Siyah Beyaz

Merak etmeyin, bolca griler de var filmde…

18.45 seansı…içerde 20 kişi var. Aslında daha az bekliyordum o saate göre. Yine de fena sayılmaz değil mi?

Bu kez başrol mekân…yanında da muhteşem bir oyuncu kadrosu. Filme adını da veren “Siyah Beyaz Sanat Galerisi ve Barı” neredeyse tüm alanlarını zemin yapmış filme. Tanıtım yazısında da yazdığım gibi, bu filme biraz daha fazla sübjektif yaklaşabilirim, bu konuda sizi önceden uyarmalıyım. Çünkü bu film, daha doğrusu bu mekân benim için ayrı bir önem taşıyor. Öğrencilik yıllarımın hemen bitiminde “Siyah Beyaz Sanat Galerisi” ilk çalışma yerim oldu. Bu yerin sahipleri Fulya – Faruk Sade ile tanışma ve bu mekânı soluma şansını yakalayanlardanım. Filmi izlediğinizde göreceğiniz galeri, bar, duvarlarda asılı fotoğraflar ve atmosfer hepsi gerçek. Müdavimi olanlar zaten bilirler, buranın öyle bir havası vardır ki hiç gitmemiş olanlar girmeye çekinir, girenler de çıkmaya. Ortada yazılı olmayan bir anlaşma var gibidir.

Siyah Beyaz

Neyse, gelelim filme ve konusuna. “Siyah Beyaz” filminde zaman neredeyse tamamen bu mekanda geçiyor. İlk önce öyle akıp giden, sizi alıp götüren bir film beklemeyin. Film barın müdavimi olan dört kişi ve barın sahibi Faruk’un etrafında dönüyor. Önce bu karakterleri tanımaya başlıyoruz yavaş yavaş. Hiçbir zaman da tam olarak bitiremiyoruz aslında bu tanımayı. Yaşını başını almış bu simaları tıpkı gerçek hayatta da olduğu gibi ancak bir yere kadar tanıyabiliyoruz. Filmin başrolünde yer alan mekânın sahibi Faruk (Taner Birsel), 24 yıldır Siyah Beyaz’ın sahibi, biraz yorgun, biraz sinirli (gerçekten öyle), insanları mekânında keyifle ağırlayan, hiç tavizsiz ve bar müdavimlerin dostu olarak karşımızda. Barın müdavimlerinden Ahmet Nihat (Tuncel Kurtiz) 70 ‘li yaşlarda, komünist, oldukça hızlı bir hayat yaşamış bir ressam. Bir yerde tutunamamış, seyyar bir hayat yaşamış, sürekli evini değiştiren ama asla gittiği barı değiştirmeyen karakteriyle grubun ihtiyar delikanlısı. Ekibin diğer üyesi, filmin hemen başında karısı tarafından terk edilen, günlerini iş bitse de bara gidip bir tek atsam diye geçiren, hayatından ve işinden fena halde sıkılmış, tek eğlencesi mekânda arkadaşlarıyla vakit geçirmek olan doktoru (Nejat İşler). Filmin belki de en az konuşan en sakin karakteri olan Muzaffer (Erkan Can), hukuk okumasına rağmen hiç avukatlık yapmayan, babadan zengin, kalp krizi geçirince de inzivaya çekilmiş, bar müdavimi arkadaşları dışında tek dayanağı Müzeyyen adında sümüklü böcek olan tiplemeyle karşımızda. Okul yıllarında aşık olduğu sevgilisiyle yolları ayrılmış ve bir daha ne aşık olmuş ne de evlenmiş. Ne bırakabilmiş, ne de tam ait olabilmiş bir şeylere. Cüzdanında sakladığı yıllar öncesinin fotoğrafı da arada kalmışlığının bir işareti gibi. Ekibin tek kadın karakteri Ayten (Şevval Sam) ise oldukça çekici, iyi bir iş kadını, düzenli bir ilişki kuramayan ve yalnızlığı hayat felsefesi olarak kabul etmiş günümüz kimi modern, özgür kadınının bir örneği adeta. Hepsinin parası, güzel evleri var. Ancak onları tek mutlu eden yer daha doğrusu olmazsa olmazı Siyah Beyaz Bar. Mutlu oldukları bir yer mi ondan da emin değilim, sadece gittikleri ve hep gitmek istedikleri bir yer…Hepsi belirli bir saatte sözleşmiş gibi bara geliyor, içkilerini içip sohbet ederek mesailerini bitiriyorlar gibi dağılıyorlar evlerine. Her şey rutininde akıp giderken, barın sahibi Faruk’un hiç beklemedikleri bir an da barı kapatma kararıyla adeta evleri gibi olan mekânın ellerinden alınma hissine kapılmalarıysa kaçınılmazdır.  Dile kolay, her ne kadar hepsinin farklı hayatları olsa da, aslında onları bağlayan, ne olduğu bile tam olarak belli olamayan mekân sevdası sona ermek üzere…

Siyah Beyaz

Tüm bu karakterlerin yaşadıkları, sorunları, mekâna yaklaşımları, birbirleriyle paylaşımları hepsi filmin konusunu oluşturuyor. Orada yaşanan tarih, gelen giden, bir daha hiç gelemeyen, ölenleri andıkları ve belki de kendilerini buldukları tek yer. Bir nevi gerçek hayat gibi…bu yüzden bir giriş, gelişme ve sonuç beklemek doğru olmaz, filmde de bu yok zaten.

Bana göre filmin en hoş sahnelerinden biri az konuşan Erkan Can’ın eski sevgilisiyle bar da yaptığı kısa sohbet. Derya Alabora’da eski aşık olarak ayrı bir renk katmış filme. Nejat İşler ise görmeye alışık olduğumuz maço erkek karakterlerinden oldukça farklı bir tiplemeyle çıkıyor karşımıza.

Siyah Beyaz

Filmde Faruk’un barı kapatma kararından sonra gördüğü rüyada gözüken tüm tipler barın gerçek müdavimleriymiş. Hatta filmin yönetmeni Ahmet Boyacıoğlu da barın sıkı müdavimleri arasında yer alıyor. Sanırım bugün bile gitseniz filmdeki tiplerin pek çoğunu görürsünüz. Barın gerçek sahibi Faruk Sade’de film içinde yer alan figüranlardan biri 🙂

Filmde yaşanan kopuklukları da yok saymak olmaz. İkinci yarıda birden nereden geldiğini anlayamadığımız hop oturup hop kalkma yani alevlenme sahnesi askıda kalmış gibi…

Sonuç olarak görüyoruz ki işi gücü olanlar, kariyer sahibi insanlar hepsi ama hepsinin bir dayanağa ihtiyacı olabiliyor. Bu, günümüz dünyasının yarattığı yalnızlığı dolduracak bir mekân dahi olabiliyor.

Kısaca bir mekâna uzun yıllarca müdavim olanların halden anlayacağı bir film olmuş. Hele de söz konusu bu mekân, yıllardır hiç çizgisini bozmayan, Ankara’nın en bilinen mekânlarından biriyse.

Yolunuz oralara düşerse, Kavaklıdere’de yer alan “Siyah Beyaz” mekânını ziyaret etmenizi öneririm. Eminim keyifli bir gezi olacaktır…Şahsen ben, ilk Ankara ziyaretimde Siyah Beyaz Bar’a gidip, oradaki siyah beyaz fotoğraflara bakıp şarabımı yudumlamak için sabırsızlanıyorum…Bu yüzden, belki de orada görüşmek üzere diyorum…

 

İyi Seyirler

Hilal

Hilal

 

 

Yorumlar

“Siyah Beyaz” için bir yanıt

  1. Filme gitmeyi düşünmüyorum ama barı merak ettim hakkaten. İlk Ankara seyahatimde ekibi toplayıp gideceğim 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir