Bu hafta en çok görmeyi istediğim iki filmle başladım hafta sonuna. Biri ilkinden büyük zevk aldığım “Iron Man 2” diğeri de “Tolstoy: Aşkın Son Mevsimi”. Iron Man 2 de izlediğim çok da yeterli olamayan görsel şovu ve bol teknoloji dopingini, Tostoy’un son zamanlarına ve aşkına tanık olduğumuz “Aşkın Son Mevsimi” fazlasıyla dengeledi.
Sırayla gidelim, önce “Iron Man 2″ tabi ki.
2008 yılında vizyona giren ilk film bildiğiniz gibi En İyi Görsel Efekt ve En İyi Ses kategorilerinde Oscar’a aday olmuştu. İkinci film için de aynı başarıyı yakalamayı ummuşlar.
Film, tam da ilkinin bittiği yerden, Tony Stark’ın çenesini tutamayıp “Iron Man” olduğunu basın toplantısında açıkladığı yerden başlıyor. İlkinde bu sahneyi izleyip filme noktayı koymuştuk. Iron Man 2’de bu basın toplantısının televizyondan yayınıyla başlıyor. Basın toplantısını yapan taraf Demir Adam için hiçbir sorun yokken, televizyonda izleyenler için her şey çok da öyle olmayabiliyor. Bu sahnede Demir Adam’ın filmdeki baş düşmanı olacak Ivan Vanko (Mickey Rourke)’un özel mekanına tanık oluyoruz. Yüzünde hüzün ve babasının başında.
Silah üreticisi Tony Stark, Demir Adam olmanın tadını tam anlamıyla çıkartıp, tüm dünyada şovlar yapıp ününe ün katarken, babasının intikamını almaya kararlı fizikçi Ivan ise planlar peşinde.
![]() |
Her şeyin bir bedeli olduğu gibi Demir Adam ününün de bir bedeli var elbet, Demir Adam kostüm teknolojisini orduya vermesi için ciddi baskı altında. Medyanın ilgi ve baskısı dışında teknolojisini almaya çalışan senatör Stern ve işadamı Justin Hammer legal yollardan onu zorlarken, Ivan hiç tavizsiz kendi yaptığı kıvılcım saçan kırbacıyla kuralsız düşman oluyor.
Filmde iki düşman olarak göreceğimiz Demir Adam ve fizikçi Ivan, tüm bu teknolojinin ardında derin hüzün yaşayan insanlar aslında. Tony Stark Demir Adam olmasını sağlayan maddenin onu yavaş yavaş ölüme götürdüğü gerçeğini içinde yaşarken, Ivan ise hüznünü öfkenin arkasına saklıyor. Her ne kadar kötü adam olsa da Ivan karakterine yani Mickey Rourke’a o kadar kızamıyor, aksine zaman zaman üzülüyorsunuz bile.
![]() |
![]() |
Filmin en hoş tarafı ise şüphesiz ilkinden farklı müthiş bir oyuncu kadrosu. Robert Downey Jr. yine tek başına alıp götürmüş filmi. Artık onun filmlerinin olmazsa olmazı olarak kabul ettiğim mizah ve zeki espriler yine bu filmde de kendini gösteriyor. İlk filmdeki Papper yani Gwnetth Paltrow yine Demir Adam’ın sağ kolu ve bir türlü ilerleyemeyen duygusal ilişkinin kadın kahramanı olarak karşımızda. “Moon” filminde hayran kaldığım Sam Rockwell ise işadamı Justin Hammer olarak çıkıyor karşımıza. Sarışın olmayan Scarlett Johansson ise daha filmin başlarında ringdeki dövüş sahnesiyle çok da alışık olmadığımız bir rolle filmdeki cazibesini gösteriyor. İki farklı tiplemeyle izlediğimiz Johansson’un beyaz zemin üzerinde siyahlar içindeki dövüş sahneleri filmin kısa ama güzel sahnelerinden biri. Bu kadar ünlü oyuncu yetmezmiş gibi yine hayran olduğum iki oyuncu Don Cheadle James Rhodes rolüyle ve Samuel L. Jackson ile doruğa ulaşıyor. Samuel Jackson’ı ilk bir saate kadar göremiyor olmamız da filmin azizliği… Dolu dolu oyuncu kadrosu olunca onları ancak kısıtlı sürelerle izleyebiliyoruz maalesef. Robert Jr. ve Don Cheadle’nin kostümler içinde kavga ettikleri sahnede keyifli sahnelerden biri, kendinizi bilgisayar oyunundaymış gibi hissedebilirsiniz.
![]() |
![]() |
Bu kadar ünlü isme rağmen ilki kadar etkili gelmeyebilir size de. Ama benim gibi iflah olmaz bir Robert Downey Jr. hayranıysanız ve çok da beklenti içinde değilseniz film hoşunuza gidebilir.
Birkaç sahne dışında -ki özellikle yarış sahnesinde Ivan’ın ağzından hiç düşürmediği kürdanı ve kıvılcım saçan kırbacıyla geldiği sahne- çok da fazla aksiyon sahnesi beklentiniz olmasın. Ama Monaco Grand Prix’nde gerçekte de böyle bir sahne olduğunu düşünsenize…
Film her şeye rağmen Iron Man fanlarının hoşuna gidebilir. Ayrıca AC/DC şarkılarından oluşan sountracki de kulaklarınızın pasını silebilir.
İyi Seyirler
Hilal





Bir yanıt yazın