemesi de, yazması da zor  olan film gerçekten çok etkileyici. İran’da geçen hikayede en ilginç olan ise başından beri bilinen, hatta filme adını veren finalin, sonuna doğru yaklaştığınızda bile sizi şoka uğratıyor olması, kanınızı dondurması. Çok ciddi satış rekorları kıran bu kitap İran’da da yasaklandı zaten. Filmde Soraya’nın halası Zehra karakterini canlandıran Shohreh Aghdashloo bildiğiniz gibi ‘House of San and Fog’ filmindeki rolüyle Oscar’a aday gösterileren İran’lı ilk oyuncu olmuştu.
“Soraya’yı Taşlamak” İran asıllı Fransız yazar Fereidoune Sahebjam’ın romanından senaryolaştırıldı. Yazar maalesef romanının film halini göremedi ama geride tüm dünyada yankı uyandıran bu filmi bıraktı. Ülkemizde vizyona girecek mi girmeyecek mi derken sonunda bu hafta vizyona girdi. Film pek çok dini ve politik yorumları da beraberinde getirecek eminim ki, ben pek de onlara değinmeden yazmaya çalışacağım.

Yıl 1986, gazeteci Freidoune (James Caviezel) İran’ın Kupayeh köyünden geçerken yolda arabası bozulur. Mecburi durakladığı sırada arabasını tamire bırakırken, siyah çarşaflı kadın adamın gazeteci olduğunu anlar. Zor koşullar altında onunla konuşmaya çalışan Zehra, ona bir gün önce yaşanan hikayeyi anlatmak ve tüm dünyaya duyurmak ister.


read more